Çalışmanın konusu özet kısmında şu şekilde belirtildi:
Arap ülkelerindeki halkın demokratikleşme ve yönetim değişikliği talepleriyle başlayan değişim dalgası Mısır ve Tunus’ta taleplerin gerçekleşmesiyle neticelenirken Libya’da devletin halka karşı güç kullanmasına ve kanlı çatışmalara neden oldu. Uluslararası toplumun tepkisi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 17 Mart’ta aldığı 1973 sayılı karara dayanarak başlatılan Libya’ya yönelik askeri operasyon oldu. Şu günlerde en çok tartışılan konulardan biri ise basında ‘insani müdahale’ olarak nitelendirilen bu operasyonun BM kararının hemen akabinde başlayan bombardıman düşünüldüğünde gerçek amaçları ve olası sonuçları.
Çeşitli askeri müdahaleleri nitelendirmek için gerek basın gerekse güç kullananlar tarafından sıkça dile getirilmesine rağmen hukuki ve ahlaki boyutuyla insani müdahale kavramı çoğu zaman doğru biçimde kullanılmamaktadır. Oysa ki insani müdahale bir kural değil, olay bazında değerlendirilmesi gereken bir istisnadır. Libya’ya yönelik askeri müdahale de sivillerin korunması amacıyla BM Güvenlik Konseyi izniyle yapılan ve işgali amaçlamayan bir girişim olarak insani müdahale kapsamı içinde değerlendirilmelidir.
Libya’daki operasyonun iki başlılığı, NATO üyeleri arasındaki fikir ayrılıkları, katılmayan devletlerin yönelttikleri eleştiriler ve çok acele başlatılan müdahalenin iyi planlanmamış olduğu izlenimi çeşitli soru işaretlerine neden olmaktadır. Fakat Libya halkı için fayda sağlaması Libya’ya müdahalenin ülkedeki insan hakları ihlallerini durdurma konusundaki başarısı ve insani amaçları konusunda gerek Libya halkını gerekse dünya kamuoyunu tatmin etmesi tarihsel süreç içinde geriye dönüldüğünde operasyonun başarılı bir insani müdahale olarak kabul edilmesini sağlayacaktır. İleriye yönelik olarak ise bu başarı yalnızca Libya’nın değil insani müdahale olgusunun da uluslararası toplumun gözündeki yerinin ve geleceğinin belirleyicisi olacaktır.