SDE’nin web sitesinde toplantının yapılma amacı şu şekilde belirtildi:
Kamuoyunda PKK’nın şehir yapılanması olarak bilinen ancak işin esasında PKK’yı da içine alan bir üst çatı olan KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği – Koma Ciwaken Kürdistan) şehir merkezlerinde gerilimi tırmandırmayı amaçlayan sokak çatışmalarını organize etmesiyle dikkatleri üzerine çekmiştir. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan 25.05.2009 tarihli KCK İddianamesi ile dava süreci başlatılmış ve halen devam etmektedir. Dava çok önemli yasadışı ilişkiler ağını ve örgütün şehirlere yönelik gizli planlarını ortaya koymak açısından büyük önem taşımakla birlikte “Kürtçe savunma” krizi nedeniyle işin gerçek yönü hep göz ardı edilir olmuştur. Toplantı, mevcut durumu analiz etme ve geleceğe yönelik projeksiyonlar sunma açısından verimli bir çalışma yapmayı hedeflemektedir.
Toplantı KCK yapılanmasının nasıl bir yapılanma olduğu, neleri hedeflediği, nasıl ortaya çıktığı üzerine konuşmacıların görüşlerini belirtmeleri ile başladı. KCK yapılanmasının tanımlanmasının ardından Ergenekon ile bağlantısına vurgu yapıldı. Bununla beraber sorunların çözümü için alınması gereken tedbirlere değinildi. Konu ile ilgili ilk konuşan isim ise Önder Aytaç oldu.
“Aynı Kalem Üzerinde İki Farklı İsim”
Aytaç, PKK ve KCK’yı aynı tükenmez kalem üzerinde yazan iki farklı isim şeklinde tanımlarken, KCK ile gerçekleştirilen oluşumun BDP çatısı altıında da yapılabileceğini belirterek farklı isim ve örgütlerin birbirini kontrol etmesi için meydana getirildiğini savundu. Sonuçta hepsinin Öcalan'ın tek liderliğine hizmet ettiğini kaydenen Aytaç, KCK’nın insani iradeyi sıfırlayıp, merkezi otoriteyi ön plana çıkardığına da dikkat çekti.
“Askeri Tedbirler Yerine Sivil Tedbirler”
Aytaç’ın konuşmasının ardından söz alan Şenol Özbek, “PKK ilk mermiyi attığında devlet farklı bir strateji izleseydi, çok farklı bir süreç yaşardık” dedi. PKK sorunu ortaya çıktığında doğudan batıya Kürt göçü yaşandığını belirten Özbek, göç ile beraber Kürdistan yapılanmasının ifade edilemez hale geldiğinin altını çizdi. Devletin askeri tedbirler yerine sivil tedbirler uygulamaya başlaması ile beraber gelişen açılım politikalarının PKK’nın ideolojik boyutunu da zedelediğini ortaya koydu. Devletin açılım politikaları karşısında PKK’nın da bir adım atmasını gerektiği, PKK’nın da sivil bir yapı olarak KCK yapılanmasını oluşturduğunu kaydetti. Özbek aynı zamanda PKK’nın sorunları daha çözümsüz hale getirdiğini, artık var olan sorunları bile tanımlayamadığımıza temas etti. PKK ile Ergenekon yapısının ilişkisine de dikkat çeken Özbek, ikisinin tanımının beraber yapılması gerektiğine işaret etti.
Özbek bugün gelinen noktada yeni bir Ankara iradesinin varlığına dikkat çekerek PKK'nin "eski Ankara"ya CK'nın ise "yeni Ankara"ya göre şekillendiğini ifade etti.
“KCK: Kemalist İdeolojinin Kötü Bir Kopyası”
“Kürt sorunu çözülse de PKK ve Apo sorununun çözüleceği kanaatinde değilim” diyerek söz başlayan Mehmet Metiner ise, KCK yapılanmasının Kemalist ideolojinin kötü bir kopyası olduğunu belirtti. “Kürt siyasetini dağdan bağımsız olarak düşünemiyorum” diyen Metiner, Baydemir’in ve Kürt siyasetçilerin gücünün çok abartıldığını kaydetti. Metiner, PKK’nın yakın zamana kadar Kürt sorununun inkarından beslediğini öne sürerken, PKK’nın en çok siyasallaşmadan korktuğunu ileri sürerken şunları kaydetti: “Ergenekon söylemleri ile Öcalan söylemleri birbirine çok yakın. PKK’nın tek derdi iktidar sorunudur. Mesele dil sorunu falan değil. TRT Şeş’e en çok Öcalan karşı çıktı. Halkın sinir uçlarına bilerek dokunuyorlar. Bilerek karşı çıkılması muhtemel olan şeyleri istiyorlar ki, talepler reddedilsin. PKK da Kürtlere “Bakın Kürtleri reddediyorlar” diyebilsin.” Metiner aynı zamanda Öcalan’ın kişilik analizinin yapılmasının önemine de dikkat çekerken, Öcalan’ın izole edilmiş olmasını da doğru bulmadığını belirtti. Metiner “Öcalan, televizyon izlemiyor. Bilgileri avukatlarından alıyor ve avukatları tarafından yanlış yönlendiriliyor” diye konuştu.
Sinan Kılıçkaya ise, Kürt sorunu ile KCK’nın birbirinden ayrı düşünülmesi gerektiğine vurgu yaptı. KCK’nın Kürt sorunundan beslenen bir örgüt olduğunun altını çizdi. Kılıçkaya, “Kürt sorunun çözümünden önce Türkiye’de demokrasi sorunun sağlam bir zemine oturtulması gerekir” dedi ve şöyle devam etti; “Açılan KCK davası ne yazık ki, KCK’nın amaçlarına hizmet etti. Davada önemli stratejik hatalar yapıldı. Mahkemede “bilinmeyen bir dil kullanıldı” söylemi bir hataydı. Çünkü savunma hakkı en iyi bilinen dilde, ana dille yapılır. Dava sırasındaki tutuklamalar, kelepçeli görüntülerin basına yansıması sıkıntılıydı. Titiz araştırmalar yapılıp acele etmeden daha mantıklı adımlar atılsaydı, bu kadar sorun yaşanmazdı.
Konuşmacıların konuşmalarının ardından, sorunun çözümü ile ilgili öneriler dile getirildi.