Kazakistan, büyük bir ülke. Coğrafi iriliği, sahip olduğu doğal zenginlikler, bulunduğu yerin stratejik önemiyle, ülkelerarası bağlantıları dikkatleri üzerinde topluyor.Bir tarifle, Avrupa'dan, Uzak Doğu'ya kadar uzanıyor. 2 milyon 717 bin 300 kilometrekarelik alanı kaplıyor. Hazar Denizi'nin kuzey kıyılarından Doğu Türkistan'a kadar 2.500 km. uzunluğunda ve kuzeyden güneye doğru yaklaşık 1700 km. genişliğinde. Alan böyle verilince şöyle bir kıyas yeterince göz açıcı olacaktır: Sınırları içine üç Türkiye, bir İngiltere ve Benelüks yerleştirilebilir. Bu haliyle Avrupa ile Çin, Hindistan ile Rusya arasında köprü durumunda. Uçsuz bucaksız Turan Bozkırlarını bağrında barındıran Büyük Türkistan’ın en iri parçası.
Ancak o iriliğe göre coğrafyayı alıp bir yerlere götürecek insan unsurunda problemler var. Nüfusu 2008'de 15 Milyon 778 bin kişiye ulaşmıştır ama homojen değildirTıkla 1. Nüfusun yüzde 40'ı kendi dilini bilmemektedirTıkla 2.
Bu durum işgallerin getirdiği bir sonuçtur. 1820-1850 yıllarından itibaren Rus işgali, karabasan gibi Kazak coğrafyasını kaplayarak bir genel valilikle sömürge yönetimi oluşturulur. Bundan sonra keyfi uygulamalarla, 20 yılda 1,5 milyon Rus köylüsü Kazakistan’ın geniş bozkırlarına yerleştirilir (1891). 1911 sayımında 3.835.000 olan nüfusun yüzde 40’ını (1.544.000) Ruslar oluşturmaktadır. İşgalle gelen nüfus çeşnisi, günümüze gelindiğinde Kazak Türklerinin oranı yüzde 53,4'e 1999’da ancak gelebilmiştir. Ülkedeki 24 etnik grupta Ruslar yüzde 30, Almanlar yüzde 2,4, Ukraynalılar yüzde 3,7 nüfusa sahiptir. Buna karşılık, Kazakistan dışında ülke nüfusunun üçte birine yakın önemli bir Kazak nüfus yaşamaktadır.
Şu kısa göz atış, son 150 yılda Kazakların çok büyük kırımları, çileleri yaşadıklarını hatırlatmaktadır. Son yüz yılda, acılar azdırılmıştır. 1916'da Kazaklar, kendileri ile ilgili olmayan bir savaş cehenneminin içine sürülmek istenir. İşgalci güç hesabına ölmek istemediklerinden, Rus ordusuna alınmaya karşı ayaklanırlar. Hep olduğu gibi ayaklanma, katliamla bastırılır. Rus kıyımından kurtulan 300 bin kadar Kazak, Çin’e sığınır. Ardından 1917 Bolşevik ihtilalinde Kazaklar, tam özerklik isteyerek Alaş Orda olarak bilinen milliyetçi Kazak hükümetini kurarlar. Ama 1919-20 yıllarında Kızıl Ordu, Kazakistan'ı yeniden işgal eder. O yıllarda yaşanan ağır kış şartlarından zaten büyük bir hayvan zayiatı verilmiştir. Ruslarla mücadele ile toplam 700 bin ila bir milyon arasında Kazak telef edilir. Acılar; halkın kolhozlara doldurulduğu, göçebeliğin ortadan kaldırıldığı ikinci beş yıllık plan devresinde (1928-1932) de devam eder. Nüfusa göre katliam düzeyi korkunçtur. İki milyondan fazla Kazak bu dönemde katledilir. II. Dünya savaşı yıllarında Bakir Topraklar projesinin uygulanması yine toplu katliamı getirmiştir. Bu dönemde bir milyon Kazak hayatını kaybeder. Proje ile 650 bin Slav nüfus daha Kazakistan’a yerleştirilir. Böylece sadece 1910-1960 arasındaki 50 yıllık dönemde 4 milyon Kazak katledilir. Kıyımdan kurtulabilen 3 milyon Kazaktan 1960-2000 arasındaki 40 yılda bugünkü Kazak nüfus ürer
Tıkla 3. Bunlara, Stalin dönemi aydın katliamlarını, sayısı 468’i bulan nükleer ve atom bombası denemeleriyle ölüme mahkûm edilenleri, en son bağımsızlık sürecindeki Aralık (Jeltoksan) ayaklanmasında katledilen binlerce genci katarak listeyi büyütmeye gerek var mı?
Nerden Nereye
Nazarbayev, son yüz elli yıllık sürecin Kazaklara maliyetinin farkındadır. Çarlık Rusya’sı esareti, Sovyet yönetimi altındaki 150 yıl içinde dilini, dinini, kültürünü tamamen kaybetme noktasına gelmiş bir halkın lideridir o. Son anda talihin yüzü gülmüş, Sovyetler dağılıp bağımsızlık ilan edilmiştir. Türkiye’nin bağımsızlığı ilk tanıyan ülke olması önemlidir. 16 Aralık 1991'de bağımsızlığın ilanından sadece 12 dakika sonra Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın, Nazarbayev'i telefonla arayıp Türkiye'nin kararını bizzat iletmesi unutulmaz bir jest olur. Kazak lider, son Türkiye ziyaretinde bu durumu şöyle değerlendirir: “Türkiye Cumhuriyeti, tüm Türk halkıyla bizi destekledi. Biz, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olmasını destekliyoruz. Bununla beraber, akraba olarak 'yüzünüzü Doğu'ya da çevirmeniz yerinde olurdu' diye düşünüyoruz."
“Akraba olarak 'yüzü Doğu'ya da çevirmek” ne demektir? Kazakistan, üzerinde faaliyet gösteren ülkelere göre Türkiye’nin potansiyelini yeterli görmediğini cumhurbaşkanı ağzından böylece vurgulamaktadır. Bu diplomatik nezaket içindeki yüze vurma, bir ayıbımızı daha öne çıkarmaktadır: Asırlardır sürükleyici, ağabey olan ülkenin, üzerine düşenleri yapmaması.. Yanız öncelikle durum tespitini kabaca biraz daha netleştirmekte yarar vardır.
Durum Tespiti
Bir defa Kazakistan, diğer Türk Cumhuriyetleri gibi henüz Çarlık ve Bolşevik dönemlerde uzunca süren esaret yıllarının tortularını üzerinden atabilmiş değildir. Bu elbette kısa sürede olacak kolay bir iş değildir. Dil, sosyal hayat başta olmak üzere kültürün her dalındaki tahribat, inanç dünyası üzerindeki aşınma müthiştir. Tarihi süreçte değinilen katliamlardan her birinin, beyinler üzerindeki travmaları insan olarak düşünmek yeterlidir. Fakat önde, becerikli bir liderle kabuğunu çatlatmaya çalışan bir ülke bulunmaktadır. Potansiyeli bilindiği için Kazakistan’la işbirliği, stratejik ortaklık vb. yakınlıklar geliştirmek isteyen ülkeler çoktur. Onlar içinde Rusya ile Fransa başta sayılabilir. Çin’in, İran’ın, AB’nin de bu yönde çalışmaları bilinmektedir. Amerika yabana atılmamalıdır. Ama sonuçta Kazakistan üzerinde ağırlığı en çok olan ülke Rusya’dır. Putin’den sonra
Devlet Başkanlığı’na seçilen
Medvedev, Devlet Başkanı sıfatıyla ilk ziyaretini Kazakistan`a gerçekleştirmiştir. Medvedev, bununla yetinmeyip 2008`de ayrı tarihlerde Kazakistan`ı üç defa daha ziyaret eder. Rusya ile enerji, sanayi vb. konular dışında önemli bağları yeniden kurulur.
Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (
KGAÖ) üyeliği bunlardandır. Güvenlik anlaşmasına dâhil olan Kazakistan, Rusya, Kırgızistan,
Ermenistan ve Tacikistan’ı anma fikir verecektir. Bu ülkelerin liderleri; en son Kazakistan Akmola Eyaleti/Burabay’da (2008) toplanıp kararlar alırlar. Kazakistan, 2010 yılında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü’ne (AGİT) ev sahipliği yapacaktır. BM, AGİT, Asya Güvenlik ve İşbirliği Örgütü, BDT, CSTO ve Avrasya Ekonomik İşbirliği Örgütü gibi organizasyonlarda etkin hale gelmeye başlamıştır
Tıkla 4. Ama bütün bunlar yine Rusya ile ilişkileri gölgede bırakacak düzeyde değildir. Ticaret hacmi 2008’de toplam 19,7 milyar dolardır. Rusya'nın Kazakistan'da 7 milyar dolarlık doğrudan yatırımları bulunmaktadır. Daha önemlisi, Rusya, Belarus (Beyaz Rusya) ve Kazakistan 2010 yılında yürürlüğe girmek üzere gümrük birliğine gidecektir. Ortak gümrük alanının oluşturulması, komisyonların kurulması ve üyelik sisteminin geliştirilmesi konusunda hukuki alt yapı çalışmalarını tamamlamak üzere anlaşma imzalamıştır. Anlaşma yürürlüğe girdiğinde, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan da gümrük birliğine dâhil olabilecektir
Tıkla 5.
Rusya’ya yakınlaşmanın anlamı nedir?
Tarihi sürece bakıldığında, Kazakistan’ın yok oluşa giderken kurtulduğu devlete, bu kadar yakın hale gelmesi, tehlikeli gidişi yeniden başlatmak mıdır? Geçmişteki tecrübelere göre bu durum, cellâdına âşık olma mıdır? Yoksa, bilinmeyen emperyalist güçle aşık atma yerine bilinene yönelme midir? Elbette Rusya ile yakın ilişkilerin yansımaları olmaktadır. Bunlardan birisi, Amerika ile mesafenin açılması gibi gözükmektedir. Geçtiğimiz yıl böylesine bir olay yaşanmıştır.Bir dizi işbirliği anlaşması imzalamak üzere Kazakistan`a gelen
ABD Dışişleri Bakanı Rice, hiç bir anlaşmaya imza atamadan geri dönmek zorunda kalmıştır. Bu durum, Rusya ile ABD’nin güç gösterisi gibi değerlendirilmiştir.
Kazakistan Dışişleri Bakanı,
Rice`ın yanında Rusya ile ilişkilerinin mükemmel seviyede ve siyasi olarak bunun doğru olduğunu söylemesi, ABD Dışişleri Bakanına bir şok yaşatmıştır
Tıkla 6.
Teknolojik ihtiyaçlar, güvenlik, petrol, yoğun kültürel etkileşim yönüyle Kazakistan, dış güçlerle irtibat halinde olmak zorundadır, denilebilir. Yalnız, mevcut hal, soruların sivrilttiği oranda sivri bir tercih ve yapılanmanın olmadığını da düşündürmektedir. Zengin petrol kaynağı ve gelirine rağmen, Kazak bankalarının toplam dış borçları, 2008 yılında 41 milyar dolara ulaşmıştır. Fakat sadece bir Amerikan şirketine verilen tek projenin maliyeti, 30 milyar dolardır. Baş döndürücü irilikteki yatırım projesi, Kaşagan petrol yataklarını değerlendirecektir. Üstelik bu miktarla birlikte toplam yatırım, 137 milyar dolara ulaşacaktır. On yılda gerçekleştirilecek proje, Amerikan gayrimenkul grubu "Mark Advent"a verilmiştir. Bu grup, Kazakistan'ın güney-doğusunda Las Vegas'ın benzerini inşa edecektir. Kazakistan'daki yabancı yatırımların 1/3'ünün ABD'den geldiği burada özellikle değerlendirilmelidir.(
Tıkla 7)
Bir kıyas olarak vermek gerekirse; Çin’in Kazakistan'la petrol anlaşması, 5 milyar dolarlıktır.(
Tıkla 8)
Kazakistan büyük oynamaktadır. Türkiye’ye bakışında da bunu hissetmek mümkündür. Daha Türkiye’ye gelmeden
Nazarbayev’in, gazeteciler aracılığı ile verdiği mesajlar önemlidir: "Bakü-Ceyhan petrol boru hattının 5 yıl sonra Kazak petrolüne çok ihtiyacı olacak", "Yeni petrol alanımız Kaşagan'da birkaç yıl sonra yıllık üretim 120 milyon tona ulaşacak. Onun için bize yeni hatlar gerekiyor", "Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin dostluk yönünde gelişmesi gerekli", "Kazakistan sizin ata yurdunuz. İlk Türk hakanlığı 535'te burada kuruldu. Oğuzlar'ın batıya göçünden sonra arkada bizler kaldık"(Tıkla 10)
. Mesajların muhtevası, ilişkilerin önünü açmak açısından yol gösterici mahiyettedir.
