11 Eylül 2001’den sonra ağırlık kazanan terörizmin finansmanıyla mücadele düşüncesi, küresel çapta BM Güvenlik Konseyi ve Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF) aldığı kararlarla kısmen uygulama alanı bulmuştur. Örneğin BM Güvenlik Konseyi’nin, Taliban ve El-Kaide bağlantılı kişi ve şirketlerin mal varlıklarının dondurulmasına yönelik 1267 sayılı ve bağlantılı kararlarının etkili bir şekilde uygulanması amacıyla BM Yaptırımlar Komitesi devreye sokulmuştur. Bu Komite üye ülkelerin sunduğu istihbari bilgilere dayanarak bir liste hazırlamakta burada adı geçen gerçek ya da tüzel kişilerin mal varlıklarının dondurulması tüm ülkelerden istemektedir.
Bunların takibi diğer bir uluslararası örgüt olan Mali Eylem Görev Gücü (FATF) kanalıyla da yapılmaktadır. Bilindiği gibi, 11 Eylül 2001’de ABD’ye karşı düzenlenen terör saldırısının ardından FATF’a verilen terörizmin finansmanıyla mücadele görevi kapsamında 9 ayrı tavsiye kararı kabul edilmiş ve ülkelerden bu kararları hayata geçirmesi istenmiştir.
FATF’ın sahip olduğu etkili izleme mekanizması nedeniyle üye ülkelerin, tavsiye kararlarına ilişkin eksikliklerini hızlı bir şekilde giderme yolunu tercih ettikleri görülmektedir. Bu etkiyi sağlayan en önemli araç, FATF Genel Kurulu’nda kabul edilen bazı kararların kamuoyuyla paylaşılması ve riskli kabul edilen ülkelere yönelik uygulanabilen yaptırımlardır. Bu kapsamda, herhangi bir ülkenin karaparayla ya da terörün finansmanıyla mücadelede ciddi eksikliklerinin olduğunun tüm dünyaya ilan edilmesi, o ülkenin prestiji ve ticari ilişkileri üzerinde ciddi olumsuz etkilere sebep olmaktadır.
Bir ülke FATF’ın kara listesinde bulunması halinde FATF’ın 21 ve 22 nolu tavsiye kararlarında öngörülen yaptırımlara muhatap olması kaçınılmazdır. Bunlar, finansal kuruluşların bu listedeki ülkelere ait şirketler ve finansal kuruluşlarla yapacakları iş bağlantıları ve ilişkilerinde daha dikkatli olmaları yönünde uyarılması (tavsiye kararı 21) ya da bu tür ülkelerde şubeleri veya hisse çoğunluğuna sahip oldukları iştirakleri olan finansal kuruluşların dikkatini çekmek gibi (tavsiye kararı 22) uyarılar olabilmektedir.
Bunun yetersiz kaldığı durumlarda ise, listede yer alan ülkelerdeki bankaların ya da şirketlerin diğer FATF ülkelerinde şube açmasının risk taşıyacağı ve bu ülkelerle yapılacak ticari ilişkilerde karapara aklama ihtimalinin var olduğu yönünde uyarılar gelebilmektedir. İran’ın muhatap olduğu durum da buna aslında iyi bir örnek teşkil etmektedir. İran’a yönelik BM çatısı altında uygulanan ekonomik ve ticari ambargoyu genişletmek isteyen ABD ve AB’nin bunun sağlanmasında FATF’ın yaptırım gücünden de yararlanmak istedikleri açıktır.
ABD’nin terörle küresel savaş başlığı altında başlattığı terörizmin finansmanıyla mücadele dalgasının FATF’ın da öncelikli gündem maddesi haline gelmesi bu bakımdan şaşırtıcı değildir. Bu kapsamda FATF Genel Kurulu Şubat 2010’da ilan ettiği listeleri Haziran 2011’de güncellemiş ve bazı değişiklikler yapmıştır. Buna göre; kara listeye İran’ın yanında Kuzey Kore de eklenmiştir. İran bu kararın siyasi olduğunu ileri sürse de kara listeden çıkmak için çaba gösterdiğini de biliyoruz. Merkez bankası bünyesinde ulusal bir mali istihbarat birimini 2010 yılında kurması buna örnektir. Ancak bu girişimleri, FATF nezdindeki konumunda bir değişikliğe sebep olamamıştır.
Kara listenin dışında bir de koyu gri liste oluşturulmuş ve buna Bolivya, Küba, Etiyopya, Kenya, Myanmar, Sri Lanka Suriye ve Türkiye dâhil edilmiştir. Bu listeye alınan ülkelerin karaparanın aklanması ve terörizmin finansmanın önlenmesi konusunda ciddi eksiklikleri olduğu kabul edilmektedir. Türkiye’yi hariç tutarak bu listedeki ülkelerin hemen hemen tamamının ABD ile arasının kötü olduğu dikkat çekmektedir. Mesela listeye yeni alınan Bolivya, ülkesinde faaliyet gösteren ABD Uyuşturucuyla Mücadele Birimi çalışanlarını geçtiğimiz günlerde sınır dışı etmiştir. Gerekçe olarak da bu kişilerin suçla mücadeleye değil ABD’nin dış politika hedeflerine hizmet ettiklerini ileri sürmüşlerdir. Küba, Suriye ve Myanmar’ın da hali ortadadır.
Bu şekilde ülkeleri kategorileştirmek, sıralamak, puan vermek, gruplandırmak Batılı ülkelerde ve Batı’nın kurduğu uluslar arası ve bölgesel kuruluşlarda çok görülen bir uygulamadır. Bu listeler adeta bir karne gibi ülkelerin önüne koyulmakta ve ülkeler de içinde yer aldıkları mevcut listeden daha iyi bir listeye geçebilmek için istenen formata uygun hareket tarzları benimsemeye çalışmaktadır.
Yolsuzluk, insan ticareti, terörizm, insan hakları, azınlıklar, demokrasi gibi çeşitli kriterler baz alınarak oluşturulan bu tür listeler, objektif kalındığı ve kalemi tutanlarca dış politika aracı haline getirilmediği müddetçe bir fayda sağlayabileceği açıktır. Ancak genellikle bunun gerçekleşmediğini, listeyi hazırlayanların çoğunlukla konuyu kendi dış politika gündeminin bir parçası olarak gördüğüne şahit olmaktayız.
FATF tarafından Türkiye ile ilgili yapılan değerlendirme, özellikle, teröristlerin mal varlıklarının tespiti ve dondurulması için var olan yasal çerçevenin etkili bir şekilde uygulanması (terörün finansmanıyla ilgili 3 nolu tavsiye kararı) konusu üzerinde durmaktadır.
Bu tavsiye kararında özellikle BM Güvenlik Konseyi’nin, Taliban ve El-Kaide bağlantılı kişi ve şirketlerin mal varlıklarının dondurulmasına yönelik 1267 sayılı kararının etkili bir şekilde uygulanması amaçlanmaktadır. Herhangi bir yargı kararına dayanmadan hazırlanan ve yine herhangi bir yargı kararı olmaksızın uygulanması öngörülen BM listesi, AB Adalet Divanı dâhil olmak üzere birçok ülkede ve kuruluşta, uluslararası hukukun temel prensipleri açısından ciddi bir biçimde tartışılmaktadır.
Tamamen istihbari bilgilere dayanarak hazırlanan ve herhangi bir yargı denetimi ve onayından geçmeden yayınlanan bu listedeki kişi ve şirketlerin olası mağduriyetlerini giderici ya da kendilerine isnat edilen terör bağlantılarına karşı kendilerini savunmaya imkân verici bir mekanizma öngörülmüş değildir. Yani bu durumda sanık olmadan mahkûm olmak söz konusu olmaktadır. Diğer bir mesele de Yaptırımlar Komitesi’nin kontrolünde işleyen bu tartışmalı uygulamanın ne gibi sonuçlar ürettiğinin gizli tutulmasıdır. Dolayısıyla, kimlerin nerelerde ne kadar mal varlığına el konulduğuna dair sağlıklı bir bilgi alınabilmesi mümkün değildir.
Bu tartışmalara ve çelişkilere rağmen daha etkili bir uygulama için FATF’ın da devreye sokulmuş olması, Batı’nın çok taraflı güvenlik stratejisi içinde dış politika hedeflerinin gerçekleştirilmesinde bir uluslararası kuruluşu nasıl başarıyla kullanılabildiğini göstermesi bakımından güzel bir örnektir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)