Mavi Marmara olayının ardından BM Genel Sekreteri’nin onayıyla kurulan Araştırma Komisyonu, Gazze ablukası ve Mavi Marmara baskınıyla ilgili detayları araştırıp ortaya koymakla görevlendirilmiş ve bu kapsamda bir rapor hazırlamıştır. New York Times tarafından, BM’nin koyduğu gizliliğe bakılmaksızın, haber yapılarak gün yüzüne çıkan rapor, geçen haftaların en çok tartışılan mevzusu olmayı başarmıştır.
Palmer Raporu olarak bilinen bu rapor özetle, Gazze ablukasının, uluslararası bir abluka olarak kabul edilmesi gerektiğini ve bu anlamda hukuki niteliğe sahip olduğunu ileri sürmüştür. Başta Türkiye olmak üzere birçok ülkenin tepkisini çeken bu yargının, raporun içerisinde hiçbir uluslararası hukuki belge ya da gerekçeye dayandırılmamış olması çok şaşırtıcı değildir. Zira bu iddiayı destekleyecek, geçerli ve uygulanabilir herhangi bir uluslararası norm bulunmamaktadır.
Buna rağmen, ablukanın yasal olduğunu varsaymak, raporun güvenilirliğini ve geçerliliğini zedelemiştir. Bu durum dikkate alındığında, BM’nin konuyla ilgili yapacağı değerlendirme ve yorumlar da önem kazanmıştır. Henüz, BM Güvenlik Konseyi’nden ve BM Genel Sekreterinden rapora ilişkin kayda değer bir açıklama gelmemiş olsa da, BM’nin bağımsız uzmanlarından Olivier De Schutter, Anand Grover Catarina de Albuquerque María Magdalena Sepúlveda Carmona ve Richard Falk, Palmer Raporunun taşıdığı bu çelişkiyi ortaya koyan ve raporun Gazze ablukasına bakış açısını eleştiren bir açıklamaya imza atmışlardır.
[1]
Açıklamanın dayandığı temel argüman, deniz ablukasının yasal olduğunu söylemenin, bunun ‘Gazze’nin tamamen abluka altına alınarak dünyayla ilişkisinin kesilmesine yönelik’ İsrail politikasının bir parçası olduğunu kabul etmemek anlamına geldiği, sivil nüfus üzerinde çok ciddi ve orantısız etkileri olan böyle bir ablukanın ise uluslararası hukukta yeri olmadığı şeklindedir.
Açıklamada, dört yıldır devam eden abluka yüzünden, kadın, erkek, yaşlı ve çocuk ayrımı yapılmaksızın Gazze’de yaşayan tüm bireyleri, temel hak ve özgürlüklerden ve ihtiyaçlardan mahrum bir vaziyette yaşamak zorunda bırakıldığının altı çizilmektedir. Yarısına yakın nüfusun çocuk olduğu bu 1 milyon 600 bin kişinin, bu şekilde toplu cezaya tabii tutulmasının, insan onuru ve saygınlığının en üst düzeyde korunmaya çalışıldığı günümüz insan hakları standartlarıyla topyekûn bir çelişki içinde olduğu belirtilmektedir. BM Goldstone raporunda da benzer bir tespit yapılmış; bütün bir topluluğu cezalandırmanın kabul edilemeyeceğinin altı çizilerek, ablukanın insanlığa karşı işlenen uluslararası bir suç olarak kabul edilebileceğini dile getirilmişti.
Bu çerçevede, ablukanın derhal sona erdirilerek uluslararası toplum nezaretinde Gazze halkına yardım eli uzatılması çağrısı yapılmaktadır. Aslında ablukanın kalkmasıyla birlikte, Gazze’nin acilen ihtiyaç duyduğu tarım arazileri ve denizdeki balıkçılık alanları tekrar kullanıma açılmış olacak, temiz su için ihtiyaç duyulan alt yapı yatırımları yapılabilecek, hastanelerin gerçekten hastane olması için gerekli olan tıbbi malzeme ve teknik cihazlar alınabilecek, ilaç tedarikinde yaşanan sıkıntılar en aza indirilebilecektir. Ayrıca, yıkılan resmi daire, ev, okul, hastane ve cami gibi binaların onarımı, inşaat malzemelerinin Gazze’ye girmesine izin verilmesiyle tekrar kullanılabilir hale getirilmesi sağlanabilecek, çöken ekonomik hayatın eski haline dönebilmesi için gerekli olan ticari ve insani hareketliliğe imkân verilebilecektir.
Bu çağrıyı yapan bağımsız uzmanlar, Palmer raporunda, deniz ablukasının, Gazze’nin çepeçevre saran ablukadan ayrı ele alınmasının, raporunun en yanlış ve zayıf yönü olduğunu düşünmektedir. Gazze’ye yardım taşıyan gemi filosunun da İsrail’in bu toptan abluka ve cezalandırma politikasını engellemek amacıyla yola çıktığını ve organizatörlerin gemilerin silah-cephane gibi herhangi bir askeri malzeme taşımadığından emin olunması yönünde her türlü kontrole ve denetime açık olduğunu vurgulamışlardır.
Dolayısıyla, ambargoyla birlikte, 1 milyon 600 bin insanı aynı kefeye koyarak hepsini orantısız ve sistematik insan hakları ihlaline maruz bırakmanın, sebep olduğu insani dramın yanında, bölgedeki İsrail karşıtlığını beslediği ve gerekçelendirdiği, ayrıca Ortadoğu meselesine kalıcı çözüm bulma çabalarına set çektiği unutulmamalıdır.
Araştırmacı*
[1] http://www.ohchr.org/EN/NewsEvents/Pages/DisplayNews.aspx?NewsID=11363&LangID=E