11 Eylül 2001 terör saldırılarının ardından ABD, El-Kaide’ye savaş ilan etmiş ve ardından dünyanın tanımlamakta aciz kaldığı ya da ilk defa karşılaştığı birçok hadise vuku bulmuştur. Bunlardan ilki, teröre destek verdiği gerekçesiyle Afganistan’ın ve elinde kitle imha silahları olduğu iddiasıyla Irak’ın işgal edilmesidir. 10 yıldır devam eden bu durum yüz binlerce cana mal olmuş, ülkeleri kaos ve çatışmalara sürüklemiş, toplumları mülteci durumuna düşürmüştür.
10 yılın savaş finansmanına baktığımızda ise korkunç bir tablo karşımıza çıkmaktadır. Geçenlerde yapılan bir hesaplamaya göre terörle küresel savaşın ABD ekonomisine 4 trilyon Dolara mal olacağı tahmin edilmektedir. Bu rakam, Washington’ın İkinci Dünya Savaşında yaptığı askeri harcamayı aşmaktadır.[1] En kötü dönemlerinden birisini yaşayan ABD ekonomisinin neden bu ağır yükün altına itildiği ayrı bir tartışma konusudur. Bu konuyu bir kenara bırakıp ABD’nin bugünlerde yaşadığı diğer bir tartışmaya değinmek istiyorum. O da ‘teröre destek verme’ suçunun savaş suçu sayılıp sayılamayacağıdır.
Bilindiği gibi, El-Kaide’yle bağlantısı olduğu gerekçesiyle Afganistan başta olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinden yakalanıp Küba’nın Guantanamo adasındaki ABD askeri üssüne ‘düşman savaşçı’ sıfatıyla hapsedilen yüzlerce kişi bulunmaktadır. Burada tutulanların ya bir şeyle suçlanması, dolayısıyla haklarında bir yargılamanın başlatılması ya da salıverilmesi gerektiği, aksi halde bu kişileri esir olarak yıllarca burada tutmanın savaş hukukunda dahi yeri bulunmadığı vurgusu uzun süredir yapılmaktadır.
Başkan Obama da, göreve geldikten sonra ilk icraatlarından birisi olarak Guantanamo askeri üssünün kapatılacağı ve duruşmaların federal mahkemede görüleceği sözünü vermiştir. Ancak bunun gerçekleşmesinin zor olduğu, askeri savcıların, 11 Eylül’ün planlayıcılarından olduğu iddia edilen 5 Guantanamo tutuklusu hakkında iddianame hazırlamasıyla ortaya çıkmıştır. Asıl tartışma ise, ABD Askeri Mahkemesinin, terörizme verilen desteğin ‘savaş suçu’ olduğu ve askeri mahkemelerin görev alanına girdiği yönündeki kararı olmuştur.
Uluslararası savaş hukuku ve terörizmle mücadeleyi hedefleyen BM Sözleşmelerinin bu kararı desteklemedikleri açıktır. Tam aksine, bu sözleşmelerin temel amacı, terörizmi, silahlı çatışma ve savaş hukuku dışında ele alıp ülkelerin kendi sivil iç hukuklarında gerekli önleyici ve düzenleyici tedbirleri almalarını sağlamaktır. Ulusal ölçekte terörizmle mücadele kanunlarına baktığımızda da aynı mantıkla hareket edildiği görülmektedir.
Peki, sivil mahkemeler yerine neden askeri mahkemeler tercih edilmiştir? Buradaki temel motivasyon, sivil mahkemelerde delillerin kabul edilebilir olup olmadığının, ABD Yüksek Mahkemesinin içtihatlarıyla artık belli bir standarda kavuşmuş olmasıdır. Bu standartların Guantanamo tutukluları için de uygulanması aslında adil yargılamanın bir gereğidir. Ancak kafalardaki endişe, bu uğurda ülkelerin işgal edildiği ve trilyonlarca Dolar harcandığı terörle mücadelenin, sivil mahkemelerden çıkabilecek beraat kararlarıyla gölgelenme ihtimalinin var olmasıdır.
Bu endişe, Guantanamo tutsaklarının askeri mahkeme önüne çıkarılmasına yol açan birincil sebepler arasındadır. ABD topraklarında gözaltına alınan diğer terör zanlıları için de bu yolun tercih edilmesi ayrı bir tartışmayı başlatacak ve tabii hâkimlik ilkesini zedeleyecektir. Uluslararası hukukun dışında bir deney ortamında başlatılan Guantanamo rejimi, birbirinden farklı hukuk rejimlerine tabii olan savaşı ve terörü birbirine karıştırmış ve sonuçta ne terörizmle mücadeleye ne de savaş hukukuna girmeyen fiili bir durum ortaya çıkarmıştır. Dolayısıyla, hukuksal bir zemine oturmayan Guantanamo rejiminin sona erdirilmesi ABD’nin ve dünyanın normalleşmesi için gerekli görülmektedir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
[1] http://www.independent.co.uk/news/world/americas/war-on-terror-set-to-surpass-cost-of-second-world-war-2304497.html