ENGLISH
07.02.2012
Ana Sayfa » AfrikaGeri Dön «

ABD'nin Afrika Politikası

09.11.2009 17:37:17

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Obama döneminde ABD dış politikasında Afrika ile ilgili yenilikler bekleniyor.

 ABD'nin Afrika Politikası

ABD’nin Afrika politikaları II. Dünya Savaşı’ndan bugüne çeşitlilik göstermiştir. Bu dönem boyunca inişli çıkışlı bir seyir izleyen ilişkiler genel itibariyle soğuk savaş şartları dahilinde şekillenmiştir. Sovyet Bloğu’nun yıkılmasıyla beraber Birleşik Devletler ile Afrika ülkeleri arasında nispeten durgun bir süreç işlemeye başlamıştır. İkili ilişkilerde kırılmayı yaratan olay ise 2001 yılındaki terör saldırılarıdır. 2001 yılından bugüne ise ABD’nin Afrika’ya yaklaşımı değişiklik göstermemiş, başkanların değişmesi genel devlet politikasını etkilememiştir. Söz konusu politikalardaki kırılma noktaları daha çok değişen dönemlerin ve olayların etkisiyle oluşmuştur.
 
ABD’nin Afrika üzerinde yoğunlaşmasında terör sorununun dış politikada öncelikli gündem maddesi olmasıyla ilgilidir. Gerçekte terörle mücadelenin ana eksenini Ortadoğu oluştururken, özellikle Doğu Afrika coğrafyası da El-Kaide uzantıları yüzünden ABD’nin hedefi olmuştur. Bush yönetiminin kıta ile askeri angajmanını sağlamada en önemli araç ise AFRICOM adı verilen yeni bir görev birimidir. Buna göre Afrika kıtasının istikrar kazanmasının ABD’nin de çıkarına olacağı söyleminden hareketle, kıtanın terör faaliyetlerinden arındırılması ve güvenliğin sağlanması için bu birim tesis edildiği ifade edilmiştir. Ancak AFRICOM’un gelecekte ABD’nin kıtada yapacağı askeri operasyonlar için bir altyapı oluşturduğu da düşünülmektedir. AFRICOM'a temel olarak altı görev verilmiştir: 1) Terörizm ile mücadele 2) Doğal kaynakları güvence altına alınması 3) Silahlı mücadeleleri ve insani krizleri kontrol altına alma 4) AIDS'in yayılmasını yavaşlatma 5) Uluslararası suçları azaltma 6) Çin'in artan nüfuzuna karşılık verme.. Hiç kuşkusuz bu yapı, Çin’in kıta üzerinde artmakta olan etkisini kırmakta bir araç olarak değerlendirilebilir. Zira Çin, 2000’li yıllardan itibaren ABD ile olan rekabetini en başta Afrika üzerinden gerçekleştirmektedir.
 
ABD’nin Afrika’da terörle mücadelesinde sadece kendi askeri olanaklarını kullanmamaktadır. Kendisi gibi, terör ya da isyancı gruplarla mücadele eden ülkelere yaptığı askeri yardımları, eğitim programları ve istihbarat paylaşımları da, bu ülkenin kıtaya entegrasyon seviyesi hakkında bize fikir vermektedir. Bunun yanında ABD’nin 11 Eylül’den sonra deklare ettiği terörle savaş politikası, pek çok Afrika devleti içinde de kendine taraftar bulmuştur. Nijerya gibi birkaç ülke hariç tutulacak olursa söz konusu mücadele alanı kıta devletlerince de paylaşılmıştır.
11 Eylül olayları sonrasında Amerika, Eylül 2002 de açıkladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Büyük Orta Doğu Projesi kapsamında kıtaya yönelik birtakım programlar geliştirmiştir. Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesinde terörizmle mücadele öngörülmüş ve bu politika kendini iki biçimde göstermiştir: 2002 Aralık ayında oluşturulan Birleşik Müttefik Görev Gücü-Afrika Boynuzu(CJTF_HOA) ve 2002 sonlarında başlayan Pan Sahel Girişimi/Trans Sahel Terörü Engelleme Girişimi..
 
