Somali son altmış yılının en büyük kuraklığı ile mücadele ederken, uluslararası toplum ise vicdani kuraklığın pençesinde. Kendi çıkarları doğrultusunda sahip oldukları her türlü imkânı son zerresine kadar kullanan ve de kendilerini ulaşılması gereken bir hedef ve gelişmişlik örneği olarak niteleyen batı toplumu Somali’deki insanlık dramı için hayıflanmaktan başka bir şey yapmıyor. Bu durum kendileri ile çeliştikleri şeklinde açıklanabilir.
[1]
Bu büyük sorun tam manasıyla kendini göstermemişken 2008 yılında Somali’ye 237 milyon dolar yardım yapan Amerika bu rakamı 2010 yılında 28 milyon dolara düşürmüştür.
[2] 1990’ların başında Diktatör Siyad Berri sonrası iç savaş döneminde ülkede sivil halkı korumak ve düzeni sağlamak için BM kararı ile 30 bin askerini ülkeye göndermiştir.
[3] Bu referanslar göz önünde bulundurulursa çarpıklığı daha iyi kavrayabiliriz. Terörle mücadele, insani yardım, insan haklarının korunması, demokrasinin tesisi ve benzeri hedeflerle dünyanın her bölgesine yardıma koşan Amerika’nın yaşanan insanlık dramı için potansiyeline nazaran hiçbir şey yapmadığı rahatlıkla söylenebilir. Bu durum diğer gelişmiş ülkeler içinde söz konusudur.
Çıkarlarıyla çatışan durumlarda hemen BM’yi ve diğer uluslararası örgütleri harekete geçiren ülkeler bu konu hakkında sessizliklerini korumaktadırlar. Bu tavırları sonrasında aldıkları eleştirilere savunma olarak genel anlamda küresel ekonomik krizi sunmaktadırlar. Özelde ise ülkede birçok bölgenin kontrolünü elinde bulunduran terörist grup Eşşebab’ın yardımları engellediğini ve el koyduğunu sunmaktalar. Hâlbuki Eşşebab örgütü 6 Temmuz itibari ile açlık ve kuraklık krizi nedeniyle kontrolü altındaki bölgelere yardımların girmesine izin vereceğini açıklamış.
[4] Böylece yasaları gereği ülkede terörist grupların olmasından ötürü yardım miktarını kısıtlı tutan ABD’nin bahanesini geçersiz kılmıştır.
Büyük ülkelerin yardım isteksizliği konusunda eleştirel sorulardan biri; çoğunluğu Hıristiyan olan gelişmiş ülkelerin Somali halkının Müslüman olması gerekçesiyle dini bir ayrımcılık mı yaptıklarıdır? Misyoner kuruluşların çoğunlukla yardım kuruluşları çatısı altında faaliyet gösterdikleri bilinmektedir. Somali’nin İngiliz ve İtalyan sömürgesi olduğu dönemde halkın kendi İslam kültürü (her aileden mutlaka bir hafız yetiştirilerek dinin aile içinde canlı tutulması) nedeniyle misyonerler başarılı olamamıştır. Bu durumu göz önünde tutarak, misyonerler bu ülkeden umutlarını kestiler, o yüzden yardım kuruluşlarını aktif hale getirmek için gayret göstermiyorlar şeklinde düşünebilir miyiz? Farklı bir boyuttaki soru ise BM döneminde Amerikalı petrol şirketlerinin bölgede faaliyet göstermeye başlamaları sonucu diğer büyük devletlerin ülkede ekonomik çıkar göremedikleri midir?
[5]
Hiçbir durum, pratikte ve teoride sebepleri ne olursa olsun batı toplumunun kayıtsız kalmasını geçerli kılacak bir bahane oluşturmamalıdır. Bu kayıtsız kalışları insanların zihinlerindeki batı anlayışını sorgulamalarına neden olmaktadır. Bugün kendisi yardıma muhtaç durumda olan Gazze halkının karınca kararınca yardım kampanyası yürütmesi bile başlı başına batılı ülkelerin sorgulanmasında düşündürücü bir ayrıntı niteliğindedir.
Diğer taraftan Müslüman ülkelerin bu konuda çok daha hassas davranmaları İslam inancının getirisi olarak kaçınılmaz olmaktadır. Türkiye ise gücü ölçüsünde tüm iyi niyetiyle gerek resmi gerek sivil toplum kuruluşları kanalıyla dünyaya örnek olabilecek şekilde devletin zirvesinden ilköğretim çocuklarına kadar herkesin dâhil olduğu yardım kampanyaları yürütmektedir. Başbakan, Eylül ayındaki BM Genel Kurulu’nda meseleyi en geniş şekilde ele alarak gündeme getireceğini, ayrıca ailesi ve Dış İşleri Bakanı ile birlikte Somali’yi ziyaret edeceğini açıkladı.
[6] Son olarak Türkiye’nin acil çağrısı üzerine İslam İşbirliği Teşkilatı İstanbul’da olağanüstü toplandı. Toplantıda Somali için seferberlik kararı alındı.
[7]
Fakat bölge çok daha fazla yardıma ve ilgiye muhtaç konumdadır. BM acil yardım koordinatörü Catherine Bragg’ın yaptığı açıklamaya göre şuan için 1,3 milyar dolarlık bir yardıma ihtiyaç duyulmaktadır.
[8] Yukarıda ortaya koyduğumuz nedenlerden uluslararası kamuoyu tüm kapasitesiyle harekete geçememekte, Dünya Gıda Örgütü gibi etkin rol oynayabilecek kuruluşlar bağışçı ülkeler sözlerini yerine getirmedikleri için varlıklarını ortaya koyamamaktadırlar.
[9] Yetkililer aynı zamanda bölgenin önümüzdeki aylar içerisinde yağmur almaması durumunda kıtlığın çok daha vahim boyutlara ulaşabileceğini belirtmekteler; bu yüzden insanlık vakit kaybetmeksizin harekete geçmek durumundadır.
SDE Stajyeri*