|
AB Ekonomi Yönetiminde “Avrupa Dönemi” Uygulaması
16.08.2011 12:23:57
2008 yılı Eylül ayından itibaren küresel ekonomiyi sarsan ekonomik kriz, Avrupa Birliği (AB) üyelerinin ekonomisini 1930’dan sonra en derin resesyona sokmuştur. 2007 yılında AB’nin tümünde (AB 27) gayri safi hâsıladaki artış bir önceki yıla göre yüzde 3,0 iken, 2008 yılında bu rakam yüzde 0,5’e düşmüş, 2009 yılında ise yüzde -4,3 olarak gerçekleşmiştir. Gayri safi hâsıladaki değişiklik AB’nin Avro alanını oluşturan 17 üyesi için değerlendirildiğinde ise durumun çok da farklı olmadığı görülmektedir.
Avro alanının 17 üyesinde 2007 yılında bir önceki yıla göre yüzde 2,8 oranında artış gösteren gayri safi hâsılanın 2008 yılında bir önceki yıla göre yüzde 0,4 oranında arttığı görülmektedir; ancak gayri safi hâsıladaki değişiklik 2009 yılında yüzde -4,2 olarak gerçekleşmiştir. [1]
Ekonomik krizin etkisiyle AB’de işsizlik oranı hızla artmıştır. Avro alanında Mart 2008’de yüzde 7,2 olan işsizlik oranı Mayıs 2009’da yüzde 9,5’e çıkmıştır. Aynı dönem içerisinde AB’nin tümünde işsizlik oranı yüzde 8,9’a ulaşmıştır. [2] Haziran 2011 itibariyle AB’nin tümünde işsizlik oranı yüzde 9,4 iken, Avro alanı için bu oran yüzde 9,9’dur. [3]
Ekonomik kriz ve krizin etkileri ile mücadele sürecinde, AB ülkelerinde kamu borcu da artma eğilimi göstermiştir. 2007 yılında AB’nin tümünde kamu borcu gayri safi hâsılanın yüzde 58,8’ini oluştururken, 2008 yılında bu oran yüzde 61,8’e, 2009 yılında ise yüzde 74,0’a çıkmıştır. [4] 2010 yılına gelindiğinde, gayri safi hâsılada ve kamu borcunda artma eğilimi görülürken, bütçe açığının da azalma eğilimi göstermekte olduğu izlenmektedir. 26 Nisan 2011 tarihinde açıklanan rakamlar uyarınca; AB’nin tümünde bütçe açığının gayri safi hâsılaya oranı yüzde 6,4 iken, bu oran Avro alanında yüzde 6,0’dır. Ancak 2010 yılı sonu itibariyle, kamu borcu AB’nin tümünde gayri safi hâsılanın yüzde 80’ine, Avro alanında yüzde 85,1’ine ulaşmıştır. [5]
Ekonomik krizin yarattığı koşullar, AB düzeyinde daha güçlü bir ekonomik yönetim ile üye devletlerin maliye politikalarında daha etkili bir koordinasyonun gerekliliğini açıkça göstermiştir. Avrupa Komisyonu başkanı Barroso, üye devletlerin ekonomi politikalarının koordinasyonu için Birliğin birkaç enstrümanı olsa da, yaşanan krizin söz konusu enstrümanların etkin kullanılmadığını ve mevcut yönetim sisteminde bazı boşluklar olduğunu kanıtladığını belirtmektedir. [6] Avrupa Komisyonu üyesi Rehn ise, ulusal bütçelerin Avrupa düzeyinde tutarlı olmaları için maliye politikalarındaki koordinasyonun sağlanmasının ve böylece ulusal politikaların birbirlerinin istikrarını riske sokmamasının öneminin altını çizmektedir. [7]
AB ekonomi yönetiminin güçlendirilmesi ve bu kapsamda ulusal politikaların etkili şekilde koordine edilmesi gerekliliği ışığında Komisyon 12 Mayıs 2010 tarihinde Birlik düzeyinde güçlendirilmiş ekonomik yönetişim üzerine önerilerini açıklamıştır. Komisyon’un önerilerinin,
- İstikrar ve Büyüme Paktı ile güçlendirilmiş uyum ve daha derin maliye politikası koordinasyonu,
- Makroekonomik dengesizlikler ile rekabet gücündeki gelişmelerin gözetimi,
- Avrupa Dönemi
- Avro alanında üye devletler için kriz yönetimi için sağlam bir çerçeve
Olmak üzere dört temel unsuru bulunmaktadır. [8]
