II. Dünya Savaşının galip ülkelerince 1945 yılında San Francisco Konferansı’nda karara bağlanan BM Şartı, dünya barışı ve güvenliğini tesis etmek üzere BM teşkilatının kurulmasını sağlamıştır. Hatırlanacağı gibi daha önce de I. Dünya Savaşından galip çıkan ülkeler, dünya barışı ve güvenliğinin sağlanması amacıyla 1920 yılında Milletler Cemiyeti’ni kurmuştu. 25 yıl sonra bu Milletler Cemiyeti’nin yerine kurulan BM teşkilatının şekillenmesinde de önceki tecrübelerin önemli bir ilham kaynağı olduğu kesindir.
BM Şartının ve özellikle de silahlı güç kullanma kararı verme tekelini elinde bulunduran Güvenlik Konseyi’nin yapılanmasında, ABD ve SSCB etkin rol oynamıştır. Bu şekilde ortaya çıkan Güvenlik Konseyi, veto hakkına sahip 5 daimi ülke (ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, Çin Halk Cumhuriyeti) ile BM Genel Kurulu’nca seçilen 6 geçici üyeden oluşmaktaydı.
1960 ve 1970’li yıllarda yaşanan dekolonizasyon süreciyle bağımsızlığını kazanan onlarca yeni devletin BM’ye katılmasıyla başlangıçta 51 olan BM üye sayısı ikiye katlanmıştır. Üye sayısının artmasıyla birlikte Güvenlik Konseyi’nin, BM üyelerini adil bir şekilde temsil edemediği yönünde eleştiriler yükselmeye başlamıştır. Bu eleştiriler ve tartışmalar neticesinde 1965 yılında Konsey’de kısmi bir reform yapılarak geçici üye sayısı 6’dan 10’a çıkarılmıştır. Bu değişiklik temsil sorununu biraz daha ötelerken, seçkinler ve ayrıcalıklılar kulübüne yönelik herhangi bir yenilik ve değişiklik getirmemiştir.
BM Güvenlik Konseyi’nin işleyişine kısaca bakacak olursak; Konsey bugün 5 daimi ve 10 geçici olmak üzere toplam 15 üyeden oluşmaktadır. Geçici ülkeler 2 yıllığına BM Genel Kurulu tarafından bölge dağılımı esasına göre seçilmektedir. Bu bölgesel gruplar şunlardır; Avrupa ve Diğerleri, Latin Amerika ve Karayipler, Doğu Avrupa, Asya ve Afrika Gruplarıdır. Türkiye’nin de içinde yer aldığı Batı Avrupa ve Diğerleri Grubunda, coğrafi anlamda Avrupa’da yer almayan İsrail, Avustralya, Kanada ve Yeni Zelanda da bulunmaktadır. Güvenlik Konseyi’ne geçici üyelikte, her bölge kendi adayını çıkardıktan sonra bunların seçimi BM Genel Kurulu tarafından onaylanmaktadır.
Konsey, kararlarını daimi üyelerin veto hakkını kullanmamaları şartıyla ve üçte iki çoğunlukla almaktadır. Bugüne kadar veto kartına en çok başvuran ülkeler Rusya ve ABD olmuştur. Bunları sırasıyla İngiltere, Fransa ve Çin izlemiştir. Daimi üyeler ulusal menfaatleri söz konusu olduğunda, konu dünya barışını ilgilendirse bile atım atmamakta ve BM’ye de adım attırmamaktadır. Örneğin, soğuk savaş döneminde daimi üyelerin de dolaylı ya da doğrudan tarafı olduğu savaşlar ve silahlı çatışmalar, Güvenlik Konseyi’nin sadece izlemekle yetindiği konular olmuştur. Vietnam savaşı, İsrail-Filistin meselesi, Sovyetlerin Afganistan işgali, İngilizlerin Süveyş Kanalı saldırısı, Fransızların kanlı Cezayir işgali ya da Çin’in Kore Savaşındaki tutumu bunun birkaç örneğidir.
Veto imtiyazı kullanılmasa bile bu yetkiyi kullanma tehdidinin yapılması dahi, Konsey’den geçecek kararların daimi ülkelerin istediği formata çekilmesine yetmektedir. Veto yetkisi, BM Genel Sekreterinin seçilmesi ve BM Şartının değiştirilmesi gibi kritik meselelerde de devreye girmektedir. Bu durum, beş daimi ülkenin tüm BM teşkilatı üzerinde orantısız bir ağırlığa ve güce sahip olması sonucunu doğurmuştur.
