Birleşmiş Milletlerin 66. Genel Kurul toplantıları nedeniyle ABD’ye giden Başbakan Erdoğan, ABD Başkanı Obama ile görüştü. Görüşme 21 Eylül gecesi TSİ 23.55’te başladı ve 1 buçuk saat sürdü. Görüşmede terörle mücadele, Kıbrıs krizi, İsrail – Türkiye gerginliği ve İsrail – Filistin meselesi görüşüldü.
Görüşme sonrasından basın açıklaması yapan Erdoğan şunları kaydetti:
''BM'nin 66. Genel Kurulu nedeniyle bulunduğumuz New York’ta kendileriyle bir arada olmamız, özellikle de kendi ifadeleriyle model ortaklık süreci içinde gerçekten çok önemli adımları attık, atıyoruz. Bu arada terörle mücadelede ortak mücadele platformu oluşturmamız... Ankara'da meydana gelen patlamanın ardından Siirt'te dört tane bayanın içinde olduğu araca da teröristler tarafından bir saldırı neticesinde dört tane bayanı, sivil vatandaşımızı kaybettik. Bu da bizim için tabii gerçekten ayrı bir üzüntü sebebi. Tabii terörle mücadele bitirilir mi denildiğinde, minimize edilir, ama ben bitirilmesi noktasında çok çok iyimser değilim. Fakat bu mücadeleyi birlikte vereceğiz, gerek teknolojik noktada gerekse planlama, projelendirme noktasında müşterek atmamız gereken adımlar var ki bu noktada terör örgütlerine karşı müşterek adımımız devam ediyor. Bundan sonra da devam edecek. Nitekim bugün burada bunları da geniş manada görüşeceğimize inanıyorum.''
Erdoğan, ''Son dönemde Mısır, Tunus, Libya'yı kapsayan ziyaretlerimiz ve bunun dışında yine Afganistan'daki birlikteliğimiz, Irak'taki gelişmelerin değerlendirilmesi, bunlar bizim müşterek attığımız adımlar oluyor. Temennim odur ki Türkiye, ABD arasındaki bu model ortaklık neticesini vererek, bundan sonra da devam etsin''
Erdoğan’ın açıklamalarına baktığımızda aslında tahminlerin dışında bir şey söylemediğini görebiliriz. Bush dönemi de dâhil olmak üzere ABD – Türkiye zirvelerinden hep aynı ifadeler çıkmıştır; terör konusunda ortak mücadele ve her konuda işbirliği… Görüşmede terörün ön planda olmasında Ankara’da yaşanan patlamanın da etkisi olmuştur. Terör faaliyetlerinin başkentin merkezine kadar yayılması Türkiye’yi de bir bakıma zor duruma sokmuştur. PKK’nın dış destekli olduğu da göz önünde bulundurulduğunda terörün çözümünün ABD ile ortak hareket etmekten geçtiğini söyleyebiliriz. Ancak burada önemli olan bir diğer husus da mücadelede Türkiye’nin kararlılığı, tavizsizliği ve topyekun (sadece askeri olmayan) bir strateji uygulaması gerekliliğidir. Görüşmeden ciddi anlamda teröre karşıt bir tavır sonucu çıkması özelde PKK eksenli genelde ise uluslar arası terörizm eksenli sorunların artık ciddi boyutlara ulaştığını ve ülkeleri ciddi anlamda rahatsız ettiğini göstermektedir. Bu durum Türkiye açısından bir fırsat olarak nitelendirebilir. Terörle mücadelede gündeme gelen predatörler konusunda da olumlu ifadeler kullanıldı. Başbakan Erdoğan basın toplantısında yaptığı açıklamada predatörler konusunda da sıkıntı olmayacağını, bu hususu da çözmeye çalışacaklarını ifade etti. Daha önceleri İsrail’den aldığımız Heronlar gündemdeyken birden predatörler gündeme geldi. Bu gelişme terörle mücadelede artık Türkiye’nin elindeki fırsatı değerlendirmesi şartıyla ABD’den ciddi yardım alabileceğinin göstergesidir. Ortadoğu ve Afrika’da Türkiye’ye ihtiyaç duyan ABD, PKK terörünün bitirilmesinde ciddi adımlar atabilir. Nitekim Obama’nın açıklamalarına baktığımızda da bu gelişmelerin olabileceğini görebiliriz.
Görüşmede ele alınan bir diğer konu ise Ortadoğu barış süreci ve Türkiye – İsrail gerginliği idi. Başbakan Erdoğan basın toplantısında bu konuda da şunları kaydetti:
“Ortadoğu barış sürecine yönelik de Filistin-İsrail noktasında özelikle bunu da aramazda görüştük. Doğu Akdeniz'de uluslararası sulardaki gemilerimize yapılmış saldırı hususunda haklılığımızı teyit ediyorlar. Özellikle İsrail ile ilgili konuda, bize şu anda 'yapmayın' deme durumunda değil, çünkü haklılığımızı biliyor''
İsrail ile gerginlik konusunda Başbakan’ın dediği gibi ABD şu an Türkiye’yi “yapmayın” deme durumunda değildir. Ortadoğu’daki dengeleri İsrail ve Türkiye ile sağlamayı hedefleyen ABD iki ülkeyi de küstürmek istememektedir. Ancak Mavi Marmara konusunda, İsrailli bazı yöneticilerin radikal açıklamaları konusunda ve Filistin meselesinden de öte Türkiye’ye söylenen tehditkâr sözler hususunda Türkiye’nin haklılığı ortadadır. Başbakanın da belirttiği gibi bunu ABD de teyit etmektedir.
