16.yüzyılın başında (1517) İstanbul merkezli Osmanlı devletinin kontrolüne giren Suriye, tam 400 yıl Osmanlının (1918) parçası olmuştur. Bu nedenle Suriye’nin bu tarihten sonraki siyasal süreci, Türkiye ile büyük ölçüde paralellikler arz etmektedir. Örneğin, bugün Suriye’yi tam 42 yıldır yönetmekte olan pozitivist, ırkçı ve laik, Baas (Diriliş, Rönesans) anlayışın mimarı Rum Ortodoks Mişel Eflak olup, onun da fikir babası Halil Ganem’dir. Ganem’in bizdeki dostu ise aynı fikirleri savunan Ahmet Rıza’dır. A.Rıza da aynı fikirleri İttihat ve Terraki Fırkası’yla II. Meşrutiyet’ten itibaren ülkemizde uygulamaya koymayı başarmıştır.
Baas denilince akla Mişel Eflak ve onun ardılı komünist Salah Bitar gelir ki, bu ikili 1943 yılında Arap Baas Sosyalist Partisi’ni kurarlar. Parti programına göre Parti; milli, sosyalist, halkçı ve devrimci’dir. Dikkat çekici bir diğer husus ise tamamına yakını Müslüman olan bir ülkede, parti programında, din’den asla bahsedilmemesidir. Sovyet KGB’sine yakın bir mantıkla örgütlenen Parti’nin kontrolü, 1965 yılına kadar Mişel Eflâk’ın Genel Sekreterliğinde olup Parti, buradan da Ürdün ve Irak’a kadar yayılacaktı.
1950’ler Suriye’de, Generallerden daha çok halka yakın olduğu zannedilen Albayların birbirini devirdiği yıllar olur. Hınnavi, Zaim, Çiçekli… vs. 8 Şubat 1963’te Irak Baasçıların iktidarı ele geçirmesiyle boynuzu geçen kulağa karşılık olarak tam bir ay sonra Suriye’de de Baas iktidara gelir. 1963 yılında Baas darbesiyle iktidarın el değiştirdiği Suriye’de, 1966 yılında iki Alevi subay olan Hafız Esad ve Salah Cedid’in darbesiyle Baas Partisi’nde de dengeler değişir. Bu darbenin ardından Baas Partisi kadroları ağırlıklı olarak Nusayri, Dürzi ve İsmaililerden oluşan bir yapıya dönüşür. Ancak Suriye halkının %80’i Sünni olup ve halk, Baasçıları dinsizler olarak görüyordu. Örneğin, o güne kadar Suriye parlamentosunda ortalama %20 oranında Müslüman Kardeşler temsil edilirken, bu İslami hareket sistematik olarak siyaset sahnesinin dışına, sokaklara ve yer altına itilmiştir. Bunun üzerine 1964 Nisan’ında isyan eden halk camilere sığınınca, camiler içindekilerle beraber top ateşine tutulmuşlardı. Aynı süreç Hama’da tekrar, 1982 yılında bütün bir şehir yok edilircesine uygulanmıştır.
1967 Arap-İsrail savaşında Hava Kuvvetleri, İsrail tarafından yok edilen Hava Kuvvetleri Komutanı Hafız Esad, Şam’a dönüp darbe yaparak tüm ülkeyi ele geçirir. Böylece günümüze kadar Lazkiyeli bir alevi olan Esad ailesi ülkeye hâkim olur. Ülkeyi demir yumruk, İsrail tehdidi ve Sovyet-İran yanlısı garip bir kombinasyonla yöneten Hafız Esad 2000 yılında ölünce yerine Batı’da eğitim görmüş oğul Beşar gelir.
Irak ve Lübnan savaşlarını da gören Beşar Hafız el-Esad, ülkeyi dışa açmak ve modernleştirmek konusunda iç ve dış sıkıntılarla dolu kararsız bir on yıl geçirdi. Örneğin, bizde İnönü’nün, 1950 yılında gösterdiği iktidarın seçimle el değiştirme başarısını gösteremediği görülmektedir. Çünkü Tunus, Yemen, Mısır ve Libya’da pişen yumurtalar artık Suriye’nin kapısına dayanmıştır. Bu konuda tek kurtarıcı ise düne kadar düşmanı(!) Türkiye’dir.
Şu an itibariyle %80’i, 35 yaşın altında, 22 milyonluk bir nüfusa sahip olan Suriye’nin ihracatı 9 milyar $ iken, ithalatı 11 milyar $’dır. % 20 civarında işsizlik ve enflasyonu bulunan ekonominin ana kaynağı tarım ve petroldür. Aylık 100$ kazanan memurların yarıya yakını ikinci bir işte çalışmaktadır. Bu memur kesimi de zaten ülkenin en imtiyazlı kesimidir ki, öteki kesimleri düşünmek bile istemiyoruz ve bundan ekonominin gerçekten berbat olduğu ortaya çıkmaktadır. Yakın zamanda yaptığımız ziyarette, yanında Uzakdoğulu hizmetçisi ve son model jipiyle yaşayan azımsanmayacak insanları da görmüş ve ülkemizin CHP dönemine benzetmiştik. Böylece tezat bir durumda yaşayan halkın, yarıya yakını internet ve cep telefonu kullanmaktadır.
Eğitim durumu ise bundan da kötü ve ilginç bir çarpıklık arz etmektedir. Osmanlının son zamanlarından itibaren ülkeye gelen misyoner okullarında alevi ve azınlık çocukları eğitim aldığından bugün ordunun ve bürokrasinin yaklaşık % 90’ı nüfusuyla zıt olarak kontrolü elinde bulunmaktadır. Örneğin, subayların tamamına yakını alevi iken, erler de Sünnilerden oluşmaktadır. Suriye MİT’i, El Muhaberat ise yan yana dolaşan üç kişiye bile göz açtırmamaktadır. Özellikle kuzey bölgesinde Türkiye sınırı boyunca yaşayan Kürtlerin durumu ise daha da kötüdür. Onlar, vatandaş bile sayılmadığından nüfusu miktarı ve oranı bilinmemektedir. Ancak ben Kilis’ten, Şam’a kadar hemen hemen her yerde Kürtçe konuşan insanlar tanıştım. Aynı şekilde Cuma günü Suriye’den yaptığımız telefon görüşmelerine göre bu isyan sürecine Kürtlerin isyan hareketine katılmadığını öğrenmekteyiz. Sebebi ise bir örs-çekiç arasında, Arap/Baas, kalmaktansa bekle-gör politikasının uygulanmasının daha doğru olacağına inanmaları. Beşar Esad son açıklamasında Kürtlere nüfuz cüzdanı başta olmak üzere vatandaşlık haklarını vereceğini belirtmiştir ki, Kürtler bunu yeterli görmemektedirler. Özetle Suriye’nin son durumu böyledir.
Fehmi Koru’ya göre Suriye’deki olayların perde arkasında, on yaşından beri ülkesine ayak basmamış ve tüm işi gücü Neconların arasında dolaşmak olan Suriye’nin Bush uşağı Irak Çelebi’si olarak da görülen, Ferid Kadri bulunurken (Zaman 10 Nisan 2011) bizce bu olayların arkasında tarihi, sosyal, siyasal ve ekonomik sebepler bulunmaktadır.
Ve Suriye’de de su, yatağına doğru akmaktadır.
Görelim Mevlam neyler, Neylerse güzel eyler.
(Yrd. Doç. Dr. Hüseyin ŞEYHANLIOĞLU, Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi)