Uluslararası sistemin, Türkiye ile tarihten gelen sıkı bağları olan Ortadoğu’nun sıcak ilişkiler kurabilmesine uygun hale gelmesinin ardından Türkiye son birkaç yıldır gerek ekonomik gerek siyasal gerekse kültürel etkileşimini arttırmış ve bölgesel güç olabilme yolunda emin adımlarla ilerlemiştir. Bölge ülkeleriyle yaptığı yüksek düzeyde stratejik anlaşmalar, karşılıklı vizelerin kaldırılması gibi adımlar atılmış ve Türkiye tarihsel ve kültürel bağlarını devletsel düzeyde kullanarak bölgede aktif bir role bürünmüştür. Bölge ülkeleriyle ilişkiler geliştirilirken bahsedilen ülkelerin en büyük sorunu 1950 ve 1960’lı yıllarda birçoğu yapılan askeri darbelerle iş başına gelen ve halkın birçoğunun rızası olmadan hüküm süren anti-demokratik rejimleriyle hanedan sistemi kuran Devlet Başkanlarıydı.
Tunus’ta başlayan, halkların diktatör Devlet Başkanlarına karşı başkaldırdığı ve Arap Baharı olarak bilinen halk isyanlarının sonucunda birçok devletin Devlet Başkanı değişmiş, halklar yıllarca süren baskıcı rejimden kurtulmak için çok büyük bir adım atmışlardır. Bu noktada Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bölgeyi ziyareti daha önemli ve anlamlı bir hale gelmiştir zira Mısır, Tunus ve Libya gibi ülkelerde yıllarca hüküm süren ve halkı demokrasiden yoksun bırakan liderler ülkenin de demokrasi tecrübesi kazanamamasına sebep olmuştur. Bu anlamda bölge ülkeleri demokrasi tecrübesine sahip ve kendi toplumsal yapısıyla benzerlik gösterecek kendisiyle ortak tarihe sahip ülkenin modelliğine muhtaç gözükmektedir. Görülen özellikler ise büyük oranda Türkiye’de mevcuttur nitekim Türkiye de bölge ülkelerinde hüküm süren yapılanmadan (1940’lı yıllardaki CHP) 1950 yılındaki seçimlerle kurtulabilmiştir. Türk demokrasisinin başından dört darbenin geçmesi, birçok defa seçimlere gidilmesi Türkiye’nin demokrasi tecrübesini arttıran etkenler arasında görünmektedir. Bu model olma durumu Türkiye’nin tarihi misyonunun da gereği olarak görülebilir.
Recep Tayyip Erdoğan’ın sürpriz sayılabilecek “Mısır laik olmalı” sözü bazı kesimlerce şaşkınlıkla karşılandı zira ülkesinde laik taraftarları tarafından laiklik karşıtı olarak algılanan bir Başbakandan kimse böyle bir tavsiye beklemiyordu. Peki, laik olmayan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı neden böyle bir söylemde bulunmuş olabilir? Böyle bir söylem öncelikle batıya bir mesaj olarak algılanabilir zira Türkiye Ortadoğu için batıya Türkiye’nin bölge ülkeleri için model olabileceğini ve bölgeyi radikalizmden ancak kendisinin modellik yapması vesilesiyle kurtarabileceği mesajını veriyor nitekim laikliği açıklarken bütün inançlara eşit mesafede olan ve Türkiye’de olduğu gibi ılımlı İslam’a yakın bir rejim tavsiye etmesi de bunun tezahürüdür. Bu mesajdan ve Türkiye’nin modellik rolünü üstlenmesinden pekâlâ batıda hoşnuttur zira Ortadoğu’da etkin olan ve batının çıkarlarına uymayan politikalar izleyen ve Şii jeopolitiğinde mezhebini ihraç ederek etki alanını genişleten İran’a karşı alternatif tek devlet Türkiye olarak göze çarpmaktadır. Ortadoğu’da batının menfaatleri göz önüne alındığında batı için de Türkiye vazgeçilmez olarak görünmektedir.