Nazarbayev Türkiye’de, Türk dış politikasındaki gelişmeleri olumlayan açıklamalar yapmıştır. “Rusya ile stratejik ortaklık”, Çin ile “dengeli siyaset”, bağımsızlığını yeni kazanan Türk ülkeleri için güven unsuru olmaktadır, vurgusu önemlidir. Türkiye, Türk ülkeleri de olsa, ilişki geliştirirken Rusya-Çin faktörünü göz ardı etme lüksüne sahip değildir. Aynı durum tersinden de geçerlidir. Bu noktada Kazak lider, Cumhurbaşkanı Gül’ün yirmi gün önce yaptığı konuşmanın “aynı” denebilecek muhtevada şeyler söylemektedir. Buna göre; “Türk Birliği yolunda atılan adımlar kimseye karşı” değildir: “
Türk dünyasındaki işbirliğinin hiç kimseye karşı olmadığı açıktır. Bu süreci, aralarındaki ilişkiler kesintiye uğramış kardeş ülkelerinin, bir birine olan samimi ilgisi olarak değerlendirmek gerekir. Kanımca biz ancak kendi aramızda bir güç birliği yaptığımızda, Türk medeniyetini dünyaya tanıtabiliriz, diğer milletlerle eşit ve prestiji yüksek devletler olarak, kalkınarak bir yere varabiliriz.”Tıkla 11
Nazarbayev, gelişmelere açıktan sahip çıkarken, Kazakistan için fikri alt yapının olduğunu da belirtmektedir: “Turar Riskulov ve Mustafa Şokay gibi Türklerin birliğini sağlamaya hayatlarını adayan bütün aydınlarımızın idealleri gerçekleşme yolundadır.”
Elbette Türk dünyasının iki büyük devleti olarak Türkiye ve Kazakistan’a önemli görevler düşmektedir. Doğru düşüncelerin, kendiliğinden gerçekleştiği nerede görülmüştür? Birilerinin doğruların peşine düşüp, onun gerçekleşmesi için çaba sarf etmesi, yol açması, öncü rolü oynaması gerekmektedir. Nazarbayev bu rolü, iki büyük devlete vermektedir: “Türk dünyasının iki büyük ülkesi Kazakistan ve Türkiye'nin birlikte yapacağı çok iş var. İki veya çok taraflı olsun eldeki imkânları tam olarak kullanamıyoruz. Bağımsızlığımızın ilk yıllarında yabancı yatırımlara muhtaçtık. Son rakamlara göre, Kazakistan-Türkiye ticaret hacmi 3 milyar dolara ulaştı. Ancak bu durum kardeş ülkeler arasındaki ilişki seviyesine hâlâ layık değildir. Çünkü Türkiye'nin jeo ekonomik ve jeo siyasi ağırlığına uygun ve ekonomisine önemli bir katkı sağlayacak petrol ve gaz boru hatları projelerinin var olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye'nin dünya yakıt koridoru olmaya her türlü imkânları mevcut ise, Kazakistan'ın da bu projelere katkısı büyük olabilir. Bu yüzden zamanında Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattını nasıl desteklediysek, aynı şekilde Samsun-Ceyhan petrol boru hattı projesine Rusya ile birlikte katılmaya hazırız.” (Tıkla 12)
Türk dünyasının/İslâm âleminin en büyük eksikliği, kendi içinde dayanışma ve yardımlaşmayı yeterince gerçekleştirememesidir. 'Tek millet, iki kardeş ve dost devlet' söyleminin götürülemeyeceği Türk ülkesi var mıdır? Önemli olan bu söylemin içinin doldurulmasıdır. Kazakistan’da petrol, Türkiye’de de onu dünya pazarlarına ulaştıracak potansiyel vardır. O zaman işbirliği tabiidir. Cumhurbaşkanı Gül, ''Türkiye, Kazakistan'ın petrol ve doğal gazının küresel pazarlara ihracatına, kendisinin de içinde yer aldığı projelerle destek verme arzusu taşımaktadır'' demektedir. Mademki, Kazak atasözüyle 'Birlik olmadan, dirlik olmaz'. Öyleyse beklenen nedir? Üstelik ülkeler arasındaki birlik, “Türk dünyasının refahına ve huzuruna hizmet edecektir. Bu bağlamda son dönemde Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi ve Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi” kurulmuştur.
