BM Çevre Programına göre dünyada her yıl 50 milyon ton e-çöp açığa çıkmaktadır. Bunun ancak yüzde 10’u geri dönüşüme tabii tutulmaktadır. Batılı ülkeler bu tür atıkların geri dönüşüme alınmasını zorunlu tutarken, üçüncü ülkelere gönderilmesine ise ses çıkarmamaktadır. Buradaki temel nokta maliyettir. Bu tür e-çöpleri üçüncü bir ülkeye göndermenin maliyeti bir liraysa, geri dönüşüme tabii tutmanın maliyeti on liradır.
Afrika’daki duruma baktığımızda ise, örneğin Gana, Nijerya ya da Kenya gibi milli gelirleri komşularına nazaran bir miktar daha iyi olan Afrika ülkelerinde ikinci el elektroniğe yoğun bir talep vardır. Bu talebin de etkisiyle Afrikalı tüccarlar ikinci el elektronik ürün ithalatı gerçekleştirmek üzere ABD, İngiltere, İtalya, Fransa, Belçika ya da Hollanda gibi elektronik eşya üretiminin ve tüketiminin yüksek olduğu ülkelerle iş bağlantıları kurmaya çalışmaktadır. Avrupa açısından özellikle İngiltere öne çıkmaktadır. Vakti zamanında, Afrika’dan Amerika ve Avrupa’ya yönelik uluslar arası köle ticaretinin kilit ülkesi olan İngiltere, şimdilerde e-çöplerin Afrika’ya atılmasında aynı merkezi işlevi üstlenmiş görünmektedir.
E-çöpün geri dönüşüm maliyetinin yüksek olması ve gelişmekte olan ülkelerde hızla büyüyen ikinci el elektronik piyasasıyla birleştiğinde bu yasadışı ticaret için en uygun şartlar oluşmuş olmaktadır. İkinci el ürün ticareti kapsamında Afrika ülkelerine gönderilen malzemelerin en az yarısı elektronik çöp olsa da Afrikalı tüccarların buna bir itirazı olmamaktadır. Çünkü bu durumda dahi iyi bir kar elde etmektedirler. E-çöpü gönderen Avrupalı şirketler de böylece, hem geri dönüşüm maliyetinden kaçmak ve hem de üstüne para kazanmak gibi kendileri açısından çok karlı bir iş yapmış olmaktadır.
[1] Bu tür suçlara verilen cezaların caydırıcı olmaktan çok uzak olması da kaçakçıların ekmeğine yağ sürmektedir.
Bu yasadışı piyasanın içinde, organize suç örgütleri, aracılar, geri dönüşüm merkezleri ve çeşitli ithalat-ihracat şirketleri rol almaktadır. Bazı geri dönüşüm merkezleri, kendisine gelen e-çöplerin bir kısmını ayırarak bu yasadışı ticarete kanalize etmektedir. Kişisel eşya ya da ikinci el ürün olarak beyan edilen bu malzemelerin gerçekten çalışıp çalışmadığının kontrolü Gümrükte yapılmamakta ve böylece bu çöplerin varış noktasına ulaşması için önünde hiçbir engel kalmamaktadır. Bazen de bu işi, yardım kisvesi altında yapmakta; örneğin şu Afrika ülkesinin okullarındaki bilgisayar ihtiyacının karşılayacağız diyerek bu atıklardan kurtulma yolunu tercih etmektedirler.
Peki, bu işte kaybeden kimdir? Kaybeden; şehrine, köyüne ve mahallesine gelen e-çöplerin ölümcül sağlık risklerine maruz kalan fakir Afrikalı çocuklardır; bu çöplerin arasında bir bakır tel bulayım derken zehirli gazları içine çeken ya da tüplü monitörleri kırarken açığa çıkan kurşundan etkilenen herkestir. Nihayetinde e-atıklar ya yakılmakta ya nehirlere atılmakta ya da toprağa gömülmektedir. Bu da ciddi bir çevre problemini beraberinde getirmekte, çöplerin etkilediği yaşam alanları ve doğa can çekişmektedir.
1992’de yürürlüğe giren Basel Sözleşmesi zehirli e-atıkların uluslararası ticarete konu olmasını ve yasadışı transferini yasaklamaktadır. Bu atıklara e-çöpler de dâhildir. İlginçtir ki 176 ülkenin taraf olduğu Sözleşmeyi ABD henüz onaylamamıştır.
[2] Sözleşmenin, zehirli atıklar yüzünden doğan zararların karşılanmasına ilişkin 1999 tarihli Ek Protokolü ise henüz yürürlüğe girmemiştir.
Kısacası, e-çöp üreten ülkelerin, sera gazında olduğu gibi çevresel sorumluluğunu hatırlayarak ekonomik ömrü biten bu tür ürünlerin geri dönüşüme tabii tutulmasını sağlayacak etkili tedbirleri alması, ayrıca e-çöpün yasadışı ticarete konu olmasına karşı caydırıcı cezai önlemleri devreye sokması elzemdir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
[1] http://www.eia-international.org/cgi/news/news.cgi?t=template&a=640&source=
[2] http://www.basel.int/ratif/convention.htm