Parasal değer kaybını irdelemek açısından [TÜFE bazında] enflasyon rakamları incelendiğinde yüzde 29,7 seviyesinden yüzde 6,40’a inmiş, mali disiplinin en önemli göstergesi olan bütçe verileri kapsamında bakıldığında ise bütçe açığının milli gelire oranı 2002’de yüzde 11,4 iken, 2010’da bu oran yüzde 3,6’ya gerilemiştir. (2) Ayrıca, yüzde 3 Maastricht Kriteri baz alındığında AB Tanımlı bütçe açığının milli gelire oranı 2002 yılında yüzde 10,2 iken son veri olan 2009’da bu oran yüzde 6,7’ye düşmüştür.
Yine borç stokunun milli gelire oranını kıyaslamada bir diğer kıstas olan yüzde 60 Maastricht Kriteri baz alındığında AB Tanımlı borç stokunun milli gelire oranı 2002’de yüzde 73,7 iken, 2010’da yüzde 41,6’e inmiştir ki bu oran Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya’da yüzde 73,2’dir. (3) Toplanan vergilerin yüzde 85,9’unun faiz ödemelerine gittiği 2002 yılı Türkiye’sinin 2010 yılında bu oran bazında geldiği seviye yüzde 22,9 olması devletin en önemli gelir kaynağı olan verginin daha etkin ve verimli kullanılarak kamu harcamalarına kanalize edilmesine olanak sağlamıştır.(4)
Bununla birlikte, 2002’de 1,5 milyar $ sınırında bulunan portföy yatırımlarının, 2010 yılına gelindiğinde 19,6 milyar $ düzeyine ulaşması Türkiye’de gelişen ekonomik performansın yabancılar tarafından müspet algısı şeklinde tezahür ettiğini göstermesi kapsamında önemli bir veri olarak ortada durmaktadır.(5) Ayrıca, bankacılık sektörü aktifleri 2002 yılında 212,6 milyar TL iken 2010 yılına gelindiğinde 1 trilyon TL’yi aşmıştır.(6)
İşte tüm bu nedenlerle, 2023 Hedefi çerçevesinde dünyanın 10.büyük ekonomisi arasında yer alması için Türkiye’nin finansal açıdan yurtdışından yabancı yatırımları çekmeye devam etmesi gerekir. Bu minvalde, şu anda dünyanın 16.büyük ekonomisi olan Türkiye, ekonomik gelişimini sağlamada lokomotif etkinliğe sahip olan sermaye birikimini karşılamaya devam edecek, 2023 Hedefi’ne emin adımlarla yürüyecektir.(7)
Bu kapsamda, 2009 yılında Yüksek Planlama Kurulu tarafından karara bağlanan İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Strateji Belgesi’nde şu ifadeler yer almaktadır: “İstanbul, Türkiye’nin doğal finans merkezi konumundadır. Bölge finansal kaynaklarının toplanması ve yine bu bölgelere yönlendirilmesi konusunda İstanbul’un önemli bir merkez olma potansiyeli bulunmaktadır. AB üyeliği yolunda ilerleyen Türkiye ise, bölgesel konumu itibariyle Orta Doğu, Orta Asya, Kuzey Afrika ve Doğu Avrupa bölgeleri için de önemli ekonomik büyüklüğe sahip bir ülke noktasındadır. Bu Strateji Belgesi’nde, İstanbul’un uluslararası bir finans merkezi olması için; uluslararası standartlarda işleyen bir hukuk altyapısının oluşturulmasına, finansal ürün ve hizmet çeşitliliğinin artırılmasına, vergi sisteminin basitleştirilmesine ve etkinleştirilmesine, düzenleyici ve denetleyici çerçevenin geliştirilmesine, fiziksel ve teknolojik altyapının güçlendirilmesine, nitelikli insan kaynağı ihtiyacını karşılayacak bir eğitim altyapısının sağlanmasına ve dünya ölçeğinde tanıtım, izleme yapacak bir organizasyon yapısının oluşturulmasına yönelik öncelik ve eylemler belirlenmiştir.
Bu anlamda, finansal piyasalarda şeffaflık artırılacak ve yatırımcıları bilgilendirme mekanizmaları geliştirilecek,finansal kiralama ve faktoring hizmetlerinin geliştirilmesi, menkul kıymet ödünç mekanizmalarının geliştirilmesi ile başta Körfez ve Orta Doğu bölgesine yönelik faizsiz finansman araçlarına ilişkin altyapının geliştirilmesi amaçları güdülmektedir. Özellikle AB müktesebatına uyum dikkate alınmak üzere, uluslararası gelişmeler paralelinde, orta ve uzun vadede, düzenleme ve denetim otoritelerinin kurumsal yapılanması detaylı bir şekilde gözden geçirilecek ve bu meyanda SPK da dahil edilerek mevcut durumda, Türkiye’de sistemik riskin tespit edilmesi ile alınacak tedbirlerin belirlenmesi konusunda Bankacılık Kanunu hükümleri çerçevesinde BDDK koordinasyonunda, TMSF, Hazine Müsteşarlığı ve Merkez Bankası’nın görevlendirildiği Sistemik Risk Komitesi daha aktif hale getirilecektir.”(8) Ayrıca, 2010’da İstanbul Uluslararası Finans Merkezi’ne yönelik yayımlanan Başbakanlık genelgesiyle de başta ekonomi ile ilgili bakanlardan oluşturulan Yüksek Konsey ile Hazine ve DPT tarafından yürütülecek koordinasyon sürece angaje edilerek kurumsal altyapı güçlendirilmiştir.
Türkiye’nin gerek bölgesel gerekse küresel anlamda ciddi bir ekonomik güç haline gelmesi açısından önem arz eden İstanbul Uluslararası Finans Merkezi projesi tam olarak hayata geçtiği takdirde 2023 Hedefi daha da anlamlı ve ulaşabilir hale gelecektir. Bu çerçevede, İstanbul’un ve Türkiye’nin sınıf atlama projesi olacak olan İstanbul Uluslararası Finans Merkezi projesine yönelik çalışmalar 2011 seçimlerinden hemen sonra hızlandırılmalı ve artık Türkiye dünya ölçeğinde ekonomide 2023 Hedefi doğrultusunda hak ettiği yeri almalıdır. Siyasi istikrar ve güven ortamının, 2011 seçimleriyle bir kez daha tesis edilmesi suretiyle Türkiye’nin “take-off” sürecinin hız kazanması kapsamında İstanbul Uluslararası Finans Merkezi projesi gibi kapsamlı projeler Türkiye’yi dünya siyasetinde “policy-setter” konuma getirmesi açısından önemli bir eşik olarak gözükmektedir.
(Murat ÖZMEN)
Kaynaklar:
(1) DPT, TÜİK
(2) TÜİK, Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü (BUMKO)
(3) EUROSTAT
(4) Hazine Müsteşarlığı
(5) Merkez Bankası
(6) BDDK
(7) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Konuşması, TÜSİAD 41.Genel Kurulu
(8) Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü, Yüksek Planlama Kurulu- DPT