Kyoto Protokolü’nün 17inci maddesinde getirilen düzenlemeyle, ülkeler kendileri için belirlenen karbon salınım oranlarının altında kalmaları halinde, kullanmadıkları miktarı diğer ülkelere satma hakkına sahiptir. Karbon ticareti aslında herhangi bir ürünün ticaretinden çok farklı değildir. Şirketler, yapmış oldukları üretim faaliyetinde örneğin elektrik ya da otomobil üretiminde karbon limitlerine uygun hareket ederler. Eğer şirket yıllık karbon limitinin altında gaz salınımı yapmışsa kalan miktarı satma ya da bir kenarda tasarruf etme hakkına sahiptir.
Avrupa Birliği karbon gazı limitlerinin alınıp satılması için 6 ayrı ticaret merkezi kurmuştur. Dünyanın en büyük karbon ticaretini yürüten bu merkezlerin yıllık toplam ticaret hacmi 90 milyar Avro’dur. Bu pazarın en büyük müşterisi ise Almanya’nın elektrik üretim santralleridir.
Karbon limitlerinin yaklaşık yüzde 20’si spot piyasada satılmaktadır. Ancak yeterli seviyede kimlik kontrolünün ve güvenlik tedbirlerinin olmadığı spot piyasa, suç örgütlerine hem karapara aklama hem de dolandırıcılık için uygun ortamı sağlamaktadır.
Bu yılın başında Yunanistan, Estonya, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Avusturya ve Romanya ulusal karbon sistemlerine yapılan on-line saldırılar nedeniyle Avrupa Komisyonu, spot piyasada karbon ticaretini kısa bir süre için durdurmuştur. Bu şekilde çalınan karbon limitleri spot piyasada birkaç dakika içinde nakit paraya çevrilebilmektedir. Bunun dışında yine spot piyasa KDV dolandırıcılığına da uygun fırsatları sunmaktadır. Ulusal karbon kayıt sisteminde fason şirketler üzerinden hesap açtıran bazı suç örgütleri, AB ülkelerinden KDV’siz olarak satın aldıkları karbon limitlerini spot piyasada KDV’li olarak satmakta ve daha sonra ortadan kaybolmaktadır.
Ticari faaliyet açısından hareketli bir seyir isleyen ancak güvenlik yönünden bazı riskler taşıyan karbon ticaretine 1 Ocak 2012 itibariyle sivil havacılık sektörü de dâhil olacaktır. Bu husus, 2006 yılından beri Avrupa Birliği’nin gündemindeydi. Buna göre 2012 yılı için havacılık sektörüne önceki yılların gaz emisyon ortalamasının yüzde 97’si kadar bir karbon limiti ayrılmıştır. Bu planla, 2012 yılında sivil havacılık sektöründe sera gazı salınımının yüzde 3 oranında aşağıya çekilmesi hedeflenmektedir. Askeri uçaklar, polis ve gümrük hava taşıtları ile arama-kurtarma, eğitim ve test uçuşları bu uygulamanın dışında tutulurken, Avrupa Birliği’nden kalkan ve Avrupa Birliği’ne varan tüm uçaklar için bu şart aranacaktır.
Sivil havacılık dünya genelinde en hızlı gelişen sektörlerden birisidir. Bu uygulamanın uçak bileti fiyatlarında, uçulan mesafeye ve havayolu şirketinin fiyat politikasına bağlı olarak bir miktar artışa sebep olacağı tahmin edilmektedir. Havayolu sektörü bu uygulamanın önümüzdeki on yıl içinde havayolu şirketlerine toplam 40 milyar Avro ek maliyet getireceğini belirtmektedir.
Kyoto Protokolü’ne taraf olmayı reddeden ABD ise, Avrupa Birliği’nin üçüncü taraf ülkelerin rızası alınmadan AB’ye uçan tüm havayolu şirketlerine AB standartlarına uyma zorunluluğu getirilmesinin uluslararası hukuka aykırı olduğu görüşündedir.
Muhtemelen 2012 yılında bu konuda ABD ile AB arasında bir ticari bir problem yaşanacaktır. Hızla büyüyen ve Avrupa’nın her noktasında yolcu taşıyan Türk sivil havacılık sektörünün de bu uygulamanın muhatapları arasında olacağı unutulmamalıdır.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)