Yapılan açıklamada, PKK’nın Avrupa çapındaki ağını kullanarak afyon ve esrar üretimi, imali ve kaçakçılığını yaptığı, bunun terör örgütünün en fazla gelir getiren faaliyetlerinden birisi olduğu ve bu geliri silah ve diğer malzemeleri almak için kullandığı kaydedilmiştir.
Bu kararla birlikte, ABD toprakları dâhilinde bu kişilere ait her türlü mal varlığı değerlerinin dondurulması gerekmekte ve ABD vatandaşlarının bu kişilerle ticari ve ekonomik ilişkiler içine girmesi yasaklanmaktadır. Terör örgütünün çıkar amaçlı bir suç örgütüne dönüştüğü göstermesi açısından bu karar önemlidir. Ayrıca, Avrupa ülkelerine de ‘bu kişilere daha fazla dikkat edin’ mesajı vermektedir. Ancak alınan yaptırım kararının hukuki anlamda Avrupa’yı ya da Irak’ı bağlayan herhangi bir yönü bulunmamaktadır.
ABD Dışişleri Bakanlığı PKK’yı 1997 yılında yabancı terör örgütü, 2001 yılında ise küresel terör örgütü listesine almıştı. Mayıs 2008’de ABD Başkanı PKK/KONGRE-GEL terör örgütünü, uzun bir süredir uyuşturucu madde kaçakçılığına karıştığından dolayı, uyuşturucu kaçakçılığı yapan örgütler listesine dâhil etmişti. Daha sonra 2009 yılında yine PKK’nın yönetici takımından Murat Karayılan, Rıza Altun ve Zübeyir Aydar uyuşturucu kaçakçısı listesine alınmıştı. Bundan birkaç gün önce de Avrupa Polis Birimi Europol, terörizm raporunda PKK’nın finansman faaliyetleri arasında uyuşturucu madde kaçakçılığı olduğunu belirtmişti.
Tüm bu bilgiler ve değerlendirmeler alt alta koyulduğunda şu soru akla gelmektedir; bir kısmı Avrupa’da yaşayan bu kişilerin para trafiğini kesmek ve mal varlıklarına el koymak için neler yapılabilir?
Hatırlanacağı gibi geçenlerde Libya lideri ve yakınları hakkında BM Güvenlik Konseyi bir karar alarak bu kişilerin yurtdışında bulunan menkul-gayrimenkul her türlü mal varlığı değerine el konulması yönünde tüm ülkeleri bağlayıcı bir karar almıştır. Bir terör örgütü hakkında bu yönde bir karar alınamaz mı? Bunun ilk ve tek örneği şimdilik El-Kaide’dir. El-Kaide bağlantılı kişiler BM’nin kara listesine alınmakta ve bu kişilerin mal varlıklarına yönelik yaptırımlar devreye sokulmaktadır. Bu noktada, Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinin tutumu PKK’ya bakış açıları önem kazanmaktadır. Bu yönüyle bakıldığında bilinen nedenlerle PKK’ya karşı bu yönde bir karar çıkması ihtimali oldukça düşüktür.
PKK’nın, Avrupa ülkelerine kaçakçılığını organize ettiği uyuşturucu madde, Avrupa sokaklarında satılmakta ve özellikle genç nüfusu tehdit etmektedir. Bu şekilde elde edilen paranın ise önemli bir kısmı yeni uyuşturucu sevkiyatları ve örgütsel eylemlerin finansmanı için yurtdışına gönderilmektedir. Bu anlamda, kendi toplumunu sağlık, güvenlik ve ekonomik açıdan olumsuz etkileyen bu duruma karşı Avrupa’nın artık siyasi gözlükleri çıkarıp bunun kriminal bir faaliyet olduğunu ve sıkı bir polisiye işbirliğini gerektirdiğini görmesi gerekmektedir.
Raporda, Mart 2010’da PKK’ya karşı Türkiye, Belçika, Fransa ve Hollanda’da eş zamanlı ve koordineli olarak önemli bir operasyonun yürütüldüğü, İtalya, Romanya ve Slovakya’da da soruşturmaların yapıldığı vurgulanmaktadır. Bu soruşturmalar örgütün eleman temini, lojistik desteği, propagandası ve eğitim kamplarına odaklanmıştır. Avrupa’da en çok Kürt kökenli nüfusun yaşadığı Almanya’nın bu sayılan ülkelerin arasında olmaması dikkat çekicidir.
PKK Avrupa’da şiddet eylemi yapmamaya özen göstermektedir. Bunun sebebi yasal hayata intibak etmiş bir görüntü vererek çeşitli dernek ve vakıflar aracılığıyla bu ülkelerde yasal bir zemin bulmak, parasal hareketleri, eleman temini ve propaganda faaliyetlerini fazla bir sıkıntı çekmeden sürdürebilmektir. Kısacası kurulu düzenini bozmak istememektedir. PKK’nın Avrupa Birliği’nin terör örgütü listesinde yer alması, örgütünün bu ülkelerdeki şiddet içermeyen faaliyetleri ya da örgütlenmeleri üzerinden maddi yardım toplamasına engel olmamaktadır.
Dünyanın bugün El-Kaide’ye yönelik finans savaşı verirken PKK gibi birden çok ülkede faaliyette bulunan ve El-Kaide’nin onlarca katı insanın hayatına mal olan bir terör örgütünün finans kaynaklarının kurutulmasına yönelik etkili bir uluslar arası çalışmanın olmaması dünyanın teröre önyargılı ve ikircikli bakış açısını ortaya koymaktadır.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)