ENGLISH
21.05.2012
Ana Sayfa » Savunma - Güvenlik - TerörGeri Dön «

Ortadoğu’da Vatan-Vatandaş Muamması

06.04.2011 11:10:20

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İsrail Parlamentosu, 28 Mart 2011 tarihli oturumunda, Vatandaşlık Kanunu’nda çok tartışılacak bir değişikliğe onay vermiştir. 11’e karşı 37 oyla kabul edilen yeni düzenlemeyle, İsrail mahkemeleri özel bir yetkiyle donatılmıştır. Buna göre; terörle mücadele kanunda sayılan bazı suçlardan hüküm giyenler ile vatana ihanet, casusluk ve düşmana yardım sağlama suçlarına karıştığı mahkemece tespit edilen İsrail vatandaşları, aynı mahkemenin vereceği ayrı bir kararla vatandaşlıktan çıkarılabilecektir.

 

Bunun anlamı şudur; mahkemeler, sanık hakkında verecekleri cezai hükme ek olarak, vatandaşlıktan çıkarma gibi çok sert bir yaptırıma da resen başvurabileceklerdir. Dolayısıyla bu durum, ‘vatandaşlıktan çıkarma’ cezasına muhatap potansiyel kitleyi genişletirken diğer taraftan kararın verilmesi prosedürünü de oldukça kolaylaştırmakta ve çabuklaştırmaktadır.

Yeni düzenleme, İsrail’le savaş halinde olan ülkelerin ya da yerlerin ikamet iznine ya da vatandaşlığına sahip İsrail vatandaşlarının da mahkeme kararıyla vatandaşlıktan çıkarılmasına onay vermektedir. Bu durum özellikle, Afganistan, Gazze, İran, Irak, Libya, Pakistan, Sudan, Suriye ve Yemen’de ikamet izniyle yaşamlarını sürdüren Arap kökenli İsrail vatandaşlarını olumsuz yönde etkileyecek gibi görünmektedir.
 
İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’ın arkasında olduğu bu kanun değişikliği aslında 2009 yılı genel seçimleri öncesinde Lieberman’ın kullandığı bir seçim sloganı olan ‘bağlılık ve sadakat yoksa vatandaşlık da yok’ görüşünün bir ölçüde hayata geçirilmiş halidir. Bunun bir devamı olarak, Yahudi olmayan İsrail vatandaşılarına, Yahudi İsrail devletine bağlılık yemini ettirilmesi fikri de, henüz yeterli kamuoyu desteği bulamamış olsa da Liaberman’ın gerçekleştirmek istediği hedefler arasında yer almaktadır.  
 
Parlamento’nun tamam dediği bu değişikliğin Arap kökenli İsrail vatandaşlarını hedef aldığı ve Arap azınlığa karşı yürütülen demografik savaşın bir parçası olduğu belirtilmektedir. Bunu yüksek sesle dile getirenlerin başında, İsrail Parlamentosunda bulunan 12 Arap kökenli milletvekili ile ülkedeki insan hakları savunucuları gelmektedir.[1]Bu karara tepki gösterenler arasında ülkenin iç istihbaratından sorumlu teşkilatı Şin Bet de bulunmaktadır. Şin Bet’e göre bu karar, güçler ayrılığı ve dengesi prensibine zarar vermiştir.[2]
 
Ülkenin Yahudi karakterini korumak adına 2003 yılında kabul edilen bir kanunla Batı Şeria ve Gazze’de yaşayan Filistinlilerin İsrail vatandaşı Araplarla evlenmesi de yasaklanmıştır. Buradaki temel amaç Filistinli Araplara vatandaşlık yolunu tümden kapatmaktır.[3]
 
İsrail’de, ülke nüfusunun yaklaşık beşte birini oluşturan 1.3 milyon Arap kökenli İsrail vatandaşı yaşamaktadır. Bu insanlar 1948 yılında İsrail devletinin BM kararına istinaden kurulması sonrasında ve 1967 yılındaki savaş sonrasında mülteci olmak yerine kendi topraklarında yaşamaya devam etmeyi tercih etmişlerdir. Bu insanlar, İsrail devletinin kontrolü altında bulunan topraklarda binbir zorlukla yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadır. Topraklarını terk eden Filistinliler ise diğer Arap ülkelerinde vatansız ve biçare vaziyettedir. 
 
Vatandaşlık bağından mahrum olmak, yasal olarak mevcut olduğunu gösterecek bir kimlikten, seyahat etmek için gerekli belgelerden, gayrimenkul edinecek imkânlardan, sağlık karnesinden, kendisi ve çocukları için eğitim verecek bir okuldan ve geçimini sağlayacak bir işten mahrum olmak demektir. Bu sakıncayı bertaraf etmek üzere uluslararası hukuk, herkesin bir vatandaşlığa sahip olmasını, diğer bir vatandaşlığa geçmedikçe de mevcut vatandaşlığından çıkarılmamasını öngörmektedir. İsrail buna da bir yorum getirerek, ‘şayet bir İsrail vatandaşı daimi olarak ülke dışında yaşıyorsa bu kişinin vatansız kalma ihtimali yoktur’ demektedir.
 
İsrail’in yeni vatandaşlık politikasının, ülkenin Arap azınlığı üzerinde ne oranda tesir edeceği ve İsrail Anayasa mahkemesinin, Parlamento’nun bu kararını incelemeye alıp almayacağı henüz netleşmemiş hususlardır. Ancak Filitinlilerin bakımından, kendi ülkelerinin birinci sınıf vatandaşları olmalarını sağlayacak adımların atılması geciktikçe, sorun daha da karmaşık ve girift hale geldiği açıktır.
 
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
 


[1] http://www.ynetnews.com/articles/0,7340,L-4049092,00.html
[2] http://www.bbc.co.uk/news/world-middle-east-12897456
[3] http://news.bbc.co.uk/2/hi/middle_east/3111727.stm





17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya