Son yıllarda durgunluk ve enflasyonla mücadelede maliye politikası ön plana çıkmıştır. Küresel krizle birlikte birçok gelişmiş ülke genişletici maliye politikası kullanmışlardır. Genişletici maliye politikası ile daralan toplam talebin artırılması ve ekonomik durgunluğun azaltılması amaçlanmıştır.
Türkiye ekonomisinde küresel krizle birlikte yurtiçi talebi arttırmak için kamu harcamasında vergi uygulamasında çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. 2002-2013 döneminde kamu borcunu GSYH’ya oranı Grafik 1’de görülmektedir. 2002 yılında bu oran 73.7 iken 2010 yılında yüzde 42.3’e düşmüştür. Türkiye ekonomisinde bu oran 2004 yılında Maastricht Kriteri olan yüzde 60’ın altına düşmüş ve yüzde 59.9 olarak gerçekleşmiştir. 2007 yılında kamu borcunun GSTH’ya oranı yüzde 39’lara düşmüştür. Orta Vadeli Programı kapsayan 2011-2013 döneminde bu oranın yüzde 40 olması öngörülmektedir.
Grafik 1:Kamu Borcu/GSYH (yüzde) (2002-2013)
Avrupa Birliği Tanımlı Kamu Borcu
(2002-2013, GSYİH'ye oranı, yüzde)

Kaynak:maliye.gov.tr
Kamu finansman dengesinde 2002 yılından sonra uygulamaya konulan sıkı maliye politikası ile bütçe dengesinde ve kamu borç yükünde iyileşmeler sağlanmıştır.
Türkiye ekonomisi 1990-2000 döneminde kamu finansman dengesindeki ciddi bozulmalar iktisadı yapıyı bozmuştur. Bu dönemde uygulanan tarım destekleme politikları, kamu iktisadi teşebbüslerine yapılan ödemeler ve kamu bankalarının görev zararları bütçe dengesinde ciddi bozulmalara neden olmuş ve kamunun borçlanma gereğini arttırmıştır. 1993 yılında kamu sektörü borçlanma gereğinin GSYH’ya oranı yüzde 12’yi geçmiştir. Kamunun borçlanma gereğini artması ile faiz oranlarını yüzde 100 leri geçmiştir.1990 ların başında toplam kamu faiz ödemeleri GSMH nın yüzde 3 iken bu oran 1999 da yüzde 15.3’e çıkmıştır. Bu tüm ürettiğimiz mal ve hizmetletin yüzde 15i kamunu borcunun faiz ödemesine gittiğini ifade etmekytedir. Türkiye üretiyor bu üretim faiz ödemesine gidiyor. Diğer bir örnek ise sosyal güvenlik kurumlarında verelim: 1990 yılında bütçeden yapılan transfer bütçenin yüzde 0.3 iken bu transfer 1999 yılında bütçenin yüzde 3.5’una çıkmıştır.
Kamu harcamalarındaki artış, yapısal nitelikteki reformların (sosyal güvenlik reformu gibi) ertelenmesinin getirdiği mali disiplinsizlik Türkiye ekonomisini 2001 krizine getirmiştir.
2002-2007 döneminde uygulanan yapısal uyum programlarında temel maliye politikası kamu finasmanının sürdürülebilir bir yapıya geçişin sağlanması ve kamu borç stokunun azaltılması olarak amaçlanmıştır. Sürdürülebilir kamu finansmanı için faiz dışı fazlanın GSYH’ya oranının yüzde 5’ den fazla olması amaçlanmıştır.
2008 yılı mayıs ayında IMF ile bir anlaşma olmaksızın yürütülen iktisadi politikalarda da mali disiplin ön plana çıkmıştır. 2008-2010 döneminde yaşanan küresel krize rağmen Türkiye de mali disiplin devam etmiştir.2009 yılında yaşana kriz nedeniye genişletici maliye politikası uygulanmış. Yurtiçi talebi arttırmak için kamu harcamaları arttırılmış geçici vergi düzenlemeleri ile vergi oranları düşürülmüştür.2009 yılında küresel krizin etkilerini azaltmak için faiz dışı fazla verilmemiş 2010 yılından sonra ise faiz dışı fazla devam etmektdir.
Tablo 1:Merkezi Yönetim Bütçesi: GSYH’YE Oranı(%)
|
|
2009
|
2010
|
2011
|
2012
|
2013
|
|
Bütçe Dengesi
|
-5.5
|
-4.0
|
-2.8
|
-2.4
|
-1.6
|
|
Faiz Dışı Fazla
|
0.0
|
0.5
|
1.2
|
1.5
|
1.7
|
2011 yılı bütçe rakamlarına baktığımızda bütçenin 33.493 milyon TL açık vereceğini ve bu açığın 2012 ve 2013 yıllarında devam edeceğini görmekteyiz. Faiz dışı dengeye baktığımızda bütçe fazla vermektedir. Burada faiz dışı fazla devletin borçları için ödedeği faizi çıkarırsak, cari dönemde yapılan harcamalar ile cari dönem gelirleri arasındaki farkı ifade etmektedir. 2011 yılının genel seçim yılı olamsına rağmen bu yılda bütçe açığı 2010 yılından daha az faiz dışı fazla ise 2010 yılı faiz dışı fazlasından daha büyüktür.
Bir soru ile yazımızı bitirelim: Mali Kural uygulaması mali disiplin uygulamasını kolaylaştırır mı?
(Dr. Nazende Özkaramete Coşkun)