Kazakistan, olumlu adımlar atmaktadır. “Ekim 2008'de Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı üzerinden petrol sevkıyatına başlaması” bunlardandır. Ardından, “Kazakistan Hazar Ulaştırma Sistemi projesinin başarısı” gelmelidir. Sonrası, küresel pazarlara Türkiye üzerinden açılmaktır. “Kazak petrolünün Samsun-Ceyhan güzergâhından dünya pazarlarına ulaştırılması ve Ceyhan'da ortak petrol rafinerisi kurulması” işbirliğini taçlandıracaktırTıkla 13.
Düşünülenlerin gerçekleşmesi için uygun adımların, süreklilik arz edecek tarzda atılması önemlidir. Diyelim ki, Nazarbayev'in 200 dolayında iş adamı ve çok sayıda bakanı ile geleceği haberleri verilmişti
Tıkla 14. O, haberlerin ufkunu aştı. 300 işadamı ile geldi. Ekonomi, tarım ve turizm gibi alanlarda anlaşmalar imzalandı.
Elbette Türkiye ile Kazakistan’ın ilişkileri, asla maddi hesap ve ölçeklerin gölgesinde kalmamalı. Ama yine de “ölçme” söz konusu olduğu zaman, maddi olan, pratikte öne çıkmaktadır. İlişkiniz ne kadar iyi ise o kadar büyük ticaret hacmi, ortak projeler, eğitimden savunmaya varıncaya kadar birliktelikler olmaktadır. Türkiye-Kazakistan ticaret hacmi nedir? Arada hangi projeler, bağları sıkılaştıracak, başkaları ile kıyaslandığında daha anlamlı gözükecektir?
Türkiye ile Kazakistan “
bir ilk”i yani “stratejik ortak”la, “Kardeş” birlikteliklerini geliştirmektedir. Bugüne kadar ilişkilerdeki yetersizliğin, Nazarbayev de farkındadır. TBMM’ndeki konuşmasında bunu özellikle vurgular:
"Bağımsızlığın ilk yıllarında kardeş Türkiye'den gelen yatırımlarla güçlendik. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 3 milyar dolara ulaştı. Kazakistan'ın Türkiye'de 1,1 milyar dolar yatırımı var. Bu, kardeş ülkelerin seviyesinde değil.” “Zamanında Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattını nasıl desteklediysek bugün de Samsun-Ceyhan Petrol Boru Hattı projesine Rusya ile birlikte katılmaya hazırız. Bugün Kazakistan her sene 70 milyon ton petrol üretiyor. 2013'ten itibaren dünyaya ünlü Kaşagan yataklarından ilave olarak 50 milyon ton petrol daha gelecektir. Petrolün bu boyutunu dikkate alırsak adı geçen iki projenin geçerliliğinin olduğu ortaya çıkmaktadır. İmzaladığımız Stratejik Ortaklık Anlaşması, bu projelere yöneliktir."Tıkla 15Hazar Denizi kuzeyindeki Kaşagan bölgesinde bulunan petrol rezervleri, 13 milyar varile ulaşmaktadır. Bu, dünyada son 30 yılda bulunan en büyük rezervdir. Nazarbayev’in; “Bakü-Ceyhan boru hattı güzergahı hazırlanmadan önce Kazakistan petrolü Kuzey Kafkasya'dan Karadeniz'e ulaştırılıyor, oradan dünya pazarına gönderiliyordu. Ama şimdi Aktau limanımızdan yılda 10 milyon ton petrolü Bakü- Ceyhan'a taşımaya karar verdik. Bakü- Ceyhan hattı 5 yıl sonra daha da stratejik duruma gelecek. Ancak bir nokta var: 5 yıl sonra Bakü petrolleri azalacak ve bu durumda Bakü-Ceyhan hattı için Kazak petrolüne daha çok ihtiyaç duyulacak” tespiti, yeterince uyarıcı gözükmektedir
Tıkla 16.
