ENGLISH
21.05.2012
Ana Sayfa » Savunma - Güvenlik - TerörGeri Dön «

Askeri Müdahalenin Meşruiyet Problemi

04.03.2011 16:11:19

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kaddafi’nin iktidarı bırakmama konusunda gösterdiği direnç, Libya’da çatışma ve kaos ortamının devam etmesine yol açmaktadır. Bu duruma tepki olarak 26 Şubat 2011 tarihinde BM Güvenlik Konseyi, Libya hakkında 1970 sayılı kararı almıştır. Kararda çatışmaların derhal durdurulması ve halkın meşru taleplerinin dikkate alınmasını istenmektedir. Kararda ayrıca, Libya’ya silah ambargosu uygulanması, Kaddafi ailesinden 16 kişiye yurtdışı seyahat yasağı, 6 kişiye ise kendilerine ait yurtdışındaki mal varlığı değerlerine el konulması tedbiri getirilmiştir. Karar ayrıca, Uluslararası Adalet Divanına da yetki vererek; Divan Savcısından Libya’daki insan hakları ihlallerinden dolayı sorumlu tutulacak kişiler hakkında gerekli soruşturmayı yapması istenmiştir.

Kaddafi’nin iktidarı bırakmama konusunda gösterdiği direnç, Libya’da çatışma ve kaos ortamının devam etmesine yol açmaktadır. Bu duruma tepki olarak 26 Şubat 2011 tarihinde BM Güvenlik Konseyi, Libya hakkında 1970 sayılı kararı almıştır. Kararda çatışmaların derhal durdurulması ve halkın meşru taleplerinin dikkate alınmasını istenmektedir. Kararda ayrıca, Libya’ya silah ambargosu uygulanması, Kaddafi ailesinden 16 kişiye yurtdışı seyahat yasağı, 6 kişiye ise kendilerine ait yurtdışındaki mal varlığı değerlerine el konulması tedbiri getirilmiştir. Karar ayrıca, Uluslararası Adalet Divanına da yetki vererek; Divan Savcısından Libya’daki insan hakları ihlallerinden dolayı sorumlu tutulacak kişiler hakkında gerekli soruşturmayı yapması istenmiştir. 

Ancak kararın hiçbir yerinde Libya’ya karşı askeri bir müdahaleye izin veren ya da bunu ima eden herhangi bir ifade bulunmamaktadır. Buna rağmen ABD’nin savaş gemilerinin Libya kıyılarına doğru seyir halinde olması acaba ABD daha önce yaptığı gibi tek taraflı bir askeri müdahaleye mi hazırlanıyor sorusunu akla getirmektedir. ABD kaynaklı açıklamalarda, Libya hükümetine yönelik uçuş yasağı ya da askeri müdahale seçeneklerinin masada olduğu kaydedilmektedir. Acaba uluslararası hukuk buna müsaade etmekte midir?

Ağır insan hakları ihlallerinin giderilmesi ve önlenmesi, uluslararası hukukun temel ilgi alanlarından birisidir. İnsan haklarının korunması tüm ülkeler açısından küresel ölçekte kamusal bir sorumluluk olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte hangi hallerde güce başvurulmasının meşru sayılacağı uluslar arası hukukta gösterilmiştir. 
 
BM Şartının 2. maddesi diğer bir ülkeye karşı askeri güç kullanma ya da kullanma tehdidinde bulunma yasağı getirmektedir. Bu yasak sadece ülkeleri değil aynı zamanda NATO gibi ülkelerin kurduğu askeri kuruluşlar açısından da bağlayıcıdır. Bu kuralın iki istisnası vardır. Bunların ilki, BM Şartının 51. maddesinde düzenlenen meşru müdafaa hakkıdır. Yani bir ülke kendisine yapılan silahlı bir saldırıyı BM Güvenlik konseyi (BMGK) gerekli tedbirleri alana kadar def etmek üzere saldırıyı yapan ülkeye mukabelede bulunma hakkında sahiptir. Diğer istisnası ise BMGK’nın şartlar oluştuğunda ülkelere askeri anlamda müdahale etme yönünde karar almasıdır. BMGK, barışa yönelik ciddi bir tehdidin ya da ciddi bir saldırının giderilmesi ve barışın sağlanması ve korunması için BM üyesi ülkelerin katılımıyla bir ülkeye askeri bir müdahalede bulunma kararı verebilmektedir.  
 
BM Şartı’nın 52. maddesi, bölgesel kuruluşlardan yerel uyuşmazlıkların ve sorunların çözümünde çaba göstermesini istemektedir. Libya örneğinde ilgili bölgesel kuruluş sizce hangisidir? Batı Avrupa ve ABD’nin Sovyetler Birliği’ne karşı savunulması amacıyla kurulan NATO’mu? Yoksa Arap ülkeleri için bir diyalog platformu olarak kurulan Arap Ligi mi? Ya da Afrika kıtası ülkelerini ilgilendiren tüm sorunları ele almak üzere oluşturulan Afrika Birliği mi? Elbette son ikisi konuyla çok daha ilgili olması beklenmektedir.
 
NATO’nun pozisyonuna bakacak olursak, NATO’nun askeri anlamda harekete geçebilmesi için bazı şartların gerçekleşmiş olması gerekir. Bunların ilki NATO üyesi ülkelerin birisine yönelik bir saldırının söz konusu olmasıdır. Bu halde, NATO İttifak Sözleşmesi’nin 5inci maddesi (Bir üyeye yapılan herhangi bir saldırı tüm üyelere yapılmış kabul edilir) devreye sokulmaktadır. Bu hüküm, NATO’nun 60 yıllık tarihinde sadece bir defa, o da Afganistan’a karşı kullanılmıştır. Libya açısından 5inci maddenin uygulanmasının mümkün olmadığı açıktır.
 
