ENGLISH
22.05.2012
Ana Sayfa » KafkasyaGeri Dön «

Arap Baharı Orta Asya Bozkırlarında Eser mi?

22.07.2011 16:23:01

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ümit Nazmi Hazır

Çöl iklim kuşağında bulunan ve ikliminin özelliğini siyasi karakterinde de taşıyan Ortadoğu coğrafyası, bu yaz son yılların en sıcak mevsimlerinden birini yaşıyor. Nedeni ise Nisan ayında Kuzey Afrika’da -Tunus ve Mısır’da- başlayıp, Libya, Bahreyn ve Yemen gibi ülkelerde kanlı iç çatışmalara dönüşen ve Suriye’ye kadar ulaşıp Ortadoğu coğrafyasını etkisi altına alan halk ayaklanmaları. “Arap Baharı” olarak adlandırılan bu ayaklanmaların kışa dönüşüp dönüşmeyeceği ve son halkasının neresi olacağı ise merak konusu.

Diktatörlere karşı halk ayaklanması şeklinde yaşanan gelişmeler, halkların meşru taleplerini yerine getirememenin ve değişen dünya koşullarına uyum sağlayamamanın bir ürünü. Bölge halklarının yıllarca sert bir rejim altında gördükleri baskılarla birlikte, bu ülkelerdeki baskıcı liderlerin ve ailelerinin zengin hatta savurgan bir şekilde sürdükleri hayat da Ortadoğu halklarındaki bastırılmış tepkiyi kitle hareketlerine dönüştürdü. Örneğin: “6 buçuk milyonluk Libya’ya baktığımızda, sahip olduğu petrol ve doğal gaz rezervlerinden yıllık ortalama 25-30 milyar Dolar gelir elde etmesine rağmen bu zenginliğin ülke geneline yayılmadığı; Kaddafi ailesi başta olmak üzere nüfusun küçük bir kesiminin kontrolünde kaldığı görülmektedir.” [1]
 
Bölge halklarının demokrasi ve özgürlük taleplerinin yıllarca göz ardı edilmesi, ülkelerdeki yolsuzluk, yoksulluk ve diktatör baskısı ayaklanmaların meşruluğunu ve derinliğini oluşturan temel nedenlerdir. Kamu diplomasisi ve sosyal medyanın bu ülkelerdeki halk tepkilerini kitlesel bir eyleme dönüştürme sürecindeki rolü de küreselleşme olgusunun ne kadar etkili ve yönlendirici olduğunu göstermektedir.
 
Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yaşanan halk ayaklanmalarının adeta domino etkisi yapar gibi ardı ardına diğer ülkelere de sıçraması, sürecin yönlendirildiğinin belirtisidir. Başta ABD olmak üzere Batı’nın yıllarca Ortadoğu’daki despot liderlerle iyi ilişkiler kurduktan sonra bu liderlere karşı bir tutum sergilemesi otoriter liderlerin Batı için son kullanma tarihlerinin geçtiğini de göstermektedir. Batı kaynaklı sivil toplum kuruluşlarının ayaklanmaları önceden destekleyip, zemin hazırlaması ve zaman geçmeden Fransa öncülüğünde, ABD ile İngiltere’nin de desteğiyle “İnsani Müdahale’nin” Libya’da tezahür etmesi; Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki olayların altyapısının önceden hazırlandığını ve Batı’nın bu bölgelerdeki halkların meşru taleplerini kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak istediğinin kanıtıdır.
 
