ENGLISH
22.05.2012
Ana Sayfa » AvrupaGeri Dön «

Almanya’nın Ortasındaki Öteki

09.11.2009 17:27:42

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Almanya şu günlerde ikiye bölünmüş Almanyanın birleşmesinin 19. yıldönümünü yaşıyor.

 

Almanya'nın Ortasındaki 'Öteki'
 
3 Ekim 1990 tarihinde Almanya Federal Cumhuriyeti ve Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nin birleşmesiyle beraber tarihe karışan ikiye bölünmüş Almanya’nın şu günlerde 19. yıldönümü yaşanıyor. 1949-1990 yılları arası dünya politikasında iki tane Alman devleti mevcuttu.  İki Almanya'nın resmi birleşmesinin 19'uncu yıldönümü törenlerine yaklaşık 500 bin kişinin katılarak 1990’da yaşanan ve Avrupa ve Dünya tarihine damgasına vuran olaylar tekrar Almanya gündeminde yerini aldı. Yasal düzenlemelere göre 3 Ekim resmi kutlamaları geleneksel olarak Almanya'da Eyalet Temsilciler Meclisi (Bundesrat) Başkanı'nın Başbakanı olduğu eyaletin başkentinde yapılıyor. 31 Ekim tarihine kadar Bundesrat'a başkanlık edecek olan Peter Müler (Hrıstiyan Birlik Partisi) halen Saarland Eyaleti'nin de başbakanı ve bu nedenle resmi kutlamalar da Saarland'ın başkenti Saarbrücken'de yapıldı.( Tıkla -1 )
 
Soğuk Savaş döneminde Doğu ile Batıyı birbirinden ayırmanın simgesi niteliğindeki 1961 yılında inşa edilen Berlin Duvarı, Batı’da yıllarca ‘Utanç Duvarı’ olarak anılmıştır. Aslında bize 2.Dünya Savaşı sonrası yıllardaki iki kutuplu dünyayı çok iyi bir şekilde anlatan, aynı ülke içinde iki farklı bloğun nasıl yer ettiğinin ve iki bloklu dünyanın Avrupa’ya ve dünyaya nasıl bir etki yarattığının simgesidir, Berlin Duvarı.
 
1989’da yıkılan Berlin Duvarı ve 1990’da birleşen Almanya, sanki bize 20 yıl önceyi değil de tarih öncesini anlatıyormuş gibi. Daha 20 yıl önce Batı’da bir “öteki” vardı hem de kalın duvarlarla çizilen bir “öteki”. Aynı ülkenin insanları birbirleri için “öteki”ydiler. Sırf dünya iki kutuplu diye kendileri de iki taraflı olmuşlardı. Hem Almanya hem de Avrupa için bir utanç olan bu duvarın yıkılmasıyla insanlık için de önemli bir adım atılmış oldu. 1970’lerde ya da 1980’lerde yani Mihail Gorbaçov’un Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreterlik görevine getirilmeden önce iki Almanya’nın bir gün birleşeceğini söylemek ütopyacılıktan başka bir şekilde algılanmazdı. Fakat 1985 yılından itibaren Gorbaçov’un  başlattığı perestroyka (yeniden yapılanma) ve glasnost (acıklılık) politikaları Soğuk Savaşın ve bununla birlikte iki Almanya’nın tarihe karışacağının ilk göstergeleri olmuştur.
 
Duvarın yıkılmasıyla beraber bir araya gelen Doğu ve Batı insanları ilk başta bundan memnun gibi göründüler ancak, sonralarda çıkan sorunlar “keşke duvar yıkılmasaydı” bile dedirtti. Kasım 2007’de Almanya’da yapılan bir anketin sonuçlarına göre Almanların % 21’i iki Almanya’nın birleşmesini istemediklerini, fakat % 74’ün ise Almanya’nın bir daha bölünmesini de istemediklerini ifade ettiler. (Tıkla – 2) Doğu’da sosyalist olmalarından kaynaklanan bir eşitlik söz konusuydu. Duvar yıkılınca artan nüfusla eğitim, sağlık gibi hizmetler eşit şekilde yapılamamaya başlandı. Ayrıca doğu tarafı Batı’daki kapitalist sisteme pek de ayak uyduramadı. Bunun yanı sıra duvarın yıkılmasıyla Doğu tarafında işgücü daha ucuz olduğu için sermaye Doğu tarafına aktarıldı. Sermaye akışı sadece Batı tarafından değil uluslararası sermaye çevreleri açısından da doğu tarafı sermaye yatırımları için vazgeçilemeyecek bir yer oldu. Şu an hala burada işgücü ucuzdur ve hala dünyanın önemli fabrikaları ve kuruluşları bu bölgede yer almaktadır.
 
İlk bakışta iki Almanya’nın birleşme sürecinin tek olumlu unsurları algılanırken yıllar geçtikçe bu birleşme süreci Almanya’da yaşayan her kes için birçok sorunu beraberinde getirdiği daha açık bir şekilde ortaya çıktı. Özellikle Alman nüfusunun 64 milyondan 80 milyona artması birçok sosyo-ekonomik sorunlar beraberinde getirdi. Bugün halen Almanya’da 3.3 milyon işsiz var.  1990’da birleşme sürecinde iki Almanya’nın finansmanı hakkında fazla bilgi vermeyen Kohl-Hükümeti sonraki dönemde çeşitli alanlarda vergileri arttırarak Batı Alman toplumunun tepkisini çekti. Bunun yanı sıra Batı Alman toplumu Doğu Alman toplumunu kabullenemedi, onları hor görmeye başladılar (Wessi-Ossi) Batılı-Doğulu fıkralar üreterek Doğu Almanları aşağılamaya başladılar. 1961 yılından beri Almanya’da yaşayan Türkleri Alman toplumuna entegre olamadıkları için eleştiren Almanlar Doğu Alman toplumunu da Alman toplumu içine entegre etmeyi başaramadı. Son günlerde Alman Bankacılar Birliği’nin yaptırdığı bir araştırmaya göre, Almanların % 63’ü birleşmeden doğan sosyo-ekonomik sorunların halen devam ettiğini söylemektedirler.
Sonuç olarak; her ne kadar kendini demokratik olarak nitelendirip diğer ülkelere demokrasi dersi vermeye çalışsa da Avrupa, bundan 21 yıl önce demokrasi dersinden sınıfta kalıyordu. Evet, belki o dönemin şartlarını düşündüğümüzde olması gereken buydu ancak, durum ne olursa olsun hiçbir insan diğeriyle aynı düşünceleri paylaşmıyor diye “öteki” olarak nitelendirilemez. Ama görünen o ki, bunu zamanında Avrupa bile yapmış. Görünen o ki 19 yıl önce birleşmiş olan Almanya’da “ iki “ toplum arasındaki sorunlar daha uzun bir süre devam edecektir ve Alman toplumu içinde “ öteki “ kavramı bir süre daha gündemde yerini koruyacak.
 
Yrd. Doç. Dr. Nail Alkan
AB – Balkanlar - Kıbrıs Masası, Kıdemli Araştırmacı
10.10.2009
 

 




AVRUPA KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER



17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya