Büyüme için iç tasarrufların yetersizliğinden dolayı, uygulanan politikaların finansmanı büyük ölçüde dış kaynaklardan sağlanmaya çalışılmıştır. Bu amaçla sermaye girişleri uygulanan makroiktisadi politikalarla desteklenmiştir. Dünya konjontürü de bu programın uygulanmasını desteklemiş ve Türkiye ekonomisi 2001 yılından sonra yüksek büyüme oranlarını gerçekleştirmiştir.
Türkiye ekonomisi 1950 yılından sonra en yüksek büyüme hızlarından birine 2002-2007 döneminde ulaşmıştır. 2002 yılından itibaren büyüme oranları kesintisiz olarak 24 çeyrek dönem artmıştır. Tablo 2’de Türkiye Ekonomisi için 1990-2010 yıllarındaki büyüme rakamları ve enflasyon oranları verilmiştir. Türkiye ekonomisi 1990-2010 döneminde ortalama yüzde 3,7 büyürken, 2002-2007 döneminde yüzde 7, 2002-2010 döneminde ise yüzde 4,8 büyümüştür. Buna ek olarak 2001 yılında 2200 ABD doları olan kişi başı milli gelir 2010 yılında 10.000 ABD dolarını geçmiştir.
2001-2011 dönemini 2002-2006 ve 2007-2010 olmak üzere iki alt dönemde incelemek daha anlamlı olacaktır:. 2002-2006 dönemindeki yüksek büyüme oranı makroekonomik istikrar, yapısal reformlar ve iyi yönetişim ile sağlanmıştır. Makroekonomik istikrar kapsamında fiyat istikrarı ve mali disiplin, yapısal reformlar başlığında sosyal güvenlik reformu, sağlık reformu, işgücü piyasasına yönelik düzenlemeler, özelleştirmeler ve enerji piyasasına yönelik düzenlemeleri kapsamaktadır. İyi yönetişim ise siyasi istikrar, yolsuzlukların önlenmesini ve devlet hizmetlerinin kalitesininin artırılmasını ifade etmektedir.
2007 yılından başlayarak büyüme oranlarının artış hızı azalmaya başlamıştır. Büyüme oranlarının yavaşlaması sadece Türkiye ekonomisinde değil tüm dünya ekonomileri için geçerlidir. 2007 yılı ortasında Amerika Birleşik Devletleri konut sektöründe başlayan kriz 2008 yılı ile hem finansal piyasaları hem de reel ekonomileri olumsuz etkilemiştir.
Dünya genelinde özellikle Amerika ve birçok Avrupa ülkesinde 2008, 2009 yılında düşük büyüme oranları gerçekleşmiştir. Özellikle 2009 yılında hem tüm dünya hemde birçok ülkede negatif büyüme gerçekleşmiştir. 2009 yılında küresel krizin etkisinin en yoğun hissedildiği dönemde negatif büyüme, dünya ekonomisinin toparlanma belirtilerinin başladığı 2010 yılında pozitif değeri almıştır. Uluslararası Para Fonunun Ocak 2011’de yayınladığı tahminlere göre 2011 yılı için dünya ekonomisinin yüzde 4,4 büyümesi öngörülmektedir.
Tablo1: Büyüme Oranları (2008-2011)
|
|
2008
|
2009
|
2010
|
2011*
|
|
Dünya
|
2.8
|
-0.6
|
5.0
|
4.4
|
|
ABD
|
0.2
|
-2.7
|
2.8
|
3.0
|
|
Almanya
|
1.0
|
-4.7
|
1.8
|
1.5
|
|
Fransa
|
0.1
|
-2.5
|
3.6
|
2.2
|
|
İngiltere
|
-0.1
|
-4.9
|
1.7
|
2.0
|
Kaynak: Dünya Ekonomik Görünümü, Ocak 2011, IMF
* IMF Tahmini
2001 yılına gelindiğinde Türkiye ekonomisinin karşılaştığı en önemli iktisadı sorun enflasyondur. 1990-2001 döneminde ortalama enflasyon oranı Tüketici Fiyat Endeksine (TÜFE) göre yüzde 74 olmuştur. Bu paralelde enflasyon oranı neden önemli sorusuna da cevap vermemiz gerekmektedir. Enflasyon, gelir ve servet dağılımın olumsuz etkiler ve kişilerin ileriye dönük karar almalarında özellikle yatırım ve tüketim kararlarında belirsizliğe neden olur. Enflasyon oranının düşmesi toplumdaki yaşam standardını yükseltir.
Türkiye uzun yıllar yüksek enflasyonla yaşadığı için 2001 krizinden sonra enflasyon oranlarını düşürmek önemli bir amaç haline gelmiştir. Bu nedenle 2001 krizinden sonra enflasyonla mücadelede konsensus sağlanmıştır. Merkez Bankası’nın yasasında değişiklik yapılarak, Merkez Bankası’nın amacı fiyat istikrarını sağlamak olarak belirlenmiştir. Fiyat istikrarı ihmal edilebilir derecede düşük enflasyonu ifade etmektedir. Merkez bankası bu amaca yönelik para politikası stratejisi olarak enflasyon hedeflemesini kullanmaktadır. Merkez Bankası 2002’den bu yana örtük enflasyon hedeflemesi uygularken 2006 yılından itibaren de açık enflasyon hedeflemesi uygulamaktadır. Merkez Bankası enflasyon hedefini hükümetle beraber belirler ve bu hedefe ulaşmada kullanacağı araçları belirlemede bağımsızdır. Enflasyon hedeflemesinde temel politika aracı kısa vadeli faiz oranlarıdır. Bu oran piyasa faizlerini, kredi piyasasını, varlık piyasasını ve beklentileri etkiler.
2002-2010 döneminde ortalama enflasyon oranı (TÜFE) yüzde 11,8 olmuştur. 2010 yılında yüzde 6,4; 2011 yılı için hedef yüzde 5,5; 2012 ve 2013 yılları için hedef yüzde 5 olarak ilan edilmiştir.
Tablo 2: Enflasyon Oranı ve Büyüme Oranı (1990-2010)
|
|
Enflasyon Oranı( % TÜFE)
|
Büyüme Oranı
|
|
1990
|
60.30
|
9.4
|
|
1991
|
65.90
|
0.3
|
|
1992
|
70.10
|
6.4
|
|
1993
|
66.10
|
8.1
|
|
1994
|
106.26
|
-6.1
|
|
1995
|
89.11
|
8.0
|
|
1996
|
80.35
|
7.1
|
|
1997
|
85.73
|
8.3
|
|
1998
|
84.64
|
3.9
|
|
1999
|
64.87
|
-6.1
|
|
2000
|
54.92
|
6.3
|
|
2001
|
54.40
|
-9.5
|
|
2002
|
29.7
|
7.9
|
|
2003
|
18.4
|
5.9
|
|
2004
|
9.3
|
9.9
|
|
2005
|
7.7
|
7.6
|
|
2006
|
9.7
|
6.1
|
|
2007
|
8.4
|
4.6
|
|
2008
|
10.1
|
1.1
|
|
2009
|
6.5
|
-4.7
|
|
2010
|
6.4
|
|
Kaynak: TCMB. TUİK
(Dr. Nazende Özkaramete Coşkun)