Papa’nın Afrika Ziyareti
Geçtiğimiz hafta Hıristiyanlığın önemli şehirlerinden Roma’da 2. Afrika Ruhani Meclisi toplantısı başladı. Konsüle 53 Afrika ülkesinden 200 civarında Hıristiyan din adamı katıldı. Esas olarak Afrika kıtasındaki Katolik nüfusun sorunlarının ve dini ihtiyaçlarının görüşüldüğü bu toplantıların ilki 1994 yılında gerçekleştirilmiştir. İkincisi devam eden Konsülün resmi gündem maddesi ise “Afrika kilisesinin barış, uzlaşı ve adaleti sağlamada yapacağı hizmetler” şeklinde belirlenmiştir. Bu Konsülün, Papa XVI. Benedict’in geçtiğimiz hafta kıtaya yaptığı ziyaretle aynı günlere denk gelmesi dikkat çekicidir. (Tıkla-1)
Afrika kıtası, Katolik mezhebinin dünyada en hızlı yayıldığı alanların başında gelmektedir. Son otuz yılda bu inancın savunucuları birkaç milyondan 130 milyona ulaşmıştır. Özellikle kilise misyonerlerinin pagan toplulukları kendi inançlarına çevirmek için yoğun mesai harcadıkları bilinmektedir. Buna karşılık Avrupa ve Amerika kıtasında bu mezhep gün geçtikçe etkisini yitirmektedir. Bu yönüyle Afrika, Vatikan’ın Protestan kilisesine karşı rekabet ettiği ve üstünlüğünü kabul ettirmeye çalıştığı bir alan haline gelmiştir.
Papalığın dünya genelinde şikayetçi olduğu konulardan biri olan kültürel ve ahlaki yozlaşmanın Afrika halkları için de dile getirildiği bilinmektedir. Son yüzyılda Katolik kilisesi öğretilerinin kendi taraftarları arasında etkisini yitirmeye başlaması, Vatikan’ın bu konular üzerinde daha da yoğunlaşmasına sebep olmaktadır. Bu yüzden Vatikan kilisesi, başta Avrupa olmak üzere dünya üzerinde pek çok entelektüel, sanatçı ve siyasi liderlerle olan diyalogunu, kültürel değerlerin aşınması meselesi üzerine inşa ettiği görülmektedir. 4-25 Ekim tarihleri arasında devam edecek olan Konsül’ün, bahsedilen konulara ek olarak Afrika için öngördüğü sorunlar, kıtadaki barış ve istikrarın korunması ve fakirlikle mücadele şeklini almaktadır. Papa’nın kıtaya yaptığı ziyarette aynı sorunlara ilave olarak rüşvet ve yolsuzluklara dikkat çekmesi ve bu konuşmaları bizzat Kamerun ve Angola devlet başkanlarının bulunduğu oturumlarda yapması, Afrikalı liderlere mesaj olarak algılanmaktadır. (Tıkla-2) Kıtadaki geri kalmışlığın ve siyasi sorunların ancak kenetlenmiş bir Afrika sayesinde çözülebileceği ve modern demokrasinin ancak bu şekilde işletilebileceği, Papa’nın sıklıkla üzerinde durduğu bir başka konudur. Kıta içi çatışmaların çözümü ve demokrasinin tesis edilmesi için Birleşmiş Milletler ve Afrika Birliği gibi örgütler başta olmak üzere birçok kurum ve ülkenin çaba sarfettiği bilinmektedir. Bu noktada Vatikan’ın da bu amaca yönelik olarak dini retoriği kullanmayı denemesi ve olumlu katkı yapması bir ölçüde umut verici olabilir. Fakat Papa’nın ziyaretinde de görüldüğü üzere dini değerlerin halk üzerinde etkili olması, Afrika’nın pek çok yerinde hüküm süren dikta rejimlerinin bundan örnek aldığı sonucunu doğurmamaktadır. (Tıkla-3) Nitekim Vatikan’ın dünyadaki kimi siyasi sorunlar hakkında zaman zaman görüş bildirmesi, laik dünya algısı bakımından çoğunlukla tepki doğurmaktadır. Dolayısıyla Afrika için çok köklü ve çaba gerektiren sorunların çözümüne, de facto bir etkisi olmayan kilise öğretisinin kısa vadede katkıda bulunması mümkün görünmemektedir.
Aynı zamanda bu toplantılar, Afrikalı din adamlarının kıta içinde imkan bulamadıkları müzakere ortamını, Papalık çatısı altında elde etmeleri açısından ilgi görmektedir. Geleneksel Vatikan hiyerarşisinde Avrupalı kardinallerin hakim olduğu bilinmektedir. Ancak son elli yılda Güney Amerika ve Afrika kıtasından da bazı din adamlarının, üst makamlara ulaştığı görülmektedir. Hatta günümüzde Papa’dan sonra ikinci adam sayılan Kardinal Peter Kodvo Appiah Turkson’un Gana asıllı olması ve sözkonusu Konsülün genel sekreterliğini yürütmesi dikkate değer bir konudur. Dünya medyasında Kardinal Turkson’un, şimdiki Papa’nın ardından yeni adaylardan biri olabileceği yorumları göze çarpmaktadır. Zira Vatikan kilisesinin sıklıkla dile getirdiği mesajlardan biri olan ırkçılıkla mücadele konusu, bir sonraki papalık seçimlerinde kilise için bir samimiyet testi olacaktır. 2005 yılındaki seçimlerde de yine bir Afrika kökenli kardinalin seçimi gündeme gelmiş fakat sonuçta Avrupalı bir papa seçilmiştir. ABD başkanı Barack Obama’nın da siyahi olması, bu konuda görüş bildiren yazarların daha da umutlanmasında rol oynamaktadır. Buna göre açılım sırası Vatikan’a gelmiş bulunmaktadır ve siyahi bir din adamını papa seçerek evrensel mesajını dünyaya daha rahat iletebilecektir. (Tıkla-4)
Afrika kıtasının birçok zorlukla yüzleştiği bu dönemde çözüme katkı amacıyla yapılan bu toplantı ve ziyaretlerin olumlu karşılanması doğal görünmektedir. Ancak Papa’nın dile getirdiği güzel temennilerin yanında kıtanın Hıristiyanlaşması konusunu da vurgu yapması, gerçekte hangi amacın öncelendiği noktasında birtakım şüphelerin doğmasına yol açmaktadır. Vatikan kilisesinin, Afrika kıtasına insani yardımlarda bulunurken bu coğrafyayı “evangelize” etme düşüncesini taşıması, buraya dönük kaygılarının insani değil sadece dinsel kaynaklı olduğu endişesini doğurmaktadır. Dolayısıyla Katolik mezhebinin Avrupa ve Amerika’da kaybettiği nüfuzu Afrika’da diriltmek istediği anlaşılmaktadır. Her şeye rağmen Vatikan’ın son dönemlerde kara kıtaya artan ilgisini, siyasi sürece etkisi bakımından dikkatle takip etmek gerekmektedir. Artan ilginin, uluslararası rekabete dini boyutuyla dahil olma çabası olup olmadığını ise zaman gösterecektir.
(Ahmet Said Altın, Ortadoğu-Afrika Masası, Asistan, 10 Ekim 2009)