Parlamenter sistem ve başkanlık sistemi üzerine tartışmaların yoğunluk kazandığı günümüzde, “Avrupa Birliği (AB) ve parlamenter demokrasi” üzerine bir değerlendirme yapabilmek amacıyla yapılacak okumalarda, Avrupa Parlamentosu’nun (AP) 2008 yılından itibaren “The Office for Promotion of Parliamentary Democracy (OPPD)” aracılığıyla, yeni ve gelişmekte olan demokrasilerde parlamentoların oluşum ve reform süreçlerini desteklemeye çalışması dikkatleri çekmektedir. Bu kapsamda, AP’nin üçüncü ülkelerde demokrasiyi neden ve nasıl teşvik ettiğine ilişkin kısa bir değerlendirme yaparken, özellikle “AP parlamenter sistemi başkanlık sistemine tercih mi ediyor” sorusuna yanıt aramak uygun olacaktır.
Aslında “AP ve parlamenter demokrasi” konulu bir değerlendirme, “AB ve parlamenter demokrasi” konulu çok kapsamlı bir konunun ancak küçük bir parçasını oluşturabilir. AB ve parlamenter demokrasi konusunda yürütülecek kapsamlı bir çalışmanın başlıca iki temel boyutu bulunmaktadır. Birinci boyutta, konu AB’nin bir iç meselesi olarak değerlendirilerek, Birliğin kurumsal yapısının oluşumu ve karar alma süreçlerinde parlamenter demokrasiyi esas almamasının ve Birliğin parlamenter demokrasiyi erozyona uğrattığı yönündeki iddiaların nedenleri ile AB kurumsal yapısında parlamenter demokrasinin benimsenmesi amaçlanıyor ise atılması gereken adımların neler olabileceği tartışılmalıdır. Konunun ikinci boyutunda ise, AB’nin dış politikası kapsamında, Birliğin üçüncü ülkelerde demokrasiyi neden ve nasıl teşvik ettiği üzerinde durulmalıdır. Konunun ikinci boyutunda, Avrupa Konseyi (European Council), Bakanlar Konseyi (Council of the European Union), AP ve Avrupa Komisyonu AB’nin dış politikasının oluşumu ve uygulama süreçlerinin aktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır. AB’nin dış politikasının aktörlerinden biri olan AP’nin ise yeni ve gelişmekte olan demokrasilerde parlamenter kurumların desteklenmesi için özel bir çaba harcadığı gözlemlenmektedir.
Birinci boyutta yapılacak genel değerlendirme, “devlet” ve “parlamenter demokrasi” kavramları üzerinden yürütülmelidir. Avrupa Birliği’nin geleceğine ilişkin tartışmaların yoğun bir şekilde sürdüğü günümüzde, asıl mesele Birliğin nihai olarak “federal bir devlet”e dönüşüp dönüşmeyeceğidir. 9 Mayıs 1950 tarihli Schuman Bildirisi’nde
[i] iki kez “federasyon” kavramına atıf yapılması ve kurulması planlanan Yüksek Otorite’nin bir “Avrupa federasyonu” için ilk somut adım olarak nitelendirilmesi, kurucu liderlerin zihninde bir “federal Avrupa devleti” oluşturulması idealinin yer aldığı argümanını destekler nitelikte görünmektedir. Ayrıca Avrupa Toplulukları Kurucu Antlaşmaları incelendiğinde, Topluluklar kurumsal yapısının devlet benzeri birtakım özellikler içerdiği; Konsey-Avrupa Parlamentosu-Komisyon üçgeninde Toplulukların yasama ve yürütme erkleri, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’na ilişkin hükümler ile de Topluluklar yargı erkinin düzenlendiği görülmektedir. Ancak, Kurucu Antlaşmaları’nın hükümlerinde, Avrupa Toplulukları kurumsal yapısının parlamenter demokrasi modeli esas alınarak oluşturulduğuna ilişkin dikkate değer herhangi bir işaret bulunmamaktadır. Üstelik bu noktada, Avrupa entegrasyon hareketinin sürükleyici topluluğu olan Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu oluşturan Roma Antlaşması’nın, o dönem “Parliamentary Assembly”