 
ABD’nin Ortadoğu Siyasetinde Yumuşak Güç Unsurunu Önplana Çıkarması
 
ABD’nin 2003’teki Irak saldırısının ağır ekonomik sonuçlar doğurması, ABD üzerindeki yarattığı olumsuz imaj, İran’ın bölgede güçlenmesi ve bölgenin alt-üst olan dengeleri ABD’nin Irak’ta tam anlamıyla istediği sonuçları alamamasına neden oldu. ABD, Irak Savaşıyla Ortadoğu bataklığına saplanırken, Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin ekonomik ve ticari anlamda ilerleme kaydetmesi, ABD için Ortadoğu’da sert güç yerine yumuşak güç unsurlarını kullanma zorunluluğu getirmiştir. 2008’deki Rusya-Gürcistan savaşı ve başarısız olan renkli devrimlerle Rusya’nın Avrasya coğrafyasındaki etkinliğinin artması ve Çin’in dünya eko-politiğindeki artan gücü ABD’nin Ortadoğu coğrafyasında zaman kaybetme lüksünün olmadığını gösteriyor. Ortadoğu’daki halk ayaklanmalarının bir anda gerçekleşmesi de bunu ispatlar niteliktedir.
 
Başta Çin olmak üzere Hindistan, Rusya, Japonya gibi devletlerin küresel ölçekte etkileri artmaktadır. Bu da dünyadaki güç ağırlığının Trans-Atlantik’ten Orta Asya ve Uzak Doğu’ya kayma ihtimalini ve ABD’nin 21. Yüzyılın ikinci çeyreğinde bu bölgeye yönelme olasılığını kuvvetlendirmektedir. ABD’nin Uzak Doğu ve Orta Asya bölgelerine yönelebilmesi ve yükselen Çin etkisine karşı politika geliştirebilmesi için Ortadoğu’daki dengeleri tam anlamıyla kendi lehine çevirmesi gerekiyor. Bunun gerçekleşmesi için de Ortadoğu ülkelerinin demokratikleştirilip, küresel sermaye ile bu bölgenin entegre edilmesi gerekmektedir.
 
 
Ortadoğu’daki Reform Hareketleri Türkistan Coğrafyasını Etkiler mi?
 
Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler gösteriyor ki, herhangi bir ülkede yaşanan bir olay, bölgesel hatta küresel dinamikleri etkileyebilme potansiyeline sahip. Orta Asya’daki kırılgan dinamikleri ve Ortadoğu ile benzer siyasal rejimlere sahip Türk cumhuriyetlerini göz önüne alırsak, ileriki süreçte Türk cumhuriyetleri de benzer olayları yaşama riskine sahip. Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan’da gerçekleşen renkli devrimler de Avrasya coğrafyasındaki ülkelerin Ortadoğu’daki benzer olayları yaşama ihtimaline ve tecrübesine sahip olduğunu göstermektedir. Ayrıca Avrasya Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanalı yirmi yıl olması ve bağımsızlık ile küreselleşmeyi birlikte yaşamaları toplumsal ve siyasi dengeleri iyice hassaslaştırmaktadır. Örneğin; Kırgızistan’ı ele alacak olursak bu ülkedeki siyasal istikrarsızlık, yakın zamanda yaşanan Kırgız ve Özbek Türkleri arasındaki çatışma ve tam anlamıyla gerçekleşemeyen devlet otoritesi nedeniyle ülkede patlamaya hazır dinamikler bulunmaktadır. Kırgızistan gibi provokasyona uygun bir ülke iç çatışmaya dönüşebilecek halk ayaklanması riskini taşımaktadır.
 
Diğer tarafta Arap devletleri ile Türk devletleri arasında yönetim şekilleri bakımından büyük benzerlikler bulunmaktadır. Her iki bölge ülkelerinde de başa gelmesiyle kalması bir olan liderler mevcut. Bu liderler de ister istemez despotlaşma eğilimi göstermektedir. Mısır’da nasıl Mübarek veya Libya’da Kaddafi yıllarca hüküm sürmüşse, Özbekistan’da kuruluşundan itibaren İslam Kerimov bulunmaktadır. Aynı şekilde Türkmenistan’da Türkmenbaşı olan Saparmurat Niyazov devletin kuruluşundan itibaren ölümüne kadar Devlet Başkanlığı yapmış ve ülke tek adam yönetimi altında yönetilmiştir. Türk cumhuriyetlerinde de Arap ülkelerinde olduğu gibi hanedana dayalı yönetim şekillerinin olduğunu da görebiliyoruz. Nasıl ki Suriye’de Hafız Esad’dan sonra oğlu Beşşar Esad yönetimi devralmışsa, Azerbaycan’da da Haydar Aliyev’den sonra İlhan Aliyev başa geçmiştir.
 