Başbakan Erdoğan, İsrail’e tavır konusundaki kararlılığı ise şu sözlerle dile getirdi:
''İsrail, özür dilemedikçe, tazminat ödemedikçe, Gazze'ye ambargo kalkmadıkça bu işin normalleşmesi mümkün değil. 'Biz ılımlı yaklaşımlar gösterdik, ama en sonunda gördük... Özrü elli türlü kılıfa soktular, üzüntüyü farklı kalıplara soktular, Gazze'ye abluka meselesini yine aynı şekilde... Bizim böyle bir şeyi kabul etmemiz mümkün değil''
Bu ifadeler ilişkilerin düzeltilmesinin ne denli zor olacağını göstermektedir. Bundan sonraki süreçte Türkiye – İsrail gerginliğinin ikili görüşmelerle veya ABD/BM aracılığıyla daha fazla büyümeden çözülmesi hedeflenecektir. Ancak Birleşmiş Milletler oturumlarında konuşulacak olan Filistin’in tanınması durumu ilişkilerin kaderini belirleyecek unsur olacaktır. Yaklaşık 150 ülkenin tanınma yönünde görüş bildirmesi ancak ABD’nin sorunun İsrail ile Filistin arasında çözülmesi gerektiğini savunması ve ABD’nin en önemli müttefik gördüğü Türkiye’nin, Filistin konusuna çok hassas yaklaşması ABD’yi köşe sıkıştırmış durumdadır. BM’nin yanlış politikaları meşruluğunun zedelenmesine neden olabileceği gibi çıkacak sonuç ABD-Türkiye-İsrail ilişkilerinin de seyrini belirleyecektir.
Görüşmenin bir başka önemli konusuysa Rumların Kıbrıs’ta petrol arama çalışmalarına girişmesidir. Erdoğan bu konuda ise şunları kaydetmiştir:
''Kıbrıs'taki bu İsrail ile Güney Kıbrıs yönetiminin petrol arama çılgınlığına girmesidir. Şu andaki, aslında Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs arasındaki müzakere sürecini sabote etmekten başka bir şey değildir. Kısa bir süre sonra aramızda Yunanistan ile bizim Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Toplantımız var, adeta o toplantıyı da sabote etmeye yönelik bir adım. Bir defa burada atılacak adım, petrol noktasında, zenginlikler noktasında... Kuzey Kıbrıs Türk halkının orada hakları vardır. Biz bir garantör ülke olarak oradaki Türklerin bu haklarını koruma noktasında elimizden gelen her türlü desteği vereceğimizi açıkladık. Konuyla ilgili olarak orada böyle bir aramanın içerisine bizler de yapacağımız anlaşmayla ki bu akşam ya da yarın bu anlaşmayı yapabiliriz, görüşmeyi arkadaşlar tamamladılar. Orada bu aramanın içerisine biz de gireceğiz, şu anda da zaten bölgede hücum botlarımız, firkateynlerimiz de orada dolaşıyorlar. Oradaki bu çalışmalar için hazırlıkları arkadaşlar yapıyorlar. Türk araştırma gemisi de süratle bölgeye gönderilecektir.''
Güney Kıbrıs konusunda “askeri seçenek masada mı” sorusuna Erdoğan “şimdilik hayır” yanıtını vermiştir. Ek olarak da Türkiye’nin onları durdurma derdinde olmadığını, kendi arama çalışmalarını yapacağını belirtti. Sondaj çalışmaları konusunda ise Başbakan’ın müzakereleri sabote etme analizi doğrudur. Ancak bu analizlerin satır aralarına baktığımızda meselenin farklı bir boyutu da göze çarpmaktadır: Türkiye’yi yalnız bırakmak. Rumların petrol arama çalışmalarında İsrail tarafından desteklenmesi, Yunanistan tarafından reddedilse de İsrail’in Yunan hava üslerinde savaş uçağı bulundurma teklifi zaten Suriye ve Irak ile iyi ilişkileri bulunmayan İran’la ilişkileri karışık olan Türkiye’yi yalnızlığa itme stratejisinden başka bir şey değildir. İsrail’e karşı ciddi anlamda tavır koyan Türkiye bu süreçte çok akıllı bir dış politika izlemelidir. Dış politikamızın II. Dünya Savaşı’ndan sonra vereceği en büyük sınavlardan birisi içinde bulunduğumuz süreç olabilecektir.
Toplantı esnasında ABD’nin Kuzey Irak’tan çekilmesi üzerine sorulan bir soruya Başbakan Erdoğan şu cevabı verdi:
''Daha şu anda çekilmediler. Onların talebinden çok bizim talebimiz olacak. Bizim talebimiz de çekilirken ellerindeki silahları ne yapacağı hususudur. Bu taleplerimizi de zaten kendilerine bildirdik.''
Başbakan’ın bahsettiği husus çok önemlidir. ABD’nin Kuzey Irak’tan çekilmesinden sonra kontrolün ve silahların kime devredileceği çok önemlidir. Irak’ın bütünlüğünün sağlanmasının yanı sıra bölgede beslenen PKK terör örgütünün yok edilmesinde de merakla beklenen bir husustur. Irak’ta önce bütünlük sağlanmalı, etnik ve mezhepsel çatışmalar sonlandırılmalı, bölgesel yönetimler Irak yönetimine entegre edilmeli ve aynı zamanda da Türkiye ile ilişkiler sıklaştırılmalıdır. ABD’nin kontrolü ve silahları Kuzey Irak bölgesel Kürt yönetimi lideri Barzani bırakmayacağı ihtimalini de dikkate alarak bu konuda alternatifli politikalar üretmek yararlı olacaktır.
SDE Stajyeri*
Kaynaklar;