İstanbul’da geçen ay yapılan ve 32 ülkenin katıldığı Libya Temas Grubu toplantısının sonuç raporunda Kaddafi rejiminin artık Libya’nın meşru otoritesi olmadığı, ülkede geçici bir yönetim oluşana dek Bingazi’deki muhaliflerin siyasi kanadı olan Ulusal Geçiş Konseyi ile meşru otorite sıfatıyla temas kurulacağı ifade edilmiştir. Bu ifadeden şu anlaşılmaktadır; artık Kaddafi Hükümeti, iktidar koltuğunu Ulusal Geçiş Konseyi’ne bırakmalıdır bunun yapılmaması halinde Ulusal Geçiş Konseyi ülkenin tek otoritesi olarak muhatap alınacaktır.
Diğer taraftan raporun satır aralarını daha dikkatli okuduğumuzda Libya Temas Grubunun kendi içinde Libya’daki muhaliflerin ne şekilde muhatap alınacağı konusunda tam bir fikir birliği içinde olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü sonuç bildirgesinde tanıma (recognize) kelimesi yerine iletişim kurma (deal with) kelimesine yer verilmiştir.
ABD Dışişleri Bakanı geçen ay yaptığı açıklamada ülkesinin Ulusal Geçiş Konseyi’ni tanıyacağını ancak bazı hukuki sorulara yanıt arandığını açıklamıştır. Böyle bir tanımanın UGK’nın elini hem siyaseten hem de finansal açıdan rahatlatacağı kesindir. Çünkü BM Güvenlik Konseyi kararıyla dondurulan yabancı ülkelerdeki Libya’ya mal varlıklarının UGK’ya transfer edilmesinin yolu aralanmış olacaktır.
Tabii bu aşamanın da mal varlıklarını elinde bulunduran ülkelerle UGK arasında, Libya’nın geleceğinden pay kapma bağlamında ayrı bir pazarlık konusu olma ihtimali bulunmaktadır. Bu noktada Kaddafi sonrası dönemde özellikle petrol havzaları üzerinde UGK’nın nasıl bir tasarrufta bulunacağı sorusu Batı’nın en çok üzerinde durduğu konudur. UGK’yı Libya’nın meşru hükümeti olarak ilk tanıyan ülke olan Fransa’nın bu konuda istediği sözleri ve garantileri almış olma ihtimali yüksektir.
Fransa’yla birlikte aynı hızla hava harekâtına destek veren İngiltere ise muhalifleri tanıması konusunu biraz daha ağırdan almıştır. NATO harekâtına tepki gösteren Rusya ise Kaddafi rejiminin yanında UGK’yı da Libya’nın yasal temsilcisi olarak görmektedir. Çin, UGK ile temasta olmakla birlikte tanıma konusunda henüz adım atmış değildir. Çin’e benzer bir tutum belirleyen ülkeler UGK ile genellikle gayrı resmi diplomatik ilişkiler geliştirmektedir. Diğer taraftan Afrika ülkelerinin hemen hemen tamamı Kaddafi hükümetini ülkenin yasal otoritesi olarak görmeye devam etmektedir.
Bu durum uluslararası hukuk açısından aslında bir ilginçliğin de yaşanmasına sebep olmaktadır. Uluslararası ilişkilerde genellikle hükümetler değil yabancı devletler tanınmaktadır. Bunun son örneği Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesinde ve bunun birçok ülke tarafından tanınmış olmasında görülmektedir. Yeni kurulan bu devlet aynı zamanda hükümetinin hükmetme gücünü icra edebildiği coğrafi sınırları da belirlemektedir. Ancak var olan bir ülkede o ülkenin meşru hükümeti olduğunu iddia eden birden çok gücün ortaya çıkması halinde durum nasıl olacaktır? Diğer ülkelerin böyle bir durumda alacağı tavrın şekillenmesinde esasen dış politika tercihleri belirleyici rol oynamaktadır.
Bu duruma benzer yakın geçmişe ait bir örnek Afganistan’dan verilebilir. Afganistanlı mücahit komutanlar Sovyet ordusunu 1989’da geri çekilmek zorunda bıraktıktan sonra 1992’de Kabil’e girerek Sovyet yanlısı Necibullah Hükümetini devirmişlerdir. Daha sonra komutanlar arasında Rabbani’nin Cumhurbaşkanlığında yeni bir uzlaşı hükümeti kurulmuştur. Ancak ortaya çıkan güç mücadelesi ve uzlaşının korunamaması nedeniyle Burhaneddin Rabbani, Ahmet Şah Mesud, General Raşid Dostum ve Gülbeddin Hikmetyar gibi isimlerin öne çıktığı yeni bir silahlı güç mücadelesi ve iç kargaşa dönemine girilmiştir.
Bu arada ülkenin güneyindeki Kandahar şehrinden doğan ve Pakistan’ın da desteklediği Taliban hareketi güçlenmeye ve şehirleri teker teker kontrolü altına almaya başlamıştır. 1996 yılında başkent Kabil’i de ele geçiren Taliban ülkenin yüzde 90’ı üzerinde kontrolü eline almıştır. Ancak özellikle kadınların sokağa çıkmalarına dahi izin verilmeyecek derecede baskı altına alınması, futbol sahalarında yapılan yargısız infazlar, uluslararası hukukun hilafına Mezar-ı Şerif’teki İran Başkonsolosluğunu işgal ederek buradaki diplomatların öldürülmesi, eski Başbakanlardan Necibullah’ın BM binasından alınarak idam edilmesi ve artan uyuşturucu üretimi gibi olaylar tüm dünyada Taliban’a karşı tepki duyulmasına neden olmuştur.
Bu sebeplerle Taliban yönetimi, Suudi Arabistan ve Pakistan dışında hiçbir ülke tarafından ülkenin resmi hükümeti olarak kabul edilmemiştir. Diğer taraftan, eski savaş komutanlarının Taliban’a karşı birleşerek oluşturdukları Kuzey ittifakı da ülkenin meşru hükümeti olarak kabul görmemiştir. Çünkü bu İttifak ülkenin sadece yüzde 10’u üzerinde iktidar gücünü kullanabilmekteydi.
Libya’daki duruma tekrar dönecek olursak Libya’daki muhaliflerin siyasi organı olan Libya Geçiş Konseyi başkent dâhil ülkenin büyük bir kesiminde henüz kontrolü alabilmiş değildir. Tüm Libyalıları temsil ettiğini de iddia etmek doğru olmayacaktır. Ülkede iyi ya da kötü halen bir hükümetin varlığını devam ettirdiği halde ülkenin meşru hükümeti olarak başka bir siyasi oluşumun gösterilmesi uluslararası hukukçuların birçoğu açısından bir ülkenin içişlerine yasal olmayan bir müdahale şeklinde yorumlanmaktadır. Ancak Libya’da yeni bir iktidar görmek isteyen Batı’nın, uluslararası hukuku bir kenara bırakarak UGK’yı güçlendirmek ve desteklemek için bu yolu tercih ettiği görülmektedir.
Her iki hükümetin de varlığını uzun süre devam ettirmesi demek fiiliyatta bir ülkede iki ayrı egemen gücün var olduğu manasına gelir ki bu da bizi işin içinden çıkılmaz bir durumla karşı karşıya getirebilir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)