Hayatını kaybedenler arasında ise halkın üzerine ateş açmayı reddeden askerler de bulunduğu gelen haberlerden anlaşılmaktadır. Ayrıca, hem halkın kendi arasındaki iletişimi zayıflatmak hem de ülkede yaşananları dünyanın gözünden kaçırabilmek için ülkede cep telefonu, internet ve GPS iletişimi, Libya yönetimince engellenmektedir.
Sessiz kalmanın mümkün olmadığı bu tablo karşısında uluslararası camiadan yükselen tepkilerin şimdilik fazlaca temkinli olduğunu söyleyebiliriz. Uluslar arası camia- ki bunun içinde BM Güvenlik Konseyi, ABD ve Avrupa Birliği de vardır- ülkede insan hakları bağlamında yaşanan kötü duruma dikkat çekmekte ve buna son verilmesi için Kaddafi’ye çağrıda bulunmaktadır. BM Genel Sekreteri, bunun bir adım ilerisine gidip, insan hakları ihlallerinden dolayı mevcut rejimin uluslararası mahkemede yargılanabileceği uyarısında bulunmuştur. BM İnsan Hakları Konseyi de acil olarak toplantıya çağrılmıştır. Ancak tüm bunların Kaddafi’yi durdurmaktan ya da geri adım atmaktan vazgeçirmediği ortadadır.
Şiddetin durmasıyla ilgili bu uyarılar ve tartışmalar devam ederken bu meseleyi çok yakından ilgilendiren bir önemli bir ayrıntı dikkat çekmektedir. Libya’nın elindeki modern silahlar, savaş uçakları ve frekans bozucu cihazlar nereden gelmiştir? Bunun cevabını bulmak için yakın geçmişe bakmak gerekir.
Libya terörizme destek verdiği gerekçesiyle 1986 yılında ABD ambargosuna muhatap olmuş, bunu 1992 yılında BM, 1994 yılında ise AB ambargoları takip etmiştir. Libya’ya uygulanan ambargolar ülkenin hem ekonomik büyümesini hem de silah ve mühimmat edinimini olumsuz etkilemiştir.
2003 yılında Kaddafi, belki de Saddam'ın başına gelenlerden ders çıkararak nükleer silah programından vazgeçtiğini açıklamış ve ülkesinin suçlandığı uçak düşürme eylemleriyle ilgili olarak Batı’nın istediği tazminatlara razı olmuştur. Bu politika değişikliği önce BM daha sonra da AB ambargosunun kalkmasıyla sonuçlanmıştır. Bu dönemden itibaren Libya, sahip olduğu doğal gaz ve petrolü uluslararası piyasalarda daha müşteriye satmaya başlamış ve gelirleri haliyle arttırmıştır. Libya, kazandığı bu paranın önemli bir kısmını Arap ülkelerinin çoğunun yaptığı gibi ise silaha yatırmıştır.
Libya’nın bu anlamda en önemli ortaklarından birisi Rusya’dır. İki ülke arasındaki son olarak 1.8 milyar Dolarlık bir silah satışı anlaşması gerçekleşmiştir. 2010 yılında imzalanan anlaşmaya göre, Rusya Libya’ya, S-300 füzeleri, savaş uçakları, tank ve helikopterlerin de