Şu anda New York’ta BM Genel Kurulu’nun 66. Oturumu, BM üyesi 193 ülkenin katılımıyla ve yoğun bir gündemle icra olunmaya devam etmektedir. Oturum sırasında, Filistin’in BM’ye tescil edilmesine yönelik adımların da atılacak olması, Ortadoğu meselesinin en üst düzeyde ele alınmasına vesile olacaktır. Çıkacak karar henüz belli olmamakla birlikte, Batılı ülkelerin hakemliğinde yıllardır hiçbir sonuç vermeyen müzakerelerin bunan sonra yeni bir sürece girmesi beklenmektedir.
Yine Ortadoğu’yu yakından ilgilendiren bir diğer uluslararası toplantı Viyana’da başlamıştır. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın 5 gün sürecek olan 55. Genel Konferansına 151 üye ülkenin yanı sıra, üye olmayan ülkeler ve ilgili uluslararası kuruluşlar katılım sağlamaktadır. Buradaki başlıca gündem maddelerine baktığımızda, nükleer güvenliğin sağlanmasında alınması gereken tedbirler, küresel düzeyde ülkelerin nükleer teknoloji ve malzeme durumlarını izlemekle görevli olan UAEA’nın teknik kapasitesinin güçlendirilmesi ve Nükleer Yayılmanın Önlenmesi Sözleşmesinin öngördüğü tedbirlerin Ortadoğu’da uygulanması konularıdır.
Bilindiği gibi UAEA, nükleer silahların yayılmasına mani olurken nükleer enerjiyi sivil amaçlarla kullanma hakkını da garanti altına alan ‘1968 tarihli Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nın (NPT) taraf ülkelerce uygulanmasını izleyen ve denetleyen temel uluslararası organdır. Bununla birlikte, atom bombasının üretildiği 1945’ten günümüze nükleer silahlardan arınma ve kaçınma konusunda ciddi mesafe alınamamış olması, UAEA’nın uyguladığı uluslararası nükleer kontrol rejiminin ülkeler üzerinde tam anlamıyla caydırıcı olmadığını da gözler önüne sermektedir. Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail bunun somut örnekleridir. Ancak her halükarda UAEA, sahip olduğu kritik görev ve NPT’ye aykırı hareket eden ülkeleri, haklarında yaptırım kararı alınmak üzere BM Güvenlik Konseyi’ne havale edebilmesi sebebiyle, tüm ülkelerce dikkate alınması gereken bir konumdadır.
Bu Konferans sırasında, İsrail’in NPT’ye taraf olmasını isteyen bir karar tasarısının gündeme gelip gelmeyeceği henüz belli değildir. Bilindiği gibi, İsrail nükleer silahlar konusunda bilinçli bir şekilde belirsizlik ve gizlilik politikası izlemektedir. Açıkça deklare edilmese de bu ülkenin elindeki nükleer başlıkların İngiltere ve Fransa’nın sahip olduğundan daha fazla olduğu yönünde tahminler yapılmaktadır.
2 yıl önce Arap devletlerinin İsrail’e yönelik hazırladığı böyle bir karar tasarısı 45 hayır oyuna karşılık 49 evet oyuyla kabul edilmiştir. İsrail’in nükleer tesislerini BM denetimine açmasını ve NTP’ye taraf olmasını isteyen bu karara tepki gösteren İsrail hükümeti hiçbir surette UAEA ile böyle bir işbirliği yapmayacaklarını açıklamıştır. Bağlayıcılığı olmayan bu kararın, İsrail’in hiç istemediği şekilde dünya gündemine gelmesi nedeniyle önemlidir. UAEA bir adım daha ileri gidip kararını uygulamayan İsrail’i BM Güvenlik Konseyi’ne havale etmiş olsa da, orada İsrail’in can simidi olan ABD vetosu hazır beklemektedir.
Geçen yıl da benzer bir karar tasarısı UAEA Genel Konferansı gündemine getirilmiş ancak bu sefer ABD ve İsrail daha hazırlık davranarak üye ülkelere yakın markaj sayesinde kararın 46’ya karşı 51 oyla reddedilmesini sağlamıştır. Oylamada AB ülkeleri ve ABD, İsrail’in yanında yer almıştır. Bunun gerekçesi olarak da ‘Ortadoğu’da sadece bir ülkeye bu şekilde işaret edilmesinin Ortadoğu’da beklenen ve arzu edilen kalıcı barışa ulaşılmasına fayda sağlamayacak olması’ gösterilmiştir. Bu gerekçenin ve bakış açısının tutarsız olduğunu ve nükleer silahların yayılmasının engellenmesi konusuna çifte standart getirdiğini söylemeye gerek yoktur.
Bu yılki Genel Konferans’ta bu yönde bir karar tasarısının sunulmayacağına dair gayri resmi beyanatlar dünya basınına yansımaktadır. Bunun sebepleri arasında, Ortadoğu’nun nükleer silahlardan arındırılması konusunda 2012 yılında Mısır’ın ev sahipliğinde yapılması beklenen Konferans öncesinde bir sıkıntı ve gerginliğin yaşanmasının istenmemesi olabilir. Ancak böyle bir Konferans yapılsa dahi, ABD ve AB’nin, İsrail’in nükleer silahlarına ‘bunlar acıtmaz ya da bir tehlikesi yok’ gibi bir bakış açısıyla bakmaya devam etmeleri halinde, bundan herhangi bir sonuç alınmayacağı ortadadır.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)