Uluslararası Af Örgütünün araştırmalarına göre, 2010 yılında sadece 22 ülkede idam cezaları infaz edilmiştir. En fazla mahkûmun infaz edildiği ilk 5 ülke ise sırasıyla Çin, İran, Kuzey Kore, ABD ve Suudi Arabistan’dır.
[1]
Ülkemizin kurucu üyelerinden olduğu Avrupa Konseyi’nin ölüm cezası karşısındaki tutumuna kısaca bakacak olursak, Rusya ve Polonya gibi birkaç ülke dışında bu cezaya hukuklarında yer veren Avrupa ülkesi bulunmamaktadır. Avrupa ülkeleri milyonlarca insanını kaybettiği İkinci Dünya savaşından sonra insan hak ve özgürlüklerini kutsanmış bir değer olarak kabul etmiş ve bunların korunması ve geliştirilmesi yolunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve bunun uygulanmasını denetleyen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi iki önemli enstrümanı hayata geçirmiştir. Avrupa Konseyi üyesi 47 ülkenin tamamı bu Sözleşmeye taraftır.
1953’te yürürlüğe giren Sözleşme orada kalmamış günümüze değin hazırlanan Ek Protokollerle insan hak ve özgürlerini genişletmeye devam etmiştir. Bunlardan 6 nolu Protokol savaş zamanı haricinde ölüm cezasını kaldırmaktadır. 1985 yılında yürürlüğe giren Protokol’ü Rusya Federasyonu hariç tüm Avrupa Konseyi üyeleri taraftır. Türkiye, 2003 yılında 6 nolu Protokolü onaylamıştır.
2002 yılında imzaya açılan 13 nolu Ek Protokol ise savaş zamanı ya da çok yakın savaş tehdidi döneminde dahi ölüm cezası verilmesini yasaklamaktadır. Burada, insan haklarının hiyerarşisinde yaşam hakkının en üst sırada yer aldığı ve bireyin elinden alınamayacak ve kısıtlanamayacak bir özelliğe sahip olduğu düşüncesinin hâkim olduğunu görmekteyiz. 2003 yılında yürürlüğe giren Protokol’e Avrupa Konseyi üyelerinden Azerbaycan, Ermenistan, Letonya, Polonya, Rusya dışında tüm ülkeler taraftır. Türkiye bu Protokolü 2006 yılında onaylayarak iç hukuku haline getirmiştir.
Üyesi olduğumuz Avrupa Konseyi ve adayı olduğumuz Avrupa Birliği, ölüm cezasını insan hakları ihlali olarak görmektedir. Ayrıca, savaş suçlularını, insanlığa karşı suç işleyenleri ve soykırım sanıklarını yargılayan Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Ceza Mahkemesinin vereceği kararlar arasında ölüm cezası bulunmamaktadır.
Ölüm cezasını en sık uygulayan ülkelerden birisi olan ABD’de bile son yıllarda bu cezaya karşı siyasi ve hukuki anlamda tavır alanların sayısı artmaktadır. Bu ülkedeki tarihsel sürecine baktığımızda ölüm cezası, Afrika kökenli kölelerin kontrol altında tutulmasında beyazların elinde önemli bir baskı aracı olmuştur. Suç oranının oldukça yüksek olduğu günümüz Amerikası da bu cezadan vazgeçmemiştir. Aslında ölüm cezasının suç oranını düşürdüğüne dair bilimsel bir tespit bulunmamaktadır. Buna rağmen, ABD mahkemeleri hırsızlık esnasında ölüme sebebiyet veren faile dahi ölüm cezası verebilmektedir. Ancak bu cezaların infazına giden süreç karmaşık ve uzun olduğundan ölüme mahkûm edilen hükümlüler, her an infaz korkusuyla yıllarca hücresinde ölümü beklemektedir.
Bununla birlikte son dönemde, modern medeni toplumda idam cezasının yeri olmadığı düşüncesi ABD’de gündeme gelmeye ve bazı eyaletlerde ise gündemi belirlemeye başlamıştır. Bu çerçevede, New York, New Jersey ve New Mexico’dan sonra Illinois eyaleti de ölüm cezasına son vermiştir. Böylece ölüm cazı uygulamasına son veren eyalet sayısı ABD’de dörde çıkmıştır. Bunun yanında 16 eyalette yasalar müsaade ediyor olsa da ölüm cezasına başvurulmamaktadır. 6 eyalette ise ölüm cezasının kaldırılmasına yönelik tartışmalar devam etmektedir. Ölüm cezasının kaldırıldığı yerlerde bunun yerine ömür boyu hapis cezası uygulanmaktadır.
[2]
Avrupa Konseyi Parlamentosu geçen günlerde aldığı bir kararda ABD’yi ölüm cezasını tamamen kaldırmaya davet etmiştir. Ayrıca, ABD’de ölümle yargılanan yabancı uyruklu şahısların Viyana Sözleşmesine aykırı bir şekilde konsolosluk yardımından mahrum bırakılmasının da artık giderilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
[3]
Öç almak yani bir kişinin kendisine verilen zararı, o zararı veren kişiye acı verdirerek gidermeye çalışmak tamamen kişisel duygularla ilgilidir. Devlet öç alamayacağına göre bunun yerine adil yargılama ilkesine bağlı kalarak sanıkları yargılaması ve suçlu bulunması halinde daha önce belirlenmiş cezalardan birisine hükmetmesi gereklidir. Burada önemli olan, verilen cezanın toplumu daha güvenli yapacak ve toplum vicdanında karşılık bulacak şekilde tayin olunması, bunu yaparken de yaşam hakkının ve insan onurunun korunmaya devam etmesidir. Bu ince çizgi artık Avrupa’nın temel standardı haline gelmiştir. Türkiye’nin bu çizgiden ayrılması, son 150 yıldır devam ettirilen Avrupa projesi bağlamında mümkün görülmemektedir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
[1] http://www.amnesty.org.au/images/uploads/adp/Death%20Sentences%20and%20Executions%202010.pdf
[2] http://jurist.org/hotline/2011/03/illinois-death-penalty-abolition-reflects-trend-away-from-capital-punishment.php
[3] http://assembly.coe.int/Main.asp?link=/Documents/AdoptedText/ta11/ERES1807.htm