Komisyon’un, AB’de ekonomik yönetimi güçlendirmek için öngördüğü araçların ana hatlarını çizen 30 Haziran 2010 tarihli Bildirisinde ise üç hususun altı çizilmektedir. Birincisi İstikrar ve Büyüme Paktı’nın “caydırıcı” ve “önleyici” yönlerinin güçlendirilmesinin gerekliliğidir. Bilindiği gibi AB’de mali istikrarın sağlanması için, üye devletlerin aşırı bütçe açıklarından kaçınmaları amacıyla iki temel referans değer benimsenmiş olup; üye devletlerde bütçe açığı GSYH’nin yüzde 3’ünü, kamu borcu ise GSYH’nin yüzde 60’ını aşmamalıdır. Ancak yukarıda da belirtildiği üzere, AB’nin tümünde kamu borcu artma eğilimi göstererek referans değerin üzerinde seyrederken, bütçe açığı 2010 yılından itibaren azalma eğilimi gösterse de, halen referans değerin üzerindedir. Dolayısıyla İstikrar ve Büyüme Paktı’nın beklenilen mali disiplini sağlayamaması nedeniyle, Pakt’ta revizyona gitmek zorunlu bir ihtiyaç olmuştur. İkinci husus, AB’nin tümünde ve Avro alanında uyumu zayıflatacak makro ekonomik dengesizliklerin tespit edilmesinin önemine yapılan vurgudur. Komisyon, erken teşhisin makro ekonomik dengesizliklerin düzeltilmesini hızlandıracağını belirtmektedir. Üçüncü husus Avrupa 2020 stratejisi hedefleri ile ilgili olup, üye devletlerdeki yapısal reformların AB düzeyinde gözetimi sayesinde Avrupa 2020 Stratejisi hedeflerine yönelik ilerlemenin sağlanacağına yapılan vurgudur. [9] Bu kapsamda, Avrupa 2020 Stratejisi ile “Avrupa Dönemi” arasında bağ kurularak, Avrupa 2020 Stratejisinin izlenmesi “Avrupa Dönemi”ne entegre edilmiştir.
Yukarıda da ifade edildiği gibi, Komisyon’un AB’de ekonomi yönetiminin güçlendirilmesi amacıyla Mayıs 2010 tarihinde açıkladığı öneriler arasında “Avrupa Dönemi”nin oluşturulması yer almaktadır. Komisyon’un Haziran 2010 tarihli Bildirisinde ise, ECOFIN; Ocak 2011 tarihinden itibaren “Avrupa Dönemi”nin uygulanmasını onaylamaya davet edilmektedir. Bu kapsamda, ECOFIN’in 7 Eylül 2010 tarihinde gerçekleştirilen toplantısında, AB’nin yeni ekonomi yönetimi yapılanması kapsamında AB üyelerinin ekonomi ve bütçe politikalarının ex-ante koordinasyonunu öngören “Avrupa Dönemi” onaylanmıştır. [10]
1 Ocak 2011 tarihinde ilk dönemi başlayan “Avrupa Dönemi” uygulaması her yılın Ocak ayında Komisyon’un “Yıllık Büyüme Değerlendirmesi”ni sunmasıyla başlayacaktır. Bahar Zirvesi’nde “Yıllık Büyüme Değerlendirmesi”ni temel alan üye devletler AB’nin karşı karşıya kaldığı temel zorlukları tespit edecek ve stratejik politikalar konusunda tavsiyelerde bulunacaktır. Zirve’deki önerileri dikkate alan üye devletler, İstikrar ve Uyum Programları aracılığıyla orta dönemli bütçe stratejileri ile Avrupa 2020 Stratejisi hedefleri kapsamında ulusal hedeflerini, bu hedeflere nasıl ulaşılacağını ve büyüme önündeki engellerin nasıl aşılacağına ilişkin bilgileri içeren Ulusal Reform Programlarını Nisan ayı içinde değerlendirilmesi için Avrupa Komisyonu’na göndereceklerdir. Komisyon’un değerlendirmesini esas alan Konsey, ülke-spesifik rehberlerini düzenleyecektir. Her yıl Temmuz ayında, üye devletler bir sonraki yılın ulusal bütçesini nihai hale getirmeden önce, Avrupa Konseyi ve Bakanlar Konseyi konuya ilişkin politika tavsiyelerinde bulunacaklardır. [11]
Aşağıdaki tabloda “Avrupa Dönemi” uygulamasının aktörleri ve sürecin aşamaları gösterilmektedir.