1990’da soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte Doğu Bloku dağılmış ve yeni devletler ortaya çıkmıştır. Bugün BM’ye toplam 192 ülke üyedir. Yani diğer bir ifadeyle BM üyeleri, başlangıçtaki sayının neredeyse 4 katıdır. Ayrıca, Hindistan, Brezilya, Almanya, Japonya ve Türkiye gibi küresel güç dengesinde yerini almak isteyen yeni bölgesel oyuncular ya da ekonomik güçler ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan, Güvenlik Konseyi’nin önemi ve dünya siyasetinde oynadığı rol son on yılda artmıştır. Veto seçeneğinin daha az kullanılması ve soğuk savaş dönemiyle kıyas edilemeyecek kadar çok sayıda yaptırım ve güç kullanma kararının geçmesi bunun göstergesidir.
Kendine güvenen ve dünya siyasetinde daha fazla rol oynamak isteyen ülkeler başta olmak üzere hemen hemen tüm ülkeler, BM Güvenlik Konseyi’nin köklü bir reforma tabii tutulmasını istemektedirler. Bu reform taleplerini başlıklar altında toplayacak olursak; üye sayısının artırılması, veto yetkisinin kaldırılması ya da sınırlandırılması, Konsey’in işleyişi ve diğer organlarla ilişkilerinin yeniden düzenlenmesidir.
Bazı ülkeler bu tekliflerini güçlendirmek için kendi aralarında çeşitli gruplar kurmuşlardır. Brezilya, Almanya, Hindistan ve Japonya’nın dâhil olduğu G-4 Grubu, daimi üye olmayı arzu edenlerin başında gelmektedir. Almanya ve Japonya, ABD’den sonra BM’ye en çok maddi katkıda bulunan ülkelerdir. Ancak, daimi üyeler arasında Batı Avrupa’yı temsil eden iki ülkenin zaten var olması ve Japonya’nın Çin’le sorunlar yaşaması, bu iki ülkenin şansını azaltmaktadır.
Brezilya, nüfus ve ekonomik büyüklük bakımından dünyanın önde gelen ülkeleri arasına girmiştir. Nüfus bakımından dünyanın ikinci büyük ülkesi olan Hindistan ise gelişen ekonomisi ve sahip olduğu askeri gücüyle bölgesinde ağırlık kazanmıştır. Daimi üyelik, Yeni Delhi’nin dış politikasında en önemli hedeflerden birisi olmasına rağmen, nükleer kontrol rejiminin dışında durması ve Keşmir sorununda Pakistan’la ortak bir çözüm geliştirememesi Hindistan için eksi puandır. Ayrıca, Çin Halk Cumhuriyeti’nin bölgesel ortaktan ziyade bölgesel bir rakip olarak gördüğü Hindistan konusunda yeterli desteği vereceği şüphelidir.
G-4’ün daimi üyelik iddialarına karşın kendi pozisyonlarını açıklayan İtalya, İspanya, Arjantin, Kanada, Meksika, Güney Kore ve Pakistan da, veto hakkına sahip daimi ülkeler arasına girmek yerine geçici üyeliklerin artırılmasından yana tavır almışlardır. Kendilerine göre pragmatist bir yol izleyen bu ülkeler, Konsensüs için Birleşme adı altında bir araya gelmiştir.
Afrika Grubu ise, Güvenlik Konseyi’nin ağırlıklı gündeminin Afrika ülkeleri olmasına rağmen Afrika kıtasının Konsey’de yeterli oranda temsil edilmediğini ve en az 2 daimi üyeliğin kendilerine verilmesi gerektiğini savunmaktadır. 2005 yılında G-4 ülkeleri, Afrika grubunu da yanlarına çekebilmek adına, kendi üyeliklerinin yanında iki Afrika ülkesine de daimi üyelik statüsü verilmesini teklif etmişlerdir. Afrika’dan çıkabilecek potansiyel adaylara baktığımızda, örneğin bunlardan birisi olan Güney Afrika’nın adaylığına Nijerya ve Mısır’ın karşı çıkma ihtimali yüksektir. Ancak her halükarda Afrika kıtasının daimi üyelik dışında bırakılması dünya barışına hizmet etmemektedir.