Bağımsızlıkları Arap devletleri kadar eski olmayan Türk cumhuriyetlerinin devlet otoritesini ve sistemi şekillendirmeden bir anda demokrasiye geçmeleri mümkün değildir. Bu ülkelerin bağımsızlıklarını yeni kazanıyor olmaları korunmacı refleksi ve bir liderin yönetimindeki geçiş sürecini zaruri kılmıştır. Bu korumacı refleks zamanında öyle bir boyuta ulaşmıştır ki: Bu ülkelerin bağımsızlıklarından sonra Türkiye’nin bu ülkelere yakınlaşma çabası, Sovyetler’den sonra yeni bir “abi” endişesi şeklinde algılanmıştır. Fakat yıllardır Sovyetler Birliği baskısı altında yaşamış bu halkların bağımsızlıklarını elde etmeleriyle tekrar despot bir yapı altına girmesi, toplumda biriken baskının kitlesel eylemlere dönüşme riskini taşımaktadır. Bu bağlamda Nazarbayev ve Kazakistan, Türk cumhuriyetleri adına güzel bir örnek teşkil ediyor. Nazarbayev kurulduğundan beri ülkenin başında olmasına rağmen iktidarını despot bir rejime dönüştürmemiş, kurumları ve halkı demokratik yapıya teşvik etmiş, aynı zamanda ulusal bütünlüğü de sağlamaya yönelik çalışmalar gerçekleştirmiştir. Üstelik bunları ülkenin kuzeyinde hakim olan Rus ve güneyindeki Özbek Türklerinin ülkede iç savaş çıkartabilir iddialarına rağmen gerçekleştirmiş ve uluslaşma ile demokratikleşme sürecini iyi bir şekilde yürütmüştür. Tabi Nazarbayev sonrası Kazakistan’da oluşabilecek otorite boşluğu, ülkedeki kaos riskini de taşımaktadır.
 
Arap devletleri ve Türk cumhuriyetleri arasındaki benzerlikler sadece yönetim şekillerinde değil, ekonomilerinde de kendini göstermektedir. Ortadoğu ülkeleri gibi başta doğalgaz olmak üzere zengin doğal kaynaklara sahip Türk cumhuriyetleri bu kaynakların halka gelir olarak aktarımında sorun çekmektedir. Yoksulluğun üstüne yolsuzluk da bu ülkelerdeki en büyük sorunlardan biridir.
 
Orta Asya Türk Devletleri’nin barındırdığı riskler sadece iç dinamiklerle ilgili olmamakta dış tehditleri de beraberinde getirmektedir. Çin, Rusya, Almanya, Hindistan, İran gibi bölgesel ve küresel aktörlerin bölgede artan baskısı ve ABD’nin ileri süreçte NATO gibi araçlarla daha da yoğunlaştıracağı Orta Asya politikası bölgedeki dengelerin bozulmasına neden olabilir. Aynı zamanda bölgedeki Afganistan menşei radikal İslamcı örgütler de bölgedeki güvenliği tehdit etmektedir. Bu bölge küreselleşmenin de etkisiyle ideolojik kuşatmalara ve etnik-ideolojik-dinsel operasyon olan etno-teolojik operasyonlara da maruz kalmaktadır. Bütün bu dış sebepler de Orta Asya’da isyanların çıkabilme ihtimalini arttırmaktadır.
 
