'Davos Est'in Balkanlar'a Mesajı
9-11 Eylül tarihleri arasında Krynica (Polonya) şehrinde sembolik olarak “Davos Est” olarak adlandıran Ekonomik Forum gerçekleştirilmiştir. Bu forumda Avrupa Birliği’ne son katılan ülkeler ile aday ülkeler için önemli hususlar tartışılmıştır (
Tıkla-1). Avrupa Birliği coğrafyasını çevreleyen üye ülkelerin, ilerlemek için aday ülkelerin Avrupa Birliği’ne girmelerine ya da AB ile yakınlaşmalarına yardımda bulunmaları gerekmektedir. Bu noktadan yola çıkılarak, Avrupalı ülkelerin gelecekte aday ülkelerle politik alanda yakın ilişkiler kurma niyetinde olacakları söylenilebilir. Artık “Eski ve Yeni Avrupa” (bu ayrım Avrupa’nın gelişmiş ve gelişmekte/post-komünist olan ülkelerin arasındaki ayrım için kullanılmaktadır) ayrımının sona geldiği de yavaş yavaş bu forumda hissedilmektedir. Ekonomik açıdan ise, Doğu Avrupa ülkeleri bu yılın birinci dönemine göre daha istikrarlı bir gelişme göstermektedirler. Avrupa Birliği’nin yeni üye ülkeleri Ukrayna, Beyaz Rusya ve Rusya’nın uygulayacağı reformlara dikkat etmektedirler. Bu ülkelerin özellikle ekonomik alanda yapacağı reformlardan Doğu’daki bazı AB ülkelerinin (Çek Cumhuriyeti gibi) ekonomik gelişmeleri de etkilenecektir. Çünkü bu ülkelerin dış ticaretleri, Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya ile geliştirecekleri ekonomik ilişkiler ile paraleldir.
AB ülkelerinin Rusya, Beyaz Rusya ve Ukrayna ile ilişkilerinin yukarıda bahsedildiği şekilde gelişmesine rağmen, Balkanlar için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Zira bu forumda Balkan ülkeleri ile ilgili görüşmeler de yapılmış ancak Balkan ülkelerinin Batılı ülkeler ile ilişkilerinin minimum düzeyde olduğu bir defa daha ortaya çıkmıştır. Forum’a Avrupa, Amerika, Asya’dan gelen 1500 civarında hükümet yetkilisi; ekonomist, analist ve benzeri temsilciler katılmış, ancak bunların arasında hiçbir resmi Sırp temsilcisi bulunmamıştır. Balkanlar sayısız konular arasında sadece bir panelde tartışma konusu olmuştur. “Balkanik Puzzle: Denge İçin Bir Adım” olarak adlandırılan Balkanlar panelinde Slovakya’nın henüz Kosova bağımsızlığını tanımadığı tartışılmıştır. Slovakya’nın Dışişleri Bakanlığı Sekreteri Olga Algajerova, Kosova’nın bağımsızlığının yasa dışı bir bağımsızlık olduğunu ortaya koymuştur. “Ülkelerin sınırları tüm tarafların anlaşması olmadan değişemez” diyen Algajerova, Slovakya’nın Kosova’ya karşı izlediği politikanın altını çizmiştir. Kosova’nın bağımsızlığını ilan ettikten sonra kaydettiği ekonomik ilerlemeler ile ilgili olarak ise, bu ilerlemelerin Kosova’nın bağımsız bir cumhuriyet olmasından değil, sadece Sırbistan’ın bir bölgesi (Kosova)olmasından kaynaklandığını ifade etmiştir.
Her ne kadar Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesinden bu yana hemen hemen iki yıl geçtiyse de, bu yeni devletin Avrupa’ya entegre olma yolu henüz zor görünmektedir. Bu durum, yalnızca Kosova açısından değil, tüm bölge açısında da olumsuz bir tablo ortaya çıkarmaktadır. Böylece, bir Balkan ülkesi olan Kosova, bağımsız bir devlet olarak tüm Avrupa Birliği ülkeleri tarafından tanınmadığı sürece, Balkanlar’ın kendisinin de Avrupa Birliği’nin bir parçası haline gelme süreci uzamaktadır. Bu durum, Balkanlar’ın güvenliğini tehdit etmektedir. Diğer taraftan, Kosova’da çoğunlukla Müslüman nüfus yaşamaktadır. Kosova’nın bağımsızlığı tanınmadığı sürece burada yaşayan Müslüman toplulukta, Hıristiyan olan Avrupa Birliği ve genelde Hıristiyan ülkelere karşı bir önyargı oluşmaktadır. Böylece bu dinler arasındaki mesafe de derinleşecektir. 21. yüzyılın medeni toplumlarının yapması gereken tek şey, iyi niyetli olarak ve diyalogu öne sürülerek uluslar arası barışı korumaktır.
(Erjada Progonati, AB-Balkanlar Masası,Kıdemli Asistan, 16.09.2009)