Afrika’da Antidemokratik Yönetim Sorunu: Gine Örneği
Afrika ülkeleri bağımsızlıklarını kazandıkları dönemden bugüne kadar demokrasi geleneği edinme noktasında oldukça başarısız bir süreç yaşamıştır. Belki Batılı sömürgeci yönetimlerden kara kıtaya miras kalmayan tek özellik demokratik rejim anlayışı olmuştur. Günümüzde Afrika ülkelerinin tamamına yakını halkın iradesi dışında yönetime gelen liderler tarafından yönetilmektedir. Sözkonusu durumun bir örneği de bu hafta içinde Batı Afrika ülkesi olan Gine’de tekrar etmiştir.
Gine’deki mevcut cunta yönetiminin başkanı olan Yüzbaşı Dadis Moussa Camara, 2008 yılının Aralık ayında bir darbe ile iktidara gelmiş ve o tarihten beri seçimleri yenilemeyi kabul etmemiştir. Geçtiğimiz hafta ise Camara’nın 2010 yılının Ocak ayında yapılacağını vaat ettiği seçimlerin iptal edilebileceğini söylemesi üzerine başkent Conakry’de yoğun katılımlı gösteriler düzenlenmiştir. Gerçek demokrasi taleplerinin dile getirildiği bu gösterilerde, alışılageldiği üzere askerlerin orantısız güç kullandığı görülmüştür. (Tıkla-1)
Yaklaşık 160 kişinin öldüğü olaylarda Camara yönetiminin herhangi bir şekilde geri adım atmaması ise dikkat çekicidir. Afrika Birliği Örgütü ve Birleşmiş Milletler’in yaptırım tehditleri ya da diğer pek çok Batılı ülkenin resmi makamlarınca yayımlanan kınama beyanları fiiliyatta herhangi bir sonuç doğurmamaktadır. Bununla beraber çoğunlukla darbe ile başa geçen ve ülke içinde iktidarı sınırsızca kullanabilen baskıcı rejimlerin, ülkelerindeki yer altı kaynaklarının Batı’ya veya Uzakdoğu’ya ihracını içeren uluslararası anlaşmalar noktasında herhangi bir değişikliğe gitmemeleri düşündürücü olan bir diğer noktadır.
Bu noktada Afrika kıtasında artık olağan hale gelen demokrasi ve insan hakları ihlallerinin bu kadar sıklıkla yaşanıyor olmasının bazı temel sebepleri vardır. Öncelikle Afrikalı yerel halkların eğitim seviyesinin düşük olması ve sömürge yıllarından miras kalan kaderci anlayış, devlete karşı en temel hak taleplerinin dahi yapılmasını güçleştirmektedir. Ayrıca kıta ülkeleri dışında yaşayan ve demokrasi anlayışları nispeten gelişmiş olan diaspora topluluklarının ülkedeki sert yönetim uygulamalarını aşıp sivil inisiyatif geliştirmeleri çoğu kez mümkün olmamaktadır. Son olarak totaliter yönetimlerin uluslararası alanda arz ettiği statükoda bir değişiklik olmadığı sürece bu rejimlerin makul kabul edildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca buna, Batılı ülkelerin insani yardımları kesme ve birtakım projeleri iptal etme alışkanlıkları da eklendiğinde, kıta halkları açısından durum bütünüyle umutsuz görünmektedir.
Bu hafta itibariyle Gine’de yaşanan bu sorunların, diğer Afrika ülkelerinde de yaşanması normal karşılanmaktadır. Dolayısıyla sözü edilen bu meselelerin çözülebilmesi, antidemokratik teşebbüslere girişen liderlerin dış dünyadan gördükleri müsamahanın son bulması ve bu yönetimlere karşı içten gelen demokratik taleplerin olgunlaşmasına bağlıdır.
(Ahmet Said Altın, Ortadoğu-Afrika Masası, Asistan, 30 Eylül 2009)