|
|
Ocak
|
Şubat
|
Mart
|
Nisan
|
Mayıs
|
Haziran
|
Temmuz
|
|
Avrupa
Komisyonu
|
Yıllık Büyüme
Değerlendirmesinin (AGS) Sunulması
|
|
|
|
NRPs ve CSPs değerlendirilmesi
|
NRPs ve CSPs temelinde üye devletlere tavsiyelerde bulunulması
|
|
|
Konsey
|
|
AGS’nin tartışılması
|
|
|
|
|
Üye devletlere yönelik tavsiyelerin resmen kabul edilmesi
|
|
Avrupa
Parlamentosu
|
|
AGS’nin tartışılması
|
|
|
|
|
|
|
Avrupa
Konseyi
|
|
|
AB ve üye devletler için reform önceliklerinin onaylanması
|
|
|
Üye devletlere tavsiyelerin tartışılması ve onaylanması
|
|
|
Üye
Devletler
|
|
|
|
Ulusal Reform Programları (NRPs) ile
İstikrar ve Uyum Programlarının (SCPs) Komisyon’a gönderilmesi
|
|
|
|
Tabloda da görüldüğü üzere, “Avrupa Dönemi” her yılın Temmuz ayında Konsey’in tavsiyelerini resmen kabul etmesiyle sona ermektedir. İlk “Avrupa Dönemi”, Konsey’in hem Avro alanı ülkelerinin ekonomi politikalarına ilişkin tavsiyesi hem de her bir üye devlet için 2011 Ulusal Reform Programları ve güncellenmiş İstikrar ve Uyum Programlarına ilişkin tavsiyelerini açıklaması ile sona ermiştir. [12]
“Avrupa Dönemi”nin Temmuz ayında sona erdirilmesi sonrasında, AB düzeyinde üye devletlerin tavsiyelere uyup uymadığı izlenirken, ulusal düzeyde hazırlanan ulusal bütçeler hükümetleri tarafından ulusal parlamentolara sunulacaktır.
