Myth-making (mit inşası) modern millet ve milliyetçiliklerin oluşumunda çok önemli bir role sahiptir. Millet ve milliyetçilik olgularının temelini oluşturan “biz” ve “öteki” algıları gerçeklik kadar mitler üzerinden inşa edilmiştir. Aslında hiçbir millet kendisinin düşündüğü kadar “iyi” olmadığı gibi hiçbir “düşman”da bizim düşündüğümüz kadar “kötü” değildir.
Modern uluslararası ilişkiler de -maalesef- mitlerin fazlaca kullanıldığı bir alandır. Genel olarak çıkarların belirlediği bir alan olan dış siyasette devletler çıkara dayanan politikalarını günahtan arındırmak için diğer devletlerin bir kısmını mitlerin yardımıyla şeytanlaştırır ve bu şekilde kendi politikalarına yönelik rıza üretirler. ABD’nin Ahmedinecad’ın hiçbir zaman söylemediği
[1] “
İsrail’i haritadan sileceğiz” (
wipe Israel off the map) ifadesini tüm dünyaya bir veri olarak kabul ettirip bunun üzerinden İran’ı şeytanlaştırması bu durumun güncel bir örneğidir.
Gerek Türk milliyetçiliğin gerekse Türkiye’deki popüler dış politika analizinin önemli bir unsuru olan “Amerika karşıtlığı” (anti-Americanism) da mitlerden önemli oranda yararlanmaktadır. Bunun en güncel örneklerinden biri eski ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’a atfedilen “Ortadoğu’da 22 ülkenin parçalanması” projesinin öğrencisinden gazetecisine, uzmanından siyasetçisine pek çok Türk tarafından doğru kabul edilerek sorgulanmadan tekrarlanmasıdır.
Rice’ın 2003 yılında yazdığı bir yazıdan üretilen bu
mit, sekiz yıldır Türk uluslararası ilişkiler camiasını gereksizce bulandırması yetmiyormuş gibi, Ortadoğu’daki ayaklanmalar ve müdahaleler ile bugünlerde kimilerince yeniden ısıtılıyor.
[2] Arap isyanlarını Batı’nın çok önceden kurguladığı bir proje olarak lanse etmeyi hedefleyen gruplar, 27 Nisan 2007 tarihinde de Takvim gazetesinde “Abla yazmış” manşetiyle bu miti tekrar halkın gözüne sokmaya çalıştılar. Güya Rice sekiz sene önce şunları yazmış:
-“Fas’tan Suriye’ye kadar 22 ülkede rejimi değiştireceğiz”.
- “BM kararlarına direnen 22 ülkede 300 milyon kişi bizi bekliyor”.
- “10 yıl içinde Ortadoğu ve Afrika’da rejimler değişecek”.
Şimdi sıkı durun, bu ifadelerin hepsi uydurma (hatta yalan); çünkü Rice bunların hiçbirini yazmadı.
İlk cümle tamamen hayal ürünü ve muhteşem bir montaj. Öncelikle metinde Suriye kelimesi hiç geçmiyor. Montaj ise şöyle gelişiyor: Önce dokuzuncu paragraftaki “Fas’tan Basra Körfezi’ne” ifadesi “Fas’tan Suriye’ye” şeklinde değiştirilmiş, sonra ikinci paragraftaki Rice’ın Ortadoğu’yu tanımlarken kullandığı “22 ülke” ifadesiyle birleştirilmiş, daha sonra altıncı paragraftaki “Saddam Hüseyin rejimi” ifadesindeki “rejim” alınmış ve en son da başlıktaki dönüştürme fiiliyle cümle tamamlanmış. Bir montaj şaheseri ile karşı karşıyayız yani. (Tamam, hakikate saygımız biraz kıt, ama emeğe saygı lütfen!)
İkinci cümle de tam bir montaj. “BM kararlarına direnen” (defied… 17 UN resolutions) ifadesini Rice sadece bir yerde kullanıyor ve o da Saddam Hüseyin için. “…bizi bekliyor” ifadesi ise uydurma. Orijinal metinde kimse kimseyi beklemiyor!
Son cümle de tamamen montaj ve hayal ürünü. Metinde “10 yıl” (decade) ifadesi tek bir yerde geçiyor, o da şu: “He (President Bush) further has proposed establishing a U.S.-Middle East free trade area within a decade.” (Başkan Bush ayrıca 10 yıl içinde Ortadoğu ile ABD arasında bir serbest ticaret bölgesinin oluşturulmasını teklif etti). “Afrika” kelimesi ise metinde geçmiyor.
Yukarıdaki düzeltmelerden sonra belki israf kaçacak ama şunu da belirtmek lazım ki Takvim’in haberi ta “başından” kokmuş. “Ortadoğu’yu Dönüştürmek” (Transforming the Middle East) olan Rice’in yazısının başlığı Takvim’de “Ülkeleri Bölmek” olmuş. Ne diyelim, Abla yazmış, ama siz epey yanlış anlamışsınız!
---
Orijinal metnine internetten rahatça ulaşabileceğiniz
[3] 7 Ağustos 2003 tarihli yazı aslında çok zor veya derin bir metin değil. Bu yazıda Condoleezza Rice ABD’nin Irak işgalini özgürlükçü bir retorikle meşrulaştırmaya çalışıyor. Bunu yaparken de Irak’taki özgürlük açığının (
freedom deficit) Ortadoğu’daki birçok ülke için de geçerli olduğunu belirtip ABD ve dünyanın güvenliği için bu açığın bir şekilde azaltılması gerektiği söylüyor. Görüşlerine katılmayabiliriz, ama emperyal BOP planları yok bu yazının içinde. Nitekim aynı yazı “İsrail ve Filistin devletlerinin yan yana ve barış içerisinde yaşadığı” bir vizyonu da içeriyor.
Çarpıtma ve hayal etme konusunda hızını kesemeyip Rice’ın “bölücü” yazısına Türkiye’yi dâhil eden -ve sanal dünyada gırla giden- “Rice: BOP ile Türkiye Dâhil 22 Ülkenin Sınırları Değişecek” ekolünden iseniz artık müsterih olun lütfen. Rice’ın yazısında Türkiye’nin adı hiç geçmediği gibi, Rice’ın Ortadoğu’yu tanımlarken kullandığı nüfus (“300 milyon”) ve ekonomi (“İspanya’dan küçük”) rakamları da Rice’ın yazısında ele aldığı Ortadoğu’nun Türkiye’yi içermediğini gösteriyor. Rice “22 ülke” ifadesi ile Arap Birliği’ne üye ülkelere atıf yapmaktadır ve zaten Batı’da “Ortadoğu” bazen “Arap Dünyası” anlamında kullanılmaktadır.
İşin en üzücü ve endişe verici yanı ise şu: Kendisi hala yaşayan ve yazısının orijinaline internetten rahatça ulaşılabilen bir kişinin sözleri bile bu kadar rahatça çarpıtılabiliyor ve bu çarpıtılmış versiyonlar genel geçer kabul görebiliyorsa, müteveffa olmuş tarihsel figürlerin sözlerinin başına kim bilir neler gelmiştir?! Biraz “unlearning” yapsak iyi olacak.
(Yrd. Doç. Dr. Faruk Ekmekci, Karadeniz Teknik Üniversitesi)
[2] Bkz. Mustafa Mutlu, “Rice, sekiz yıl önce ‘22 ülkenin sınırı ve rejimi değişecek’ demişti!” Vatan, 22.02.2011.