Afrika kıtasının George Bush ve halefi olan Barack Obama yönetimleri nezdinde öncelik kazanmasında bir diğer önemli faktör ise kara kıtanın enerji kaynaklarının zenginliğidir. Şu an itibariyle Afrika dünya petrol rezervlerinin yaklaşık %10’unu ihtiva etmektedir. ABD, Afrika’dan gelen enerji lojistiğinin güvenliğini sağlamak adına yeni anlaşmalar ve yatırımlar yaparken, 2025 yılına kadar kıtadan alacağı petrol miktarını iki katına çıkarmayı hedeflemektedir. Nitekim, hidrokarbon sektöründe çalışan Amerikan petrol ve gaz şirketleri, Batı Afrika’nın Gine Körfezi’ne son dönemde büyük ilgi göstermişlerdir. Bugün ABD’nin ithal ettiği petrolün % 16’sı Nijerya, Angola, Gabon, Kongo ve Ekvator Ginesi’ne komşu olan off shore petrol alanlarından sağlanmaktadır. Amerikan şirketleri Exxon-Mobile, Cevron-Texoco, Marathon ve Ocean Energy, bu bölgeye milyar dolarlık yatırımlar yapmıştır.
 
ABD’li karar alıcılar, Afrika ile ilişkilerde sadece çıkar odaklı davranılmadığını ileri sürmektedirler. Buna göre Birleşik Devletler hükümeti, her yıl Afrika halklarına maddi yardımlar ve altyapı imkanları sunmaktadır. Örnek vermek gerekirse George Bush döneminde kıtaya yapılan insani yardımlar 22 milyar dolar ve AIDS ile mücadele fonu 30 milyar dolara çıkmıştır. Ancak meselenin bir diğer boyutunda ise yapılan yardımlar sadece Amerikan politikalarına uyumluluğu oranında gerçekleşmektedir. Yani yardımlar ve ikili anlaşmalar Nijerya örneğinde olduğu gibi, gerçekten ihtiyaç dolayısıyla değil, stratejik endişelerle insani katkı söz konusu olmaktadır.
 
Yeni ABD yönetimi yukarıda sayılan konu ve sorunları seleflerinden devralmıştır . Bu sorunlar ise Cibuti’deki ve diğer ülkelerdeki askeri üs ve görev birimlerinin faaliyetleri, terörle mücadele ve kıta içi çatışmaların önlenmesi, Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün ve AFRICOM askerlerinin varlığının devam ettirilmesi ve mümkün olduğu kadar geliştirilmesi olarak sayılabilir. Kuşkusuz ABD’nin terör konusunda izlediği genel politikalar yeni başkan Obama döneminde yumuşama göstermiş ve özellikle Afrika kaynaklı tehdit algılamaları yoğunluğunu kaybetmiştir. Bu durumda ABD’nin asıl hedefinin terör değil, terörü oluşturan kıtasal sorunların çözümü olmalıdır.
 
Diğer yandan ABD Afrika’da yalnız değildir. Sömürge döneminin mirası ile birlikte pek çok Avrupa devleti kıta üzerinde ticari ve siyasi varlığını sürdürürken buna son yıllarda Çin, Rusya ve kısmen de Japonya katılmıştır. Bu ise ABD’nin Afrika’nın sahip olduğu zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarını bu aktörlerle paylaşması anlamına gelmektedir. Böylece yeni dönemde büyük küresel güçlerin rekabet sahası Afrika kıtası olacaktır. Özellikle ekonomik anlamda gerçekleştirilen gizli mücadelelerde Afrika’nın potansiyeli belirleyici olmaktadır. ABD ise bu küresel pastadan daha fazla pay almak istiyorsa, bir süredir yaptığı gibi kıta devletlerine terör tehdidi penceresinden bakmaktan vazgeçip Afrika’nın kemikleşmiş sorunlarına çözüm bulmalı ve bu ülkeleri uluslararası alanda eşit birer aktör olarak kabul etmelidir.
 
 
(Ahmet Said Altın, Ortadoğu-Afrika Masası, Asistan, 25 Eylül 2009)
 

 




AFRİKA KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



SDE'de 10 Şubat 2012 Cuma günü saat 15.00'da Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın katılımıyla “Global Ekonomik Kriz ve Türkiye'ye Yansımaları ” başlıklı bir panel gerçekleştirilecektir...
07.02.2012 11:57:15

SDE'de TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in katılımıyla “Yeni Anayasada Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı bir sempozyum gerçekleştirildi...
18.01.2012 16:50:48

SDE'de "Türkiye’de Yazılım Sektörü" konferansı gerçekleştirdi...
27.12.2011 15:57:29


<Şubat 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728291234
567891011

Org. İlker Başbuğ'un tutuklanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya