Ekonomideki hızlı toparlanma, diğer birçok gelişmekte olan ülkede olduğu gibi ülkemizde de aşırı borçlanma endişelerini gündeme getirmiştir. Kapasite kullanım oranının düşük seviyelerini koruması ve üretim hacminin dış talebin zayıflığı nedeniyle düşmesi enflasyon üzerindeki baskıyı azaltmıştır.
Türkiye ekonomisinde en önmeli sorun cari açıktır. Cari açık sorununun giderilmesi için de önlemler alınmaktadır. Ekonomide toplam talep koşulları bakımından asırı ısınma gözlenmemesine rağmen, iç ve dış talebin büyüme hızlarınının ayrışması ve kısa vadeli sermaye girişleri finansal istikrara yönelik kaygıları ön plana çıkarmıştır. Bu nedenle son dönemde kredilerin ve cari açığın azaltılması ve kısa vadeli sermaye girişlerinin azaltılması için düşük politika faizi ve yüksek zorunlu karşılıktan oluşan bir politika bileşeni kullanılmaktadır. Alınan önlemlerle, kredi artış hızı yavaşlamış ve mevduatın ortalama vadesi uzamaya başlamıştır.
Bu nedenlede Merkez Bankası Para Politikası Kurulu Mayıs ayı toplantısında politika faizinde ve zorunlu karşılıklarda bir değişikliğe gitmemiştir. Alınan sıkılaştırıcı tedbirlerin krediler ve iç talep üzerindeki etkileri yılın ikinci çeyreğinden itibaren görülmeye başlanmıştır. Ancak, gerek enerji ve diger emtia fiyatlarının bulundugu yüksek seviyeler gerekse dış talebi zayıflatan gelişmeler, cari dengedeki iyileşmeyi yılın son çeyregine ertelemiştir. Yeni politika bilesiminin krediler üzerindeki sıkılaştırıcı etkilerinin önümüzdeki dönemde daha belirginleşecektir.
Ülkemizde ekonomiyi oluşturan alt unsurlarda genel olarak iyileşmenin sürdüğü gözlenmektedir. Yurt içi iktisadi kosullardaki iyileşmeye paralel olarak, firmaların satış gelirleri artmış ve kârlılık performansları devam etmiştir. Diğer taraftan, kur riskinin, firmalar için önemini koruduğu görülmektedir. Hanehalkı kesiminde ise iktisadi faaliyetteki canlanma ve artan tüketici güvenine paralel olarak, hanehalkı borçluluğunda artış devam etmektedir.
Bununla birlikte, makro açıdan bakıldığında krediler ve cari acıktaki artış, finansal istikrara dair kaygıları gündeme getirmektedir. Kredilerin artısıyla cari islemler açığı paralel bir seyir izlemektedir. Hızlı kredi artısı gerek iç talebi beslemesi gerekse tasarruf oranlarını düşürmesi nedeniyle cari islemler acığının artmasına neden olmaktadır. Bunun yanı sıra cari acığın finansmanında kısa vadeli sermaye girislerinin payının artış gostermesi nedeniye Merkez Bankası faiz oranlarını sabit tutmuş ve zorunlu karşılık oranlarını arttırmıştır.
Finansal derinleşme sürecinin erken safhalarında olan gelişmekte olan ülkelerde, kredi büyüme hızının gelişmiş ülkelere göre daha yüksek olması beklense de ülke tecrübeleri, önemli bankacılık ve ödemeler dengesi krizlerinin hızlı kredi büyümesiyle ilişkili olduğunu belirtmektedir. Kredi artışı ile cari işlemler açığı arasındaki pozitif ilişkinin yanı sıra, kredi artış hızı ile kredi artış hızı oynaklığı arasında da benzer bir ilişki olduğu bilinmektedir. Kredi oynaklığının yüksek olması, ekonomik büyümede de dalgalanmaların boyutunun artmasına neden olmakta, bu durum finansal ve makro istikrar uzerinde risk oluşturmaktadır. Bu itibarla, kredilerde yasanan dalgalanmaların azaltılması, kredi piyasalarında donguselliğin azaltılması finansal istikrarı destekleyecektir. Ayrıca, kredi piyasasındaki canlılık ve artan rekabet ortamında bankaların kredi verme sureçlerinde etkin risk yonetimlerini korumaları önemlidir.
Türkiye’de uygulanan dalgalı kur çerçevesinde, dalgalı kur rejiminin temel ilkeleri ve işleyiş biçimi ile çelişmeyecek şekilde döviz rezerv seviyesini artırmak amacıyla döviz arzının döviz talebine kıyasla arttığı dönemlerde Merkez Bankası tarfından döviz alım ihaleleri düzenlemektedir. Bu çerçevede 21 Aralık 2010 tarihli “2011 Yılı Para ve Kur Politikası” duyurusunda belirtildiği üzere, içinde bulunduğumuz yılda döviz rezervi birikimine günlük 50 milyon ABD doları satın alınarak devam edilmiştir. Söz konusu duyuruda ihalelerin asıl olarak açıklanan yıllık program çerçevesinde yürütülmesi esas alınsa da, döviz arzına ilişkin öngörülerin dışında önemli gelişmeler olması durumunda önceden duyurularak ihale programlarında değişiklikler yapılabileceği belirtilmiştir. Sermaye akımlarının güçlü seyretmesinde önemli bir faktör olan gelişmiş ülkelerdeki likidite koşullarında önemli bir değişiklik olmamasına rağmen, bazı Avrupa ülkelerine ilişkin artan kamu borcunun sürdürülebilirliği endişeleri son dönemde risk iştahını olumsuz etkileyerek gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarının göreli olarak yavaşlamasına neden olmaktadır. Sermaye akımlarında gözlenen bu yavaşlama dikkate alınarak, 1 Ekim 2010 tarih, 2010-55 sayılı basın duyurusu ile kamuoyuna açıklanmış olan esnek döviz alım ihale yöntemi çerçevesinde günlük döviz ihalelerinde alımı yapılacak tutar 31.Mayıs.2011 tarihinden itibaren 50 milyon ABD dolarından 40 milyon ABD dolarına düşürülmüştür.
Merkez bankasının günlük döviz alımlarını azaltması son günlerde gözlenen kur hareketliliğini de azaltıcı etki yapacaktır.
(Dr.Nazende Özkaramete Coşkun, SDE Ekonomi Uzmanı)