Avrupa’da siyasî entegrasyona ve AB’nin “federatif” unsurlarına eleştirel yaklaşım sergileyen, AB’nden üye devletlere “geri yetki devri” talep eden ve bu talebi gerçekleşmediği takdirde Finlandiya’yı AB’nden çıkaracağını belirten milliyetçi Gerçek Finlandiyalılar Partisi (Perussuomalaiset), 2007’deki genel seçimlerdeki yüzde 4,1’lik oy oranını nerdeyse beşe katlayarak oyların yüzde 19’unu toplayıp üçüncü parti haline gelirken 200 sandalyeli Fin Parlamentosundaki sandalye sayısını da yaklaşık sekize katlayarak 5’ten 39’a çıkardı. 2007’deki genel seçimlerde yüzde 67,9 katılım oranının yüzde 70,4’e çıktığı 2011 genel seçimlerinde, muhafazakâr Ulusal Koalisyon (UK) oyların yüzde 20,4’ünü (44 sandalye), Sosyal Demokrat Parti (SDP) yüzde 19,1’ini (42 sandalye), Merkez Parti (MP) yüzde 15,8’ini (35 sandalye) elde etmişlerdir.
Seçim sonuçları uyarınca en yüksek oy alan UK lideri Jyrki Katainen’in hükümeti kurmakla görevlendireceğinden koalisyon görüşmelerine başlaması beklenmektedir. Bir taraftan koalisyon görüşmelerinin seyri merak edilirken diğer taraftan da seçimlerden üçüncü büyük parti olarak çıkan ve koalisyon hükümetinde yer alabileceği tahmin edilen Perussuomalaiset’in Avrupa-şüpheciliğinin Finlandiya’nın AB’ne yönelik politikalarını ne düzeyde etkileyeceği merak konusudur.
Perussuomalaiset’in koalisyonda yer almaması durumunda bile, ülkenin AB politikalarının yapıcı olmaktan uzaklaşacağı yönündeki görüşler yaygınlık kazanmaktadır. Çünkü Perussuomalaiset’in AB’ne yönelik eleştirilerinde müttefik bulmakta zorlanmayacağı, özellikle de ülkenin iki önemli partisi SDP ve MP’nin çoktan Birliğe karşı eleştirel söylemlerini arttırdıkları açıkça görülmektedir.
Finlandiya’daki genel seçim sonuçlarını ve ülkenin AB politikalarını nasıl etkileyeceğini analiz ederken Avro ülkesi Portekiz’in ekonomik yardım aradığı bugünlerde Finlandiya seçmeninin tercihini anlamak daha mümkün ve sonuçlarını analiz etmek daha önemli olacaktır. AB’nin Portekiz’i kurtarma planının 17 Avro ülkesi tarafından onaylanması gerekmektedir. Finlandiya ise yardım planını parlamentosunun onayına sunmak istediğinden dikkatler Fin Parlamentosunun seçim sonrasındaki yapısına yönelmiştir. Zira Portekiz’e yardım planının Finlandiya’dan gelecek “hayır” ile reddedilmesiyle Avro’nun yeni bir krize sürüklemesinden kaygı duyulmaktadır.
[1] Dahası Perussuomalaiset’in krizdeki AB ülkelerine yardım yapılmasına ilişkin olumsuz tutumu zaten bilinmektedir. Hatta SDP Birliğin Yunanistan ve İrlanda’ya yardım planlarına itiraz etmiştir.
Wall Street Journal’a yaptığı bir açıklamada yardım planlarının işe yaramadığını, ekonomilerini kötü yöneten ülkelerin problemlerini ve borçlarını Finlandiyalı vergi mükelleflerinin önüne koyulmasının “kabul edilemez” olduğunu
[2] belirten Perussuomalaiset lideri Timo Soini’nin, Portekiz’e yardım planına destek vermesi yönünde ikna edilip edilemeyeceği de ayrı bir merak konusudur. Yaraya tuz ekercesine Finlandiya’daki seçimlerden bir gün sonra u
luslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poor’s (
S&P), ABD’nin uzun vadeli notlarının görünümünü durağandan negatife indirmesiyle 30 yıllık ABD tahvillerin faizi yüzde 4.479’a çıktı.
S&P ABD’nin AAA olan uzun vadeli ve A-1+ olan kısa vadeli kredi notlarını teyit etse de not indirimi tüm dünya borsalarında sert satışları ivmelendirirken “kötü zamanların güvenli limanı” altının onsu da 1,492 dolarla rekor seviyeye çıktı. Bu bakımdan dünya ekonomisi yeniden dalgalanırken Finlandiya’daki genel seçimlerin sonuçları daha da önemli hale gelmiştir.