Türkiye’nin enerji alanındaki atak çabasında ilgi çekici durumlar bulunmaktadır. Diyelim ki Nabucco’nun inşaatına 2011’de başlanacak, 2013’te bitirilecektir. Fakat Rusya, mevcut, işleyen hattında kapasite genişletme işini 2010’da tamamlayacaktır. Ayrıca Rusya, Kazakistan’dan 10 milyar metreküp daha alacaktır. Bu durum, Kazak sahalarından Nabucco’ya verilebilecek gazı tehlikeye sokmaktadır, değerlendirmesi önemlidir
Tıkla 17.
Sonuç itibariyle, Türkiye’nin Kazakistan’la ekonomik ilişki hacmi kıyaslandığı zaman, Rusya, ABD, Fransa, Çin gibi ülkelerin gerisindedir. Bu iki ülkeye de yakışmamaktadır.
İlişkilerin eğitim alanında kurulanı bile, istenilen düzeye henüz ulaşmamıştır. Süleyman Demirel Üniversitesi, Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi gibi üniversiteler ve 28 Kazak-Türk lisesi bulunmaktadır. İlişkileri özde zenginleştirecek olan eğitim alanındaki çabalar, Türkiye’nin iç sorunlarının gölgesinde kalmıştır.
Cumhurbaşkanı Gül’ün, Hoca
Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı emekli
Orgeneral Çetin Doğan’ı görevden alması bu anlamda görülebilir. Kardeşlik hukuku gelişecekse, kültürel ortaklıklar ve medeniyet değerlerindeki birlikteliği öne çıkartacak, bilimde yeterli yetkililerin görevlendirilmesi gerekmektedir. Darbe dönemi anlayışı ile görevlendirmeler, Kazakistan’da, Kırgızistan’da, alınacak mesafelerin uzatılmasına hizmet etmiştir.
Asya'da İşbirliği ve Güvenlik Artırıcı Önlemler Teşkilatı’nın, Kazakistan'ın teklifiyle kurulması, 2010'da dönem başkanlığını Türkiye’nin yapacak olması iyi bir haberdir. Türk şirketlerinin, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev'in desteği ile öne çıkması da iyi gelişmelerdendir
Tıkla 18.
Bunlara, geniş Kazak bozkırlarında tarım yapmayı Türkiye’nin eklemesi gerekmektedir. Sıvı şeker başta olmak üzere şeker sanayi, patates vb. konularda ciddi çalışmalar yapılabilmelidir. Kazakistan Büyükelçisi Bahgdad Amreyev, Şubat 2009’da Pankobirlik Genel Başkanı ve Konya Şeker Yönetim Kurulu Başkanı Recep Konuk’a ülkesinin fahri konsolosu olması için teklifte bulunmuştur
Tıkla 19. Asıl teklifin, tarım alanında yatırım için getirilmesi, ülke olarak da bazı kolaylıkların tanınarak teşviklerin artırılması daha uygun olmaz mıydı? Büyükelçiden sekiz ay sonra devlet başkanı genel teklif getirmiştir. Bu alanda çalışanlara, özel teklif ve teşviklerin gelmesi, Türkiye’den yönlendirilmelerin yapılması gerekmektedir. Dün Türkistan’dan Anadolu’ya akıldığı gibi; bugün de Türkiye’den Kazakistan başta Türk coğrafyasına etkin, üretken dönüşlerin gerçekleştirilme zamanıdır. Türkiye’de; Türk Birliği’nin sözünü etme, sadece lafı edildiği için de bu kavramı hayal görme anlayışı yaygındır. Hâlbuki küçülen dünyada, Almatı’nın İstanbul’a uzaklığı, çelik kuşun kanadında sadece beş saattir. Türkiye, “Gitmesek de görmesek de o köy bizim köydür” edebiyatını bir yana bırakmalıdır. Zira gidilip, görülmeyen yerler sizin coğrafyanız olmaktan çıkmakta, gidip görenlerin ardülkesi olmaktadır.
(Caner ARABACI, SDE, Avrasya Masası, Kıdemli Araştırmacı, 30.10.2009).