Terörizm ve organize suçlar arasındaki ilişki ve bağlantılara dair değerlendirmeler yeni olmamakla birlikte, küreselleşme, teknoloji, finans, ulaşım ve haberleşme alanında devrimlerin yaşandığı 90’lı yıllardan sonra uluslar arası gündemde yer bulmaya başlamıştır. 11 Eylül 2001 saldırılarından sonraki dönemde, uluslararası terörizme karşı tüm dünyada gelişen hassasiyetle birlikte daha da önem kazanmıştır.
Terör örgütleri siyasi amaçlarla kurulsa da, maddi çıkar elde etmek üzere faaliyette bulunan ve faaliyetlerini küreselleşmenin imkânlarını da kullanarak uluslararası alana taşıyan suç örgütleriyle çeşitli açılardan etkileşim içine girmediklerini düşünmek mümkün değildir. Herhangi bir terör örgütü maddi kaynak bulamazsa ayakta kalamaz. Kamuoyunun dikkatini çeken eylemler yapabilmesi, eleman temin edebilmesi ve bunları eğitebilmesi kısaca varlığını sürdürebilmesi için maddi kaynağa ihtiyacı vardır.
Terör-organize suç arasındaki ilişki temelde bu maddi kaynaktan pay kapmaya odaklanmıştır. Bu çerçevede, özellikle uyuşturucu madde üretimi ve kaçakçılığı, karapara aklama, göçmen kaçakçılığı, adam kaçırma ve haraç gibi suç faaliyetlerine terör örgütlerinin nasıl ve hangi oranda dâhil olduğu sorusunun cevaplandırılması gerekmektedir.
2006 yılında BM Genel Kurulu’nda oy birliğiyle kabul edilen BM Küresel Terörle Mücadele Stratejisi ve Eylem Planında da bu bağlantının ortaya çıkarılmasına yönelik ülkelerin azami dikkat göstermeleri istenmektedir. Bu gerçekten kolay bir çalışma değildir. Çünkü terör örgütünün, örgütsel yönetimin bilgisi ve yönlendirmesiyle suç faaliyetlerine karışması örneğin sigara kaçakçılığı ya da uyuşturucu madde kaçakçılığı yaptığının delilleriyle ortaya konulması, bu suçları işlerken yakalanan terör örgütü mensuplarına ait istatistikî bilgilerin toplanmasının ötesinde kapsamlı bir çalışmayı gerektirdiği açıktır.
Yakın geçmişe baktığımızda, uyuşturucu kartellerinin ve terörist grupların de facto olarak stratejik ortaklıklar kurdukları; 1970’lerin Orta Doğu’sunda (Lübnan), Asya’da (Altın Üçgen) ve 1980’lerin Latin Amerika’sında çeşitli yönleriyle karşılıklı ilişkiler tesis ettikleri görülmektedir. Bu dönemlerde terör ve organize suç esasen operasyonel amaçlara dayalı ortak ilişkiler geliştirmiştir. Kolombiya’da örneğin Medellin ve Cali’deki kokain kartelleri kokain laboratuarlarının güvenliğini sağlamaları için FARC ve M-19 gerillalarını kiralamıştır.
Ülkemiz açısından baktığımızda, PKK terör örgütünün de, Avrupa ve bazı komşu ülkelere dağılmış olan örgütsel ağını, çeşitli suç faaliyetlerinden kazanç elde etmek amacıyla kullandığı bilinmektedir.
Bu bağlantının ortaya konması kanun uygulayıcı birimlerin terör örgütleriyle uluslar arası alanda daha etkin ve çok yönlü mücadele etmesini sağlayabilecek olması bakımından büyük önem taşımaktadır. Zira terörist faaliyetlerin uluslararası politikada her ülkeye göre farklı algılanışı ve henüz tüm ülkelerin üzerinde uzlaştığı gerçek bir terör suçu tanımının yapılmış olmaması, bu suçlara karşı sürdürülen mücadeleyi zayıflatmaktadır. Diğer suç faaliyetlerine karşı yürütülen ortak polisiye mücadele ise nispeten daha yaygın ve kapsamlıdır. Dolayısıyla bu kanal sonuna kadar kullanılmalıdır.
Terör ve organize suç gruplarının, gelir kaynaklarından mahrum bırakıldıkları oranda güç ve etkinlikleri azalacaktır. Ülkelerin bu açıdan etkin bir müsadere sistemini işletmeleri gerekmektedir. Teröristlerin karıştığı diğer suçlarda, müsadere sisteminin en hızlı ve en etkin ve en caydırıcı şekilde uygulanmasına dönük hukuki ve idari alt yapının kurulmasına öncelik verilmelidir. Bu yolla devlete intikal eden mal varlığı değerlerinin ise, terör mağdurlarının zararlarının tanziminde ya da terörün önlenmesine yönelik yapılacak toplumsal içerikli çalışmalarda kullanılması önemlidir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)