Finlandiya’da artan Avrupa-şüpheciliği aslında AB’nin tümünde gözlemlenen ve giderek genelleşen eğilimin sadece bir örneğidir. AB ülkelerindeki Avrupa-şüpheciliği, özellikle Maastricht Antlaşması’nın onay sürecinden itibaren gözlemlenirken Antlaşma 1992’de Danimarka’daki referandumda reddedilmiştir. Nice Antlaşması da 2001’de İrlanda’daki referandumda reddedilmiştir. Söz konusu antlaşmaların anılan ülkeler tarafından onayı, ikinci referandumlara kalırken Avrupa Konvansiyonu tarafından hazırlanan Anayasal Antlaşma ise Mayıs 2005’te Fransa ve Hollanda’daki referandumlarda reddedilmiştir. Anayasal Antlaşmanın onay krizini müteakip imzalanan Lizbon Antlaşması ise 2008’de İrlanda’daki referandumda reddedilince 2009’da İrlanda’da ikinci kez referanduma gidilmiştir. Avrupa Antlaşmaları’nın, referandumlarda reddedilmesinin nedenleri arasında ulusal sorunlar olduğu ileri sürülebilse de, referandum sonuçları Avrupa halklarının Avrupa entegrasyonuna karşı şüpheci yaklaşımlarının açık birer göstergesidir.
Avrupa Antlaşmaları Finlandiya’da referanduma sunulmayıp Amsterdam, Nice, Anayasal ve Lizbon Antlaşmaları Fin Parlamentosunca onaylanmıştır. Finlandiya’daki AB’ne ilişkin tek referandum, Finlandiya’nın Birliğe üyeliğinin halka sorulması amacıyla 1994’de yapıldığında katılım oranı yüzde 60,2 olup üyeliğe “evet” diyenlerin oranı yüzde 68,3 olarak gerçekleşmiştir. Finlandiya ile AB’ne üye olan Avusturya ve İsveç’te de Birliğe üyelik halka sorulduğunda Avusturya’da “evet” oranı yüzde 66,6 ve İsveç’te yüzde 52,2 olarak gerçekleşmiştir.
[3] Finlandiya’daki referanduma katılım oranı İsveç ve Avusturya’dan az olmakla beraber, “evet” oranı diğer iki ülkeden yüksek olmuştur. Finlandiya’nın Birliğe katılım sağladığı dönem göz önüne alındığında, Avrupa-şüpheciliğinin ülkenin AB üyeliğini etkileyecek kadar yaygın olmadığı sonucuna varılabilir. Ancak Avrupa Antlaşmaları’nın Finlandiya’da doğrudan halk onayına sunulmadığından Finlilerin Avrupa entegrasyona dair tutumunu, Avrupa Antlaşmaları’na dayanarak değerlendirmek mümkün değildir. Dolayısıyla Finlandiya halkının AB tutumlarına dair analiz için, ulusal seçimler bir değerlendirme alanı oluşturmaktadır.
Sonuç olarak, özellikle de, seçim propagandalarına Avrupa meselelerinin hâkim olduğu 2011 genel seçimleri sonucunda, Avrupa-şüpheciliğini açıkça dillendiren Perussuomalaiset’in oy oranı ve sandalye sayısını astronomik miktarda arttırması, bu partinin hükümeti oluşturacak koalisyonda yer alsın veya almasın, özelde Finlandiya’da genelde AB ülkelerinde Avrupa-şüpheciliğinin yükselmekte olduğunun göstergesidir. Finlandiya’da yükselen Avrupa-şüpheciliğinin, hem ülkenin ulusal dış politikasına nasıl yansıyacağı hem de Birlik politikalarını ne şekilde etkileyeceği zamanla izlenebilecektir.
Not: Makalede ifade edilen görüşler yazarın değerlendirmeleri olup görev yaptığı kurumla ilişkilendirilemez.
(Dr. Dilek YİĞİT, Şube Müdürü, Hazine Müsteşarlığı Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğü)
[1] B. Waterfield, “Finland Elections: Far Right Expected to Make Big Gains,” The Telegraph, 17 Nisan 2011
[2] “Why Elections in Finland Could Doom Portugal’s Bailout,” Spiegelonline, 15 Nisan 2011, www.spiegel.de,
[3] T. Christin ve S. Hug, “Referandums and Citizen Support for European Integration,” Comparative Political Studies, Cilt 35, Sayı 5, 2002, s. 586-617.