 
Sonuç
 
11 Eylül 2001 saldırılarıyla başlayan ve 2003 ABD-Irak savaşıyla devam eden Ortadoğu’nun şekillendirilme süreci ‘’Arap Bahar’ı’’ olarak başlayan halk ayaklanmalarıyla devam etmektedir. Avrupa’da başlayan ekonomik sarsıntı, Suriye’deki çatışmanın şekillenmesi, İran’ın da ayaklanmalardan etkilenme potansiyeli Batı için belirsizlik oluşturmaktadır. Batı için bu belirsizliklerin netleşmesi ve kendi lehinde sonuçlanmasıyla birlikte ABD’nin 21. Yüzyılın ikinci çeyreğinde Orta Asya’ya yönelme ihtimali güçlenecektir. Ortadoğu ülkelerine nazaran daha yeni bağımsızlığını kazanmış ve kazanır kazanmaz kendini küreselleşme sürecinin içinde bulan ve Sovyet sisteminin kalıntılarını hala taşıyan Türk cumhuriyetleri için bundan sonraki süreç riskleri barındırıyor. Bu bölgede öteden beri gelen Rus ve artan Çin etkisiyle birlikte, Ortadoğu’daki sürecin kendi istediği doğrultuda gelişmesiyle Orta Asya’daki nüfuzunu arttırmak isteyecek ABD’nin var olması, Avrasya coğrafyası için ileri ki süreçte büyük kırılmalara neden olabilir. Bu kırılmaların ölçüsünde ve Arap Baharı’nın İran’da göstereceği etki bağlamında isyanların Orta Asya’ya sıçrama riski bulunmaktadır.
 
Daha eski bir devletleşme ve demokratikleşme sürecine sahip Türkiye model ülke olarak Arap ve Türk devletleri için kilit rol taşımaktadır. Arap halklarının meşru taleplerini dikkate alan; fakat demokratikleşmeyi emperyalizmin çıkarları için değil, Ortadoğu halklarının özgürlüğü ve barışı için savunan Türkiye tarihi misyonunu gerçekleştirmiş olacaktır. Ortadoğu’da esen isyan rüzgarının Orta Asya bozkırlarına girme ihtimalini düşünürsek; Türk cumhuriyetlerinin devletleşme ve demokratikleşme süreçlerinin Türkiye tarafından desteklenmesiyle Ortadoğu ülkelerindeki isyan dalgasından Türk cumhuriyetlerinin etkilenme olasılığı azaltılabilir. Türkiye’nin Türk devletleriyle olan ilişkilerini her anlamda geliştirmesi[2], İslam İşbirliği Teşkilatı gibi örgütlerin de Ortadoğu ve Türkistan coğrafyasında irade göstermesi sonucunda Avrasya coğrafyasının küresel aktörlerin oyun sahası olma ihtimali azalacaktır.
 
 
(Ümit Nazmi Hazır, SDE Asistanı)
--------------------------------------------------------------
[1] Ömer Ersoy, ‘’ Kuzey Afrika’nın Kayıp Hazinesi’’ Stratejik Düşünce, Nisan 2011, sayı 17
[2] Türkiye’nin Türk devletleriyle olan ilişkileri ekonomik, siyasi, kültürel boyutlarda olduğu kadar, STK’lar, düşünce kuruluşları ve üniversiteler arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi şeklinde de kendini göstermelidir.
 



KAFKASYA KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE’de 24 Mayıs 2012 Perşembe günü 14.00-16.30 saatleri arasında “Yüksek Seçim Kurulu’nun Demokrasilerdeki Yeri” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir…
22.05.2012 17:30:04

SDE'de 23 Mayıs 2012 saat 11.00-12.30 saatleri arasında Prof. Dr. Asad Zaman'ın katılımıyla “Capitalism in Crisis” (Krizdeki Kapitalizm) başlıklı bir seminer düzenlenecektir...
22.05.2012 11:49:19

17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya