Rapora göre, ülkede iktidar değişimi nedeniyle yaşanan siyasi istikrarsızlık, zayıf devlet kurumları, olayların yaşandığı Fergana vadisinde hukukun üstünlüğü yerine etnik kimliğin öne çıkarıldığı çarpık yapı, olayların temel sebepleridir.
Rapor, her Hükümetin birincil sorumluluğu olan vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlama görevinin bu olaylar bazında Kırgızistan’da yerine getirilemediğini söylemektedir. Ancak burada şunu da göz ardı etmemek gerekir ki, o dönemde Bakiyev henüz iktidar koltuğu üzerindeki taleplerinden vazgeçmiş değildi ve geçici hükümet de ülkenin her bölgesinde siyasi otoritesini tesis edebilmiş değildi.
Komisyonun dikkat çektiği diğer önemli nokta ‘şayet asker gerektiği şekilde olay mahalline konuşlandırılmış ve basiretli bir şekilde talimatlandırılmış olsaydı bu hadiseler yaşanmayabilirdi’ değerlendirmesidir. Burada özellikle şiddet eylemleri sırasında polis ve askeri birliklere ait silah ve malzemelerin saldırgan grupların eline nasıl geçtiğinin aydınlatılması önem taşımaktadır.
470 kişinin öldüğü olaylarda hayatını kaybeden her 4 kişiden üçü Özbek kökenli, biri ise Kırgız’dır. Özbek mahallelerine düzenlenen saldırılar, Komisyon raporuna göre, insanlığa karşı suçun maddi unsurlarını taşımaktadır. Kırgız Hükümeti ise planlı, sistemli ve devlet destekli bir olayın söz konusu olmadığını dolayısıyla insanlığa karşı suçtan bahsetmenin mümkün olmadığını söylemektedir.
[1] Ancak her halükarda, 2010 Haziran olaylarının ayrıntılı bir şekilde soruşturulması, bu olayları organize eden ve cinayet işleyen faillerin mahkeme önüne çıkartılması gereklidir.
Kırgız Hükümeti, raporun geneliyle ilgili yapmış olduğu değerlendirmede; bazı tespitlere ve sonuçlara katılmakla birlikte Kırgızistan’ın o günlerde siyasi bir kaos ve karmaşa içinde bulunduğunun, olayların arkasında da, bu durumdan istifade etmek isteyen etnik grupların var olduğunun altını çizmektedir. Ayrıca, Kırgızların tek suçlu taraf olarak gösterilmeye çalışılmasının gerçeği tam olarak yansıtmadığı belirtilmiştir. Kırgız Hükümeti’ne göre bunun nedeni, Komisyonun bazı üyelerinin önyargılı bir tutum içinde olmalarıdır. Bilindiği gibi, Komisyon’un başkanlığını AGİT Parlamenter Meclisi’nin Orta Asya özel Temsilcisi, Finlandiyalı parlamenter Kimmo Kiljunen yapmıştır. Komisyon üyeleri ise Avusturya, Fransa, Estonya, Rusya, İngiltere ve Türkiye’dendir.
Haziran olaylarından bugüne Kırgızistan hükümetinin ülkede hayatın normale dönmesi için yoğun çaba içinde olduğunu görmekteyiz. Olaylar bastırıldıktan ve sükûnet sağlandıktan sonra ‘Demokrasiye Geçiş’ programı kapsamında, Roza Otunbayeva liderliğinde hazırlanan yeni Anayasa, halkın onayından geçmiş ve ülkede köklü bir reforma imza atılmıştır. Ekim 2010’da bir parlamento seçimini başarıyla yapan Kırgızistan Aralık 2010’da koalisyon hükümetiyle yoluna devam etmiştir. Cumhurbaşkanlığı seçimi bu yılın Ekim ayında yapılması planlanmaktadır. Kısacası 5 milyon nüfusuyla, Orta Asya’nın en küçük ve en fakir ülkesi olan Kırgızistan son dönemde, demokratik sistemin kurulması ve işletilmesi yönünde büyük adımlar atmıştır.
Ancak her halükarda, Kırgız idaresinin kısa vadede çözüm bulması gereken acil sorunlar bulunmaktadır. Bunların başında, 2010 Haziran hadiselerinde evleri ve dükkânları talan edilen, yakınları öldürülen Özbek kökenli Kırgızistan vatandaşlarının yaraların sarılması ve tekrar eski hayatlarına devam etmelerinin sağlanması gelmektedir. Sosyal, güvenlik ve ekonomik boyutu olan bu normalleşme sürecinin kalıcı hale getirilmesi gereklidir. Bunun için öncelikle Fergana vadisinin sorunları net olarak tespit edilmelidir.
Bu noktada, Fergana vadisinin etnik, sosyo-ekonomik durumuna baktığımızda; Fergana Vadisinin, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan arasında kaldığı, bu anlamda her üçüne de ait olan ancak her üçünün başına da sorunlar açan bir bölge olduğunu söyleyebiliriz. Nüfus yoğunluğu açısından, Özbeklerin yüzde 25’i, Taciklerin yüzde 30’u ve Kırgızların da yarısı burada yaşamaktadır. Fergana vadisindeki toplam nüfus 10 milyonu aşmaktadır. Bu vadinin üç komşu ülke arasında ihtilaflara sebep olacak tarzda paylaştırılması da Stalin döneminin stratejik bir hesabıdır.
Siyasi ve etnik gerginliklerin sıklıkla yaşandığı bu bölgenin diğer bir özelliği ise, Afganistan kaynaklı uyuşturucu ticaretinin önemli ara duraklarından birisi olmasıdır. Sınır kontrollerinin zayıf, yolsuzluğun ise yaygın olduğu bölgenin yasadışı ekonomisini, Afganistan’dan çıkan ve Rusya başta olmak üzere tüketim bölgelerine giden uyuşturucu madde kaçakçılığı oluşturmaktadır.
Kırgızistan’ın Oş şehri bu kaçakçılıkta önemli bir güzergâhtır. Oş şehrinin güneyinde konuşlanmış çok sayıda uyuşturucu kaçakçısının olduğu birçok uluslararası rapora da yansımıştır. Şehrin tozlu sokaklarında boy gösteren birbirinden lüks araçlar ve emlak fiyatlarındaki hızlı yükseliş de, uyuşturucudan elde edilen kazancın ipuçlarını vermektedir.
Kırgızistan üzerinden uyuşturucunun Rusya ve Avrupa’ya sevk edilmesinde rol alan uyuşturucu organizasyonlarının bu bölgedeki istikrarsızlıktan ve kargaşadan nemalandığı gayet açıktır. Bu tür grupların varlığı, Kırgızistan’ın ekonomik ve siyasal gelişimini de olumsuz etkilemektedir.
Dolayısıyla, Fergana denkleminde bilinen unsurlar üzerinde herhangi bir değişiklik yapılmadığı müddetçe, ileriki dönemde Haziran olaylarına benzer sonuçları olacak hadiselerin yaşanabilme ihtimalinin halen geçerli olduğunu unutmamak gerekir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
[1] http://www.k-ic.org/en/news/364-kic-final-report-published.html