Dünya genelinde yaklaşık 2 milyar internet kullanıcısının sadece yüzde 10’u Afrika ve Ortadoğu’da bulunsa da bu bölgelerdeki internet kullanım oranları son on yılda yüzde 2000’ler seviyesinde artmıştır. On yıl öncesinde Orta Doğu’da sadece 3 milyon, Afrika’da ise 5 milyon kişinin erişebildiği internet bugün 63 milyon Orta Doğulunun ve yaklaşık 110 milyon Afrikalının hizmetindedir.
[1]
Bu gelişmeler ışığında, küresel köyün tellalı haline gelen sosyal paylaşım sitelerinin, Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da son dönemde yaşanan toplumsal hereketlere ne oranda etki ettiği tartışma konusu olmuştur. Öncelikle şu tesbiti yapmak gerekir ki, küreselleşme ve teknoloji, insanların kişisel dünyalarını ve dünyaki sosyo-ekonomik ve kültürel yapıları olumlu ya da olumsuz yönde fakat her hal ve karda ciddi bir oranda etkilemektedir.
Bu küresel etkiyi kendi toplumsal sistemine ahlaki, dini, siyasi ya da kriminal açıdan tehdit olarak gören ülkeler -ki bunların sayısı hayli fazladır- internet erişimini sansürlemek ve sınırlandırmak için çeşitli yöntemler geliştirmiştir. Bu ülkeler arasında Çin, İran, Kuzey Kore, Mısır, Libya, Tunus, Küba, Nepal, Suudi Arabistan, Türkmenistan, Myanmar ve Vietnam öne çıkmaktadır.
[2]
İnsanlık tarihi boyunca girişile gelen toplumsal eylemler, ayaklanmalar ya da isyanlar son 20 yıl öncesine kadar e-mail, mesajlaşma, blok yazıları, facebook ya da twitter olmadan gerçekleşilmekteydi. Bu tesbiti bir kenara koyarsak, bugünün toplumsal hareketlerine sanal platformların nasıl etki ettiğini anlamak için yaşanan son hadiselere bakmamız gerekir.
Örneğin, 2009 yılında Moldova’da yapılan seçimleri Komünist partinin kazandığı ilan edilmesinin hemen akabinde 10 bin gencin toplanarak Parlamento binasını bir gün boyunca işgal etmesi ‘Twitter devrimi’ olarak nitelendirilmiştir. Burada twitter, göstericilerin toplanmasında etkin olarak kullanılmıştır. İran’da 2009’da yapılan Cumhuırbaşkanlığı seçimleri sonrası patlak veren protestolar sırasında da twitter ve youtube, bu ülkede olup bitenleri dünyaya aktaran temel haber kaynakları olmuştur.
Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da, Suriye’de ve Bahreyn’de meydana gelen protestolarda da, hem bu hareketlere destek verenler arasındaki iletişim ve motivasyonu arttırmak hem de dünyaya olup bitenleri birinci elden anlatmak üzere twitter, facebook ve youtube tercih edilmiştir. Twitter’ın bu rolünden dolayı Nobel Barış Ödülüne aday gösterilmesini savunanlar dahi bulunmaktadır.
Ancak bu tür olaylarda dikkatten kaçırmamamız gereken önemli bir nokta bulunmaktadır. O da, bu hadiselerin kendi kendine gelişmediği, bunların organize edilmesinde ve başlatılmasında, kendi içinde iyi seviyede örgütlenmiş, görev dağılımı ve iş bölümüne sahip grupların etkili olduğu gerçeğidir. Dolayısıyla, kendiliğinden gelişen hareketler gibi görünen bu tür toplumsal hareketlerin arkasında birbirine sıkıca bağlanmış, strateji ve hedefleri olan gruplar vardır.
Sosyal paylaşım siteleri gevşek ağ modeline göre işlemektedir. Facebook başka türlü görüşme şansının olmayacağı kişilerle iletişime geçilmesini, gerçek hayatta olmayacak kadar kişiyle arkadaşlık kurulmasını sağlamaktadır. Twitter ise hiç tanımadığın kişilerin görüşlerini izlemeye ya da kendi fikirlerinin takip edilmesine imkân vermektedir. Gevşek bağın gücü de aslında buradadır. Bu etkileşim sayesinde yeni fikirler ve bilgiler toplumda tartışılmakta, eleştiriler ses getirmekte ya da karşılık bulmakta ve çeşitli yardım kampanyaları organize edilebilmektedir.
[3]
Gevşek sosyal ağlar, belli konularda ancak farklı düzeylerde motivasyona sahip kişilerin dâhil olabileceği bir yerde durmaktadır. Dolayısıyladır ki, belli hedefleri tespit etme, belli stratejileri uygulama gibi tercihler ve kararlar bu platformların çoğunlukla harcı değildir. Dolayısıyla, sadece bu paylaşım modelinin bir paydaşı olmak, kamu düzeninin bozulması ve kolluk takibatıyla karşılaşma riskini beraberinde getiren protestolara ve toplumsal eylemlere katılmak için yeterli bir sebep değildir. Ayrıca, bu tür hadiseleri birbirlerini sadece facebook’tan tanıyan insanların organize edebilmesi de ihtimal dışıdır.
Bazı protestolardan örnek verecek olursak, toplu taşım araçlarının boykot edilmesi, yolu kapatma ya da Moldova’da yaşandığı gibi bir kamu binasını işgal etme eylemleri ancak belli bir disiplin ve iş bölümü içinde yapılması halinde sonuç verebilecek niteliktedir. Örneğin, Mısır’da 2 hafta boyunca 1 milyon insanı Kahire’nin Tahrir meydanına bağlayan ve kalabalığı bir grup haline getirmeye uğraşan; bunların lojistik ikmalini, güvenliğini, açılacak pankartların içeriğini, Tahrir’in moral motivasyonunu kendisine dert edinen ve bu yönde çalışmaları koordine eden yapı, Mısır’ın en eski ve en iyi örgütlenmiş gruplarından birisi olan Müslüman Kardeşler’di.
Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, bu sosyal paylaşım sitelerinde dolaşan fikirler, sıkı bir örgütlenme içinde olan gruplar tarafından benimsenip uygulamaya da koyulabilir. Yani bu ağların toplumsal eylemleri kolaylaştırıcı ve fikirsel anlamda çeşitli grupları besleyici bir rolü olduğu da hatırda tutulmalıdır.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
[1] http://www.internetworldstats.com/stats.htm
[2] http://news.bbc.co.uk/2/hi/technology/4973114.stm
[3] http://www.newyorker.com/reporting/2010/10/04/101004fa_fact_gladwell?currentPage=5