Diğer bir konu da daimi üyeler arasında Müslüman bir ülkenin olmayışıdır. Dört Hıristiyan ve bir de Budist ülkenin olduğu küçük ve etkili bu masada Müslüman dünyasından bölgesel güce ulaşmış, demokratik değerleri benimsemiş ve bölgesel sorunlara çözüm arayan bir ülkenin yer alması gereklidir. Bu noktada Türkiye adının öne çıkması kaçınılmazdır. 2009-2010 döneminde Güvenlik Konseyi geçici üyeliğini başarıyla tamamlayan ve 2015-2016 dönemi için de aday olduğunu açıklayan Türkiye’nin son dönemde BM barışı koruma misyonlarına ve dünya barışına katkıda bulunması ve küresel sorunlara dikkat çekerek çözüm arayışı içinde olması adaylık için elini güçlendirmektedir.
BM Şartında değişiklik yapılmasını gerektiren bu isteklerin nasıl karşılanabileceği ise yine BM Şartında düzenlenmiştir. Bunun için Genel Kurul’un nitelikli onayının (üçte iki oy çokluğu) alınması ve 5 daimi üyenin bunu veto etmemesi gereklidir. Tabii burada veto kartını elinde tutan daimi üyelerin pozisyonları ve ne diyecekleri önem kazanmaktadır. ABD, Japonya ve Hindistan’ın daimi üyeliğine razı olabileceğini ve az sayıda da olsa geçici üyeliklerin artabileceğini düşünmektedir. Fransa ve İngiltere ise G-4’ün daimi üyeliğini desteklemekte ve Konseyin sayısal anlamda özellikle birkaç Afrika ülkesini de içine alacak şekilde genişlemesine sıcak bakmaktadır. Rusya ve Çin ise Hindistan’ın daimi üyeliğini desteklediklerini açıklamışlardır.
Veto yetkisinin sınırlandırılması ya da kaldırılması bazı ülkelerce önerilmektedir. Bu öneriler arasında, bir kararın geri çevrilmesi için en az iki ya da üç daimi ülkeden veto görmesi ya da veto hakkının kullanılabileceği konuların sınırlandırması teklifleri bulunmaktadır. Bu sınırlandırma konusunda en hayati husus ise, üçte iki çoğunlukla BM Şartında yapılacak değişikliklerde veto kartının kullanılamamasının sağlanmasıdır. Bunun yapılabilmesi için de bu yönde alınacak bir değişik kararının veto edilmemesi gereklidir. Ayrıca, BM genel Sekreteri’nin seçimi konusunda da daimi üyelerin veto kartı ceplerindedir. Bu nedenle Genel Sekreterlerin daimi üyeleri kızdırabilecek işlere girmekten çoğunlukla kaçındıklarını söylemeye gerek yoktur.
2009 yılında Fransa ve İngiltere soruna ara bir çözüm bulmak için ilginç bir öneride bulunmuşlardır. Buna göre; Konsey üyeliğine aday ülkelerin Konsey’de belirli bir deneme sürecine alınması ve bu sürecin sonunda yapılacak değerlendirmenin ardından daimi üyelikleri hakkında bir karar verilmesidir. Bu önerinin altında yatan düşünce, yükselen taleplerin kısmen de olsa karşılanması ve daimi üyeliğe istekli ülkelerin performansının daimi üye yapılmadan önce gözlenmesidir.
Güvenlik Konseyi’nin meşruiyet ve güvenilirlik sorunu ile anti-demokratik yapısı her geçen gün daha yüksek sesle tartışılmaktadır. Aslında problemin çözümü için yeterli sayıda öneri ve görüşler de bulunmaktadır. Ancak bulunmayan tek şey, bunun için gerekli olan yeterli istek ve iradedir. Mevcut statükonun devam etmesini kendi ulusal çıkarları için daha uygun gören daimi üyelerin tutumu, bu iradenin oluşmasının önündeki en büyük engeldir. Bu ayrıcalıklı pozisyonlarıyla dünya siyasetinde belirleyici rol oynamaya devam etmek ve bu imtiyazlı alanı, gelişmekte olan dünyayla paylaşmamak için çaba göstermektedirler. Ancak, gelişen ve değişen dünyanın, II. Dünya savaşından sonra belirlenen ve dünya barışının tesisine yeterli katkıyı sağlamaktan uzak bu güç dengesine etki etmesi ve onu değiştirmesi kaçınılmazdır.
Araştırmacı*