Maliye Başmüfettişi Hasan Aykın’ın konuşmacı, Merkez Bankası’ndan Dr. Erk Hacıhasanoğlu, Kırıkkale Üniversitesi, İktisat Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Nedret Demirci ve SDE YİK Üyesi Doç. Dr. Kıvılcım Metin Özcan’ın tartışmacı olarak yer aldığı toplantıda, fonların küresel finansal düzen içerisindeki rollerini belirginleştirmek için IMF ve OECD başta olmak üzere uluslararası kuruluşların çabaları ve bunların geleceği, bu fonların genel olarak küresel ekonomi için ve özel olarak Türkiye ekonomisi için bir risk mi yoksa fırsat mı olduğu konuları tartışıldı.
Maliye Başmüfettişi Hasan Aykın konuşmasında, “Ulusal Refah Fonlarının genel özellikleri, türleri, büyüklüğü ve değişim trendi, sayı ve büyüklüğünün artış nedenleri, neden önem kazandığı, neden tehdit olarak algılandığı” başlıkları üzerinde durdu. Aykın Ulusal Refah Fonları’nın (URF) amaçlarını şu şekilde sıraladı:
- Zenginliğin bir kısmının gelecek nesillere aktarılması,
- Gelir ve ihracattaki yüksek dalgalanmaların ekonomi ve bütçe üzerindeki etkilerini stabilize etmek,
- Yenilenemez ihracat malları dışındaki alanlarda da güçlü olmak,
- Resmi döviz rezervlerinin daha yüksek getirili alanlarda değerlendirilmesi
- Ülkenin temel bazı sektörlerde lider pozisyonu edinmesi,
- Para otoritesinin elindeki fazla likiditeyi emerek para politikasında etkinliğe yardımcı olmak,
- Uzun dönemli sürdürülebilir bir sermaye yapısına sahip olmak,
- Uluslararası politik strateji aracı olarak kullanmak.
Aykın, konu ile ilgili genel bir değerlendirme yaptıktan sonra URF’lerin ülkelere göre dağılımını 2009 verilerini kullanılarak sıraladı: Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Norveç, Singapur, Kuveyt, Rusya, diğerleri.
Aykın aynı zamanda URF’leri Türkiye açısından da değerlendirdi. Üçüz açık (bütçe açığı, tasarruf açığı ve dış açık) sorunu ile karşı karşıya kalan ve istikrarlı bir ekonomik büyüme için yabancı kaynak kullanımının Türkiye için bir gereklilik olduğunu belirtti. URF’lerin bu bağlamda değerlendirilebilineceğini ifade etti. Ancak konuya ilişkin sağlıklı bir verinin herhangi bir kamu kuruluşunda yer almamasına dikkat çekerek, bu fonların izlenmesine ve yönlendirilmesi noktasında kamunun bir an önce inisiyatif alması gerektiğini vurguladı.
Aykın’ın sunumunun ardından Merkez Bankası’ndan Dr. Erk Hacıhasanoğlu şunları kaydetti: “1950’lerden beri URF’ler var. Ancak neden özellikle 2006-2007 döneminde tartışılmaya başlandı, gündeme geldi? Çünkü kriz dönemlerinde bile bu fonlar büyüyor. Büyüdükçe de bu fonların etkinlikleri artıyor. Bu fonların yöneldikleri ülkelerde varlık balonları oluşturduğuna ve politik davrandıklarına yönelik bulgulara rastlanmamıştır. Hatta istikrar sağlama işlevleri söz konusudur. Bu bağlamda yerel piyasaların istikrarını sağlayacak şekilde de kullanılmaları mümkündür. Bence, kaynakların etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamak için Türkiye’ye de gelmesi gerektiğini düşünüyorum.”
Hacıhasanoğlu’nun konuşmasından sonra Yrd. Doç. Dr. Nedret Demirci de, 1970’lerde başlayan finansal liberalizasyon sürecinin sermaye hareketlerinin önündeki engellerin kaldırılması ile sonuçlandığını belirterek, yabancı sermaye ile gelişmekte olan ülkelerde sıkça görülen finansal krizlerin ilişkili olduğunu vurguladı. Dr. Demirci, ayrıca, konunun güvenlik boyutuna vurgu yaptı. URF’lerin ilerleyen zamanlarda stratejik eylemlere girmeyeceğini kimsenin garanti edemeyeceğini belirterek, gelişmekte olan ülkelerin en az nasıl zarar göreceklerinin yollarını bulmaları gerektiğini söyledi. Özellikle yasal ve kurumsal altyapıya ilişkin çalışmaların yapılmasını önerdi.
Doç. Dr. Kıvılcım Metin Özcan ise 2002’den sonra fonların yatırım alanlarının değiştiğine dikkat çekti. “Fonlardan hangilerinin risk, hangilerinin fırsat olduğunu görmek önemlidir” diyen Özcan, bunlara uygun hukuki alt yapı hazırlamanın gerekliliğine değindi.
Toplantı soru-cevap bölümü ile son buldu.