Amerikan Dış Politikası, öteden beri dış politika konularındaki çıkarların iç politikaya dönük endişeler çerçevesinde ele alındığı içe dönük bir çerçeveden dış politikanın ön plana çıkarıldığı dışa dönük bir çerçeve arasında gidip gelmiştir. İçe dönük aşamalar Amerikan yalnızcılığı tarafından temsil edilen dönemde baskınken, dışa dönük aşamalar dış olaylardaki müdahaleci dönemlerde görülmüştür/görülmektedir. Dış politikada içe ve dışa dönük aşamalar arasındaki değişim yalnızcılık ve uluslararasıcılık tartışmalarının bir yansımasıydı. Genel olarak, yalnızcı görüşler doğrudan Amerikan çıkarlarını tehdit etmedikçe ABD’nin uluslararası olaylara karışmasına karşı çıkıyordu. Uluslararasıcı yaklaşım ise, ABD’de barışı korumak için en iyi yolun uluslararası sorunlarla ilgilenmek olduğunu söylüyordu.Amerikan Dış Politikası’ndaki bu iki zıt görüşün mücadelesi Obama döneminde de kendini hissettirmektedir. Zira Obama’nın iktidara geldikten sonra en çok mücadele verdiği konu uluslararası olaylarda Amerikan müdahalelerinin ne ölçüde olacağı üzerinde yoğunlaşmıştır. Obama, “uluslararasıcı” eğilimi devam ettirme eğilimli olsa da, bu dışa dönük politikaların niteliksel bir değişim yaşadığı söylenebilir. Zira, Bush dönemindeki “askeri kuvvet kullanımını” ve “iç işlerine müdahaleyi” içeren sert politikalar (hard power), yerini yumuşak güç unsurlarına (soft power) bırakmaya başlamıştır.
Obama’nın yumuşak güç unsurlarını devreye sokarak daha barışçıl bir dış politika benimsemesinin meyvelerinden biri Nobel Barış Ödülü’nü alması olmuştur. Norveç Nobel Komitesi'nden yapılan açıklamada, Obama'nın, "uluslararası diplomasiyi ve halklar arasındaki işbirliğini güçlendirme konusundaki olağanüstü çabalarından ötürü barış ödülünü kazandığı” ifadesi kullanılmıştır. Ayrıca açıklamada, "Obama'nın, çok az insanın yapabileceği ölçüde Dünyanın dikkatini üzerine çektiği ve halkına daha iyi bir gelecek umudu verdiği; benimsediği diplomasinin, Dünyayı yöneteceklerin, bunu, insanlığın ortak değer ve tutumları temelinde yapmak zorunda olduğu anlayışı üzerine kurulu olduğu" kaydedilmiştir.Obama’nın başkanlık koltuğunda henüz bir yılı doldurmadan ve vermiş olduğu sözlerin hiçbirini tam anlamıyla yerine getirmeden bu ödüle layık görülmesi eleştirilerin de önünü açmıştır. Zira Obama’nın Dünya barışını koruma adına atmaya çalıştığı adımlar şimdilik iyi niyet seviyesinde kalmıştır. Uygulamada ise henüz bu yönde önemli bir gelişme yaşanmadığı söylenebilir. İlerleyen dönemlerde, Nobel Barış Ödülü’nün de psikolojik baskısıyla, Obama’nın Dünya barışı için somut adımlar atma başarısını göstermesi olası gözükmektedir. Bu nedenle, her ne kadar eleştirilere maruz kalsa da, teşvik edici niteliğinden ötürü, bu ödülün Obama’ya verilmiş olması olumlu bir gelişmedir.
(Dr. Bilal Karabulut, ABD Masası, Kıdemli Araştırmacı)