ABD’nin Irak ve Afganistan örneklerinde görüldüğü gibi bölgede istediğini güç kullanarak yapamamış ve çok büyük imaj kaybı yaşamıştır. Bölge insanlarının güvenini kaybeden ABD direk olarak bölge politikalarına müdahil olmadan menfaatlerini yerine getirme sürecine girmiştir. Bölgede büyük emelleri olan ABD Ortadoğu pazarını tüm dünyaya daha doğrusu kapitalizme açmak suretiyle bölgede uluslararası şirketlerin etkin bir rol almasını istemektedir. Kapitalizmin son yıllarda yaşadığı krizler bölge diktatörleriyle karşılıklı anlaşmalara sahip büyük uluslararası şirketleri tatmin etmemekte ve kapitalizme yeni müşteriler kazandırılmasına ihtiyaç vardı, tam bu noktada halk hareketleri ve sonrasında oluşacak ekonomik politikalar ileri kapitalist ülkeler için büyük önem taşımaktadır. Kimileri kapitalizmin bölgeye girmesini bölgenin, halkın tüketim alışkanlığı elde etmesi ve tekelden kurtulan ekonomide girişimcinin önünün açılmasıyla birlikte bölgenin dünya ekonomisine uyum sağlaması olarak yorumlarken kimileri ise büyük devletlerin ve uluslararası şirketlerin bölgeyi açık pazar haline getirmek suretiyle bölge halkını sermayenin kölesi yapması olarak algılamaktadır. Her iki görüşünde kısmen doğru olduğu düşünülürse batılı büyük devletler kadar olmasa Türk işadamları özellikle müteahhitlik gibi ihtiyaç duyulan iş alanlarında öncü olacaklardır. Ekonomide tekelleşmenin kaldırılmasıyla beraber Türk sermayesi pastadan büyük pay alacak gibi gözüküyor.
Türkiye’nin bölgede son birkaç yıldır uyguladığı yumuşak güç politikası da Türkiye’nin bölgede elini güçlendiren etkenler arasındadır. Zira son yıllarda bölgede yayınlanan Türk dizileri gibi medya yoluyla halkın etkilenmesi, bölgeye hitap edecek Arapça kanalların açılması ve halkların turizm, eğitim gibi vesilelerle tekrar kaynaşması uygulanan politikanın tezahürüdür denilebilir. Halkların birbirine bu kadar bağlı ve Türkiye’den beklentilerin bu kadar yüksek olması bölgeyi güçle değil de gönüllü olarak değiştirmek isteyen batılı güçlerin gözünden kaçmamaktadır. Bölgede böylesine etkin bir politika izleyen, tarihsel bağlarını tekrar canlandırma emeli olan, demokratik yapısı ve istikrarlı ekonomisiyle bölgede gerek siyasi gerek kültürel olarak lider duruma yükselen Türkiye bölgesinde sözü geçen ve batılıların muhtaç olduğu bir aktör haline gelmiştir.
Arap coğrafyasıyla Türkiye’nin arasını açan önemli sorunlardan birisi de geçmişte Türkiye’nin İsrail ile olan yakın ilişkileriydi. Nitekim Türkiye ile İsrail arasında birçok askeri ve stratejik anlaşmalar yapılmıştır. Son birkaç yıla kadar ilişkilerin devam ettiği İsrail ile önce Başbakanın “one minute” çıkışı ardından Gazze’ye gemiler aracılığıyla yardım götüren dokuz Türk vatandaşın İsrail askerlerince şehit edilmesi ilişkileri ilerleyen dönemlerde kopma noktasına getirmişti.
Türkiye’nin İsrail karşısındaki bu tutumu yıllardır Arap Devlet Başkanlarının bu konudaki pasifliğinden bıkan bölge halkının teveccühlerinin Başbakan’a dolayısıyla Türkiye’ye yönelmesini sağlamaktadır. Siyasi ve kültürel olarak bölgede lider olmaya aday olan Türkiye ortak düşman olan İsrail’e gösterdiği net tavır ile de dini açıdan kısmen lider olmaya doğru ilerliyor nitekim hilafet makamının hala sahibi (TBMM) olan Türkiye bölge halkının tarihten gelen beklentilerle birlikte yegâne umudu olmuştur.
Sonuç olarak Ortadoğu’da yıllardır koltukları kendi çıkarları için işgal eden diktatörler gitmiş ve Ortadoğu’da yepyeni bir dönem başlamıştır. Arap Baharı olarak adlandırılan bu hareket ister halkın kendi iradesiyle olsun ister batılı kuvvetlerin bir planı olsun Türkiye ve bölge için hayırlı olacak gibi görünmektedir. Türkiye için açan bahar çiçekleri bir asırdır tüm dünyada süren zulüm kışının bitmesinin mukaddimesi olacaktır…
SDE Stajyerİ*
KAYNAKÇA: