Bunun anlamı şudur; mahkemeler, sanık hakkında verecekleri cezai hükme ek olarak, vatandaşlıktan çıkarma gibi çok sert bir yaptırıma da resen başvurabileceklerdir. Dolayısıyla bu durum, ‘vatandaşlıktan çıkarma’ cezasına muhatap potansiyel kitleyi genişletirken diğer taraftan kararın verilmesi prosedürünü de oldukça kolaylaştırmakta ve çabuklaştırmaktadır.
Yeni düzenleme, İsrail’le savaş halinde olan ülkelerin ya da yerlerin ikamet iznine ya da vatandaşlığına sahip İsrail vatandaşlarının da mahkeme kararıyla vatandaşlıktan çıkarılmasına onay vermektedir. Bu durum özellikle, Afganistan, Gazze, İran, Irak, Libya, Pakistan, Sudan, Suriye ve Yemen’de ikamet izniyle yaşamlarını sürdüren Arap kökenli İsrail vatandaşlarını olumsuz yönde etkileyecek gibi görünmektedir.
İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor
Lieberman’ın arkasında olduğu bu kanun değişikliği aslında 2009 yılı genel seçimleri öncesinde Lieberman’ın kullandığı bir seçim sloganı olan ‘bağlılık ve sadakat yoksa vatandaşlık da yok’ görüşünün bir ölçüde hayata geçirilmiş halidir. Bunun bir devamı olarak, Yahudi olmayan İsrail vatandaşılarına, Yahudi İsrail devletine bağlılık yemini ettirilmesi fikri de, henüz yeterli kamuoyu desteği bulamamış olsa da Liaberman’ın gerçekleştirmek istediği hedefler arasında yer almaktadır.
Ülkenin Yahudi karakterini korumak adına 2003 yılında kabul edilen bir kanunla Batı Şeria ve Gazze’de yaşayan Filistinlilerin İsrail vatandaşı Araplarla evlenmesi de yasaklanmıştır. Buradaki temel amaç Filistinli Araplara vatandaşlık yolunu tümden kapatmaktır.
[3]
İsrail’de, ülke nüfusunun yaklaşık beşte birini oluşturan 1.3 milyon Arap kökenli İsrail vatandaşı yaşamaktadır. Bu insanlar 1948 yılında İsrail devletinin BM kararına istinaden kurulması sonrasında ve 1967 yılındaki savaş sonrasında mülteci olmak yerine kendi topraklarında yaşamaya devam etmeyi tercih etmişlerdir. Bu insanlar, İsrail devletinin kontrolü altında bulunan topraklarda binbir zorlukla yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadır. Topraklarını terk eden Filistinliler ise diğer Arap ülkelerinde vatansız ve biçare vaziyettedir.
Vatandaşlık bağından mahrum olmak, yasal olarak mevcut olduğunu gösterecek bir kimlikten, seyahat etmek için gerekli belgelerden, gayrimenkul edinecek imkânlardan, sağlık karnesinden, kendisi ve çocukları için eğitim verecek bir okuldan ve geçimini sağlayacak bir işten mahrum olmak demektir. Bu sakıncayı bertaraf etmek üzere uluslararası hukuk, herkesin bir vatandaşlığa sahip olmasını, diğer bir vatandaşlığa geçmedikçe de mevcut vatandaşlığından çıkarılmamasını öngörmektedir. İsrail buna da bir yorum getirerek, ‘şayet bir İsrail vatandaşı daimi olarak ülke dışında yaşıyorsa bu kişinin vatansız kalma ihtimali yoktur’ demektedir.
İsrail’in yeni vatandaşlık politikasının, ülkenin Arap azınlığı üzerinde ne oranda tesir edeceği ve İsrail Anayasa mahkemesinin, Parlamento’nun bu kararını incelemeye alıp almayacağı henüz netleşmemiş hususlardır. Ancak Filitinlilerin bakımından, kendi ülkelerinin birinci sınıf vatandaşları olmalarını sağlayacak adımların atılması geciktikçe, sorun daha da karmaşık ve girift hale geldiği açıktır.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
[1] http://www.ynetnews.com/articles/0,7340,L-4049092,00.html
[2] http://www.bbc.co.uk/news/world-middle-east-12897456
[3] http://news.bbc.co.uk/2/hi/middle_east/3111727.stm