Güç kullanmanın meşru sayılabileceği diğer durum ise BM Güvenlik Konseyi’nin bir ülkeyle ilgili şartlar oluştuğunda bu yönde karar almasıdır. Örneğin Somali’deki iç çatışmaların durdurulması için 1992 yılında BMGK kararı alınmış ve ABD’nin öncülüğünde oluşturulan çok uluslu güç Somali’ye müdahalede bulunmuştur. Yaklaşık 400 bin Somalilinin hayatını kaybetmesinden sonra gelen bu müdahale, ülkenin daha da karışmasına ve siyasi belirsizliğin artmasına sebep olmaktan başka bir işe yaramamıştır. Şu anda BMGK Somali’ye mümkün olduğunca müdahil olmamaya çalışmaktadır.   
 
Afrika kıtasında Somali gibi yanlış teşhis ve operasyon kurbanı ülkeler olduğu gibi ihmalen ölüme terk edilen Afrika ulusları da mevcuttur. Örneğin, 1994 yılında Ruanda’da yaşanan ve yaklaşık 1 milyon kişinin hayatına mal olan soykırım vahşeti tüm dünyanın gözleri önünde cereyan etmiştir. Diğer bir Afrika ülkesi Kongo’da da iç çatışmalar nedeniyle son 15 yılda 6 milyon insan yaşamını yitirmiştir. Buna benzer örnekleri artırılabiliriz. Bu soykırımlar yaşanırken Libya’daki gibi bir seçenek telaffuz edilmemiştir. İnsan haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bir müdahale bulunulması gerekiyorsa asıl buralara müdahalede bulunması gerekmekteydi.
 
BMGK’nın Libya’ya yönelik askeri bir müdahaleye cevaz vermesi beklenmemektedir. Öyleyse, ABD’nin NATO’yu Libya’da devreye sokması uluslararası hukuka göre mümkün değildir. Bu durumun bilincinde olan ABD Yönetimi, Irak’ta yaptığı gibi bazı ülkelerin destek vereceği bir ittifak kuvvetini harekete geçirmeyi düşünebilir. Böylece uluslararası hukuka uygun olmayan bir uluslar arası bir güç oluşturması fikri üzerinde yoğunlaşmaya çalışabilir. Ancak bu düşüncenin uluslararası toplum nezdinde bazı maliyetleri olacağı açıktır.
 
Bunun yanında ABD’nin Nikaragua’da yaptığı gibi, çatışan taraflardan birisinin talebi üzerine Libya’ya asker ya da silah gönderme gibi bir seçenek de akla gelmektedir. Bunun için öncelikle, Kaddafi yönetimine karşı ayaklananların ‘savaşan taraf’ olarak kabul edilmesi ve bunların ABD’den Kaddafi’ye karşı yardım çağrısında bulunması gerekir. Bu senaryonun da kendi içinde bir tutarlılığı ve sürdürülebilirliği söz konusu değildir.
 
Batı’nın Arap ülkelerinde yaşananları nasıl algıladığını anlamak için geçen ay Almanya’da düzenlenen 47. Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşan NATO Genel Sekreteri Rasmussen’e kulak vermeliyiz. Rasmussen, Arap ülkelerinde halkın yükselen tepkisini Batı’ya yönelen dolaylı bir tehdit olarak algıladığını net bir şekilde söylemiştir. Bunu söylerken dayandığı düşünce, Arap halklarının bundan böyle Batı çıkarlarına değil kendi ulusal menfaatlerine bağlı yönetimleri iş başına getirmek isteyecekleridir. Dolayısıyla halk isyanının ve değişimin, 1. Dünya Savaşı sonrası Batı tarafından dizayn edilen Arap dünyasını ne yönde şekillendireceği Batı için en hayati mesele olmaya devam edecektir.
 
(Ömer ERSOY, Araştırmacı)
 





17 Mayıs 2012 tarihinde SDE Ekonomi Koordinatörlüğü tarafından "Yol Ayrımında Avrupa" başlıklı bir panel gerçekleştirildi...
16.05.2012 10:27:30

SDE’de 27 Nisan 2012 Cuma günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında “Dünyada ve Türkiye’de Savunma Sektörünün Demokratik Denetimi” başlıklı bir Panel gerçekleştirildi…
25.04.2012 13:38:19

SDE’de 26 Nisan 2012 Perşembe günü saat 14.00-16.30 saatleri arasında "Türkiye’nin Suriye Politikası" başlıklı bir beyin fırtınası toplantısı gerçekleştirildi.
24.04.2012 13:47:16


<Mayıs 2012>
PtSaÇaPeCuCtPz
30123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031123
45678910

4+4+4 eğitim sistemi için ne düşünüyorsunuz?

Olumlu
Olumsuz
Fikrim yok


Bu site içeriğinin telif hakları Stratejik Düşünce Enstitüsü’ne ait olup 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca kaynak gösterilerek kısmen yapılacak alıntılar dışında önceden izin alınmaksızın hiçbir şekilde kullanılamaz ve yeniden yayımlanamaz. Bu sitede yer alan SDE'nin kurumsal bilgileri ile SDE Akademik Personeli'nin çalışmaları dışındaki diğer görüş ve değerlendirmeler, yalnızca yazarının düşüncelerini yansıtmaktadır; SDE'nin kurumsal görüşünü temsil etmemektedir.
Portal Tasarım ve Yazılım: Omedya