Jacgues Delors ve arkadaşları “Avrupa Dönemi”nin prosedür açısından iki önemli yenilik getirdiğini belirtmektedir. Birincisi, kriz öncesi üye devletlerarasındaki koordinasyon farklı tarihlerde farklı prosedürler ile gerçekleştirilmeye çalışılırken, “Avrupa Dönemi” uygulaması ile farklı prosedürler uyumlaştırılmıştır. “Avrupa Dönemi” uygulaması ile hem Ulusal Reform Programları hem de İstikrar ve Uyum Programları aynı anda Komisyon’a sunulacak ve programların AB düzeyinde değerlendirilmesi aşamaları da birlikte yürütülecektir. İkinci yenilik olarak, ulusal ekonomi ve maliye politikalarının koordinasyonuna ilişkin zaman çerçevesi ters çevrilmiştir. Zira kriz öncesi üye devletlerin yapısal reformları ve bütçe politikaları arasında ex-post koordinasyon sağlanırken, “Avrupa Dönemi” ile koordinasyon ex-ante nitelik kazanmıştır. [13]
Sonuç olarak, “Avrupa Dönemi” uygulaması iki temel açıdan değerlendirilmeye tabi tutulabilir. Birincisi ekonomi ve maliye politikaları açısından yapılacak değerlendirmedir; bu kapsamda yapılacak değerlendirmede asıl mesele söz konusu uygulamanın üye devletlerin ulusal ekonomi ve maliye politikalarının ex-ante koordinasyonunu sağlamakta ne kadar etkili olabileceğidir. Çünkü “Avrupa Dönemi” uygulaması üye devlet politikaları arasında koordinasyonu sağlamaya yönelik ilk araç değildir; Komisyon Başkanı Barroso’nun altını çizdiği üzere, mevcut araçlar etkin kullanılmamıştır. Dolayısıyla ilk uygulaması henüz Ocak 2011 tarihinde başlayan ve 12 Temmuz 2011 tarihinde sonlandırılan bir uygulamanın ne kadar etkin olabileceği, üye devletlerin 2012 yılı ulusal bütçelerinin hazırlanması ve onay süreçlerinde gözlemlenebilecektir. Zira ulusal bütçeler hazırlanırken Konsey’in ilk “Avrupa Dönemi”ni sonlandırırken yaptığı tavsiyelere ne kadar uyum sağlamış oldukları sorusu da bu süreçte yanıt bulacaktır.
İkincisi, uygulamanın siyasi açıdan değerlendirmeye konu tutulmasıdır. Ulusal bütçelerin, “Avrupa Dönemi” uygulaması suretiyle AB’nin gözetimine tabi tutulması, ulusal parlamentoların bütçeleri üzerindeki egemenlik haklarının ihlal edilmesi anlamına gelmekte midir? AB, “Avrupa Dönemi” uygulamasının, ulusal bütçelerin kendi ulusal parlamentoları tarafından onaylanması sürecine etkisi olmadığını ileri sürerek, uygulama ile ulusal parlamentoların egemenliklerine sınır getirilmediğini ifade etmektedir. [14] Ayrıca, “Avrupa Dönemi” ile başlayan AB’nin yeni ekonomi yönetiminin, ulusal parlamentoların egemenlik haklarını kısıtlamadığı gibi, ulusal parlamentoların AB meselelerine daha fazla dahil edileceği de ileri sürülmektedir. Zira Ulusal Reform Programları ile İstikrar ve Uyum Programları’nın, Avrupa Komisyonu’na sunulmadan önce ulusal parlamentolar tarafından tartışılması gerekmektedir. [15]
(Dr. Dilek YİĞİT Şube Müdürü, Hazine Müsteşarlığı Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğü, Ulusal Yetkilendirme Görevlisi Destek Birimi)
[2] Remko Hijman, Sharp increase in unemployment in the EU, eurostat Statistics in focus, 53/2009.
[3] Euro area unemployment rate at 9.9, June 2011,eurostat newsrelease euroindicators, 1 August 2011.
[5] Provision of deficit and debt data for 2010-first notification, eurostat newsrelease euroindicators, 26 April 2011.
[6] EU economic governance: the Commission proposes a reinforced macro-economic, budgetary and structural surveillance, IP/10/859, Brussels, 30 June 2010.
[7] Mastering economic interdependence: Commission proposes reinforced economic governance in the EU, IP/10/561, Brussels, 12 May 2011.
[9] EU economic governance: the Commission proposes a reinforced macro-economic, budgetary and structural surveillance, IP/10/859, Brussels, 30 June 2010.
[10] Council of the European Union, Economic and Financial Affairs, 3030th Council meeting, Brussels, 7 September 2010.
[11] European semester: a new architecture for the new EU economic governance, MEMO/11/14, Brussels, 12 January 2011.
[12] Conclusion of the first European Semester, Council of the European Union, Brussels, 12 July 2011.
[13] J. Delors, S. Fernandes ve E. Mermet, The European Semester only a first step, Notre Europe Policy Brief, No 22, February 2011.
[14] European semester: a new architecture...
[15] J. Delors, S. Fernandes ve E. Mermet, The European Semester only a first step, Notre Europe Policy Brief, No 22, February 2011.
|