[ii] olarak adlandırdığı Topluluk organını, bir danışma organı olarak tasarladığını hatırlamak gerekmektedir. Kısaca, kurucu liderlerin zihninde parlamenter demokrasiyi esas alan bir Avrupa sistemi yaratmak fikri olmadığını ileri sürmek mümkündür. Dolayısıyla Kurucu Antlaşmaların imzalandığı dönem için yapılacak değerlendirmede, “devlet” kavramı ile entegrasyon projesinin ilişkilendirilebileceği, ancak entegrasyon hareketi ile parlamenter demokrasinin ilişkilendirilmediği görülmektedir. Avrupa entegrasyon süreci boyunca AP’nin yetkileri artırılsa da; hatta 1 Aralık 2009 tarihinde yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması ile AB’nin işleyişinin temsili demokrasiye istinat edeceği hükme bağlanmış ve AP, Bakanlar Konseyi ile eş yasama organı haline getirilmiş ise de, Birliğin halihazırdaki kurumsal yapısı Birlik düzeyinde parlamenter demokrasinin uygulanmasına imkan vermemektedir. Sorun, Birliğin üyeleri doğrudan halk tarafından seçilen bir parlamentoya sahip iken, parlamentonun nüfuzu altındaki bir parlamenter hükümete sahip olmamasıdır.
Dolayısıyla, Avrupa entegrasyon hareketinin günümüzde geldiği noktada AB’nin kurumsal yapısı ile parlamenter demokrasinin ilişkilendirilmeye çalışıldığı gözlemlenmektedir; ancak Birliğin, kendi kurumsal yapısı açısından parlamenter demokrasiyi erozyona uğrattığı yönündeki eleştirilerin hala haklı gerekçeleri mevcuttur.
[iii]
Konunun ikinci boyutu kapsamında da, kurumsal yapısı ile karar alma sürecinin demokratik niteliği tartışma konusu olan AB’nin dış politika hedefleri arasında demokrasinin promosyonunun da yer aldığı görülmektedir. Ülkemizin AB’ne adaylık süreci nedeniyle, aday devletlerin Kopenhag kriterleri adı altında sıralanan ve demokrasi de dahil AB’nin istinat ettiği temel değerleri içeren kriterleri karşılamak zorunda olmalarını yakından gözlemleme fırsatımız olmaktadır. Oysa AB sadece Birliğe aday devletlerde değil, üçüncü ülkelerde de demokrasiyi teşvik etmeye çalışmaktadır. Maastricht Antlaşması’nın 11. maddesinde, Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (ODGP) amaçları arasında, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve temel özgürlüklere saygının geliştirilmesi de yer almaktadır. 1995 yılından itibaren AB, üçüncü ülkeler ve bölgesel organizasyonlar ile arasındaki ticaret, işbirliği ve ortaklık anlaşmalarına insan hakları ve demokrasi hükümleri koymaktadır.
[iv]
Yukarıda da ifade edildiği gibi, AB’nin dış politikasının oluşum ve uygulama süreçlerinin aktörlerinden biri olan AP, özellikle de son yirmi yıldır üçüncü ülkelerde demokrasinin teşvik edilmesinde etkili rol oynamaya çalışmaktadır. Ancak bu noktada; AP’nin demokrasi kavramından ne anladığını üzerinde durmak uygun olacaktır; zira demokrasi kavramının anlamı ya da anlamının ne olması gerektiği konusunda akademik tartışmalar hala sürmektedir.
AP’nin, 2009 yılında yayımladığı “Democracy Revisited: Which Notion for Democracy for the EU’s External relations?”
