Bu oran Hollanda’da yüzde 0 Almanya’da ise yüzde 3’dür. Bu durum ülkemizde finans sistemine fon girişinin oldukça az olduğunu göstermektedir. Bu amaçla olan fonların finansal sisteme dahil olması için yeni yöntemlerin geliştirilmesi gerekmektedir. Bankacılık sektörünün aktiflerin milli gelire oranı Türkiye’de yüzde 70 civarındadır. Bu oran birçok gelişmiş ülkede yüzde 100’den daha fazladır.
Ekonomik büyümeye katkı için sistem dışındaki fonların sisteme kazandırılması ile fon maliyetleri düşecektir. Böylece yatırımların finansmanı daha ucuza gerçekleşecektir. Son yıllarda uygulanan makro iktisadi politikalarda fon ihtiyacı daha çok yurtdışı tasarruflardan sağlanmıştır. Ülke içinde finansal sisteme girmeyen fonlar sistem içine alınabilirse, uygulanan politikalarda yurtiçi tasarruflar kullanılmış olacaktır.
Birçok ülke sistemin içinde olmayanları finansal sistemin içine almak (financial inclusion) için yeni programlar ve yeni finansal araçlar geliştirmeye çalışmaktadırlar. OECD’ye göre sistem dışında kalan kişi ve kurumların sistem içine çekilmesiyle beraber tasarruf miktarı artmaktadır. Artan tasarrufta sermaye birikimini desteklemekte ve ekonomik büyümeye katkı yapmaktadır. Son yıllarda Türkiye de büyümenin temel nedeni sermaye birikimi olmuştur. Bireylerin tasarrufları ile gayrimenkul almak yerine, yapılan tasarrufların üretken yatırımlara dönüşmesi için tasarrufların finans kesiminde değerlendirilmesi gerekmektedir. İktisadi sistem içinde yapılan tasarrufların yatırıma dönüşmesi için finans sektörünün aracılık yapması gerekmektedir.
Yaşanan finansal krizle, finans sektörün sağlam ve etkin olmasının önemi daha iyi anlaşılmıştır. Finansal piyasalar reel ekonomiyi doğrudan etkilemektedir. Gelişmiş finansal sistemin ekonomik kalkınmayı olumlu etkilediği birçok akademik çalışma tarafından da desteklenmiştir. Finansal sistem kalkınma için gerekli olan fonların toplanmasını sağlamaktadır. Bu fonların ekonomiye katkı yapacak projelerde kullanılmasını sağlamaktadır. Gelişmiş bir finans sisteminin olması verimli projelerin seçiminde etkili olmaktadır.
Türkiye’de finansal sektörün büyük oranını bankacılık sektörü oluşturmaktadır. Bankacılık sektöründe kamu bankaları, özel bankalar, yabancı bankalar, kalkınma ve yatırım bankaları ve katılım bankaları yer almaktadır. Sektör içinde aktif paylarına baktığımızda kriz sonrası bankacılık sektörünün aktifleri artmıştır. 2010 yılı sonu itibariyle bankacılık sektörünün aktifleri 1 trilyon TL’yı aşmıştır. Sektörün aktiflerindeki artış 2009 yılına göre yüzde 20.8 olarak gerçekleşmiştir. Banka grupları itibariyle baktığımıza aktiflerde en fazla artış yüzde 28.9 ile katılım bankalarında olmuştur. Aralık 2009 döneminde yabancı bankaların aktifler içindeki payı 0.6 puan artarken, katılım bankalarının payı 0.3 puan artmıştır. Aktifler içinde yabancı bankaların ve katılım bankalarının payı artarken kamu bankalarının payı azalmıştır. .
Türkiye’de katılım bankalarının bankacılık sektörü içindeki etkinliği son yıllarda artmıştır. Katılım bankalarının 2010 yılı sonunda aktiflerinin büyüklüğü toplam aktif büyüklüğünün yüzde 4.3’dür. Bu oran 2009 yılı sonunda yüzde 4 olarak gerçekleşmiştir. Katılım bankaları ile daha önce finansal sisteme girmeyen fonlar finansal sistem içinde yer almaya başlamış ve bu fonlar ekonomik gelişmeye katkı yapmaktadır. Katılım bankları ile daha önce finans sektöründe yer almayan fonlar sisteme dahil edilmektedir. Finansal sisteme dahil olan yetişkinlerin sayısının artması için bankacılık hizmetlerinin toplumun her kesimine ulaşması gerekmektedir.
(Dr.Nazende Özkaramete Coşkun)