[v] başlıklı yayınında, demokrasinin temel unsurları;
-Ayrımcılık olmaksızın kamu işlerine (public affairs) katılmak ve seçme ve seçilme hakkı,
-İfade, dernek kurma ve toplanma özgürlükleri,
-Güçler ayrılığı (bağımsız yargı, yasama ve yürütme ilişkileri)
-Hukukun üstünlüğü, insan hakları ve temel özgürlüklere saygı
-Çoğulcu siyasi parti ve örgütler sistemi
-Şeffaflık ve hesap verebilirlik,
-Özgür, bağımsız ve çoğulcu medya olarak sıralanmaktadır;
AP üçüncü ülkelerde demokrasiyi neden teşvik etmektedir? AP’nin “Strengthening Parliaments Worldwide: The European Parliament and the Promotion of Democracy” başlıklı yayınında, gerçek demokrasilerin;
-ekonomik büyümeyi siyasi istikrarsızlığın olumsuz etkilerinden daha iyi koruyabildiği,
-daha açık ve şeffaf olduğundan, yolsuzlukla daha etkin mücadele edebildiği,
-komşularıyla ve uluslararası toplumla istikrarlı ilişkilerini sürdürebildiği,
-uluslararası suçlar ve yasa dışı göç hareketleri ile daha iyi mücadele edebildiği,
-çevreyi daha iyi koruyabildiği, açık küresel ticaret sistemini sürdürebildiği, sürdürülebilir ve rekabetçi enerji arzının güvenliğini sağlayabildiği,
-Birliğin, sanayileşmiş dünyadan olduğu gibi düşük ve orta gelirli ülkeler arasından da, demokratik ortaklara (partner) ihtiyaç duyduğu belirtilmektedir.
[vi]
Dolayısıyla, AB’nin üçüncü ülkelerde demokrasiyi teşvik etmesinin nedeni, yönetimleri demokrasinin temel unsurlarını taşıyan devletlerin, ekonomik ve siyasi olarak daha istikrarlı ve uluslararası işbirliğine daha yatkın olmalarıdır.
AP üçüncü ülkelerde demokrasinin gelişimine yönelik çalışmalarını 2008 yılından itibaren “The Office for Promotion of Parliamentary Democracy (OPPD)” aracılığıyla yürüttüğü yukarıda ifade edilmişti. Ancak AP’nin üçüncü ülkelerde demokrasiyi teşvik etmeye yönelik çalışmalarını yürütmek üzere oluşturulan ofisin isminde “parlamenter demokrasi”ye yapılan vurgu, AP’nin demokratik yönetimden sadece “parlamenter demokrasi”yi kastettiği anlamına mı gelmektedir?
AP, demokrasinin uluslararası standartları dikkate alınırsa, meselenin bir rejim türü olmadığını, parlamenter sistem ile başkanlık sisteminin demokrasi açısından eşit ölçüde kabul edilebilir olduğunun altını çizmektedir. Önemli olan yasama organının seçilmiş üyelerinin yeterli yetkiye sahip olup olmadıklarıdır. Dolayısıyla, siyasi sistem ne olursa olsun, güçler ayrılığı, her erkin yeterli ölçüde bağımsız rol oynama kapasitesine sahip olmasını gerektiren bir standart olarak anlaşılmalıdır.
[vii] Ancak, güçlü parlamentoların olmadığı bir sistemin de demokratik olamayacağını belirten AP, demokrasi temsili kurumları gerekli kıldığından, dünya çapında parlamentoların güçlendirilmesine katkı yapmaya çalışmaktadır.
[viii] Bu husus bize, Carl Schmitt’in ifadesiyle, parlamentarizm ve demokrasinin 19. yüzyılda neredeyse aynı anlama gelecek kadar yakın ittifak içinde oldukları gerçeğini hatırlatmaktadır.
[ix]
OPPD’nin faaliyetleri,
-Parlamentoların temel fonksiyonlarının (yasama, temsil ve denetim) güçlendirilmesi
-Parlamenter organizasyonların oluşturulması
-İdari ve kurumsal reformların uygulanması
-Parlamentolar arası işbirliğinin sağlanması
-Enformasyon ve iletişim stratejileri ile e-demokrasi projelerinin geliştirilmesi alanlarında yeni ve gelişmekte olan demokrasilere yardım sağlamak olarak sıralanmaktadır.
[x]
AP, yeni ve gelişmekte olan demokrasilerdeki parlamentolar ile uzun dönemli işbirliğini sağlamak amacıyla “Democracy Fellowship Programme” aracılığıyla, gelişmekte olan parlamento personeli ve daha az oranda da parlamento üyelerine AP’de eğitim/pratik çalışma imkanı sağlamaktadır. Ayrıca, yeni ve gelişmekte olan ülkelerin parlamento personeline, AP’ye çalışma ziyaretlerinde bulunabilme imkanı sunmaktadır. Kırgızistan Parlamentosundaki siyasi grup liderlerinin, AP siyasi grupların çalışmaları ve siyasi yönetimleri üzerine çalışmak amacıyla AP’ye yaptığı ziyaret ve Batı Afrika Devletleri Ekonomi Topluluğu’nun (ECOWAS) parlamento üyelerinin AP doğrudan seçimlerini analiz etmeye yönelik ziyaretleri, AP’ye yapılan çalışma ziyaretlerinin birer örneği olarak gösterilebilir. Diğer taraftan AP, parlamenter metotlar ve uygulamalar konusunda tecrübelerin paylaşılmasını yönelik olarak ulusal parlamentolar ile işbirliği yapmakta,
[xi] parlamenter kurallara ilişkin danışma hizmeti sağlayabilmektedir.
[xii] OPPD sınır aşan bölgesel parlamentolar ile işbirliği oluşturmaya ve geliştirmeye çalışmaktadır. Mart 2004’de kurulan “Pan-African Parliament”ın, AP’nin çalışma ziyaretleri, teknik yardımları, personele sağladığı burs imkanları aracılığıyla AP’den destek görmesi söz konusu işbirliği çabalarına örnek olarak belirtilebilir.
[xiii] Ayrıca AP, parlamenter uygulamalara ilişkin araştırma ve çalışmaların, akademisyenler ve uygulayıcılar arasında yeteri kadar ilgi çekmediğinin altını çizerek, bu konudaki araştırma ve çalışmaları teşvik etmeyi de amaçlamaktadır.
Sonuç olarak, kurumsal yapısı ve karar alma süreçlerinin özelliği nedeniyle parlamenter demokrasiyi erozyona uğrattığı iddia edilmekte olan AB, 1979 yılından beri üyeleri doğrudan halk tarafından seçilen tek kurumu olan Parlamentosu aracılığıyla üçüncü ülkelerde parlamenter kurumları güçlendirmeye yönelik çalışmalar yürütmektedir. Bu çalışmaların nedeni, AB’nin parlamenter sistem ile başkanlık sistemi arasında bir tercih yapmasında değil,
[xiv] güçlü parlamentolar olmaksızın demokrasinin var olamayacağına ilişkin inançta yatmaktadır.
(Dilek Yiğit, Şube Müdürü, Hazine Müsteşarlığı Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğü)
(Not: Makalede ifade edilen görüşler yazarın değerlendirmeleri olup, görev yaptığı kurumla ilişkilendirilemez.)
[iii] S.S.Andersen ve T. R. Burns, “The European Union and the Erosion of Parliamentary Democracy: A Study of Post-parliamentary Governance”, içinde
The European Union:How Democratic Is It?, Sage Publications, Londra, 1998, s.227-252.
[vi] Strengthening Parliaments...
[vii] Democracy Revisited...
[ix] C. Schmitt,
The Crisis of Parliamentary Democracy, MIT Press, USA, 2000.
[xi] Strengthening Parliaments...
[xiv] AP, başkanlık sistemi ile parlamenter sistem arasında herhangi bir tercih belirtmezken, Birleşmiş Milletler İnsan hakları Komisyonu’nun Deklarasyonu’na atıfta bulunur. “
The Commission of Human Rights ... affirms... the right of citizens to choose their governmental system through constitutional or toher democratic means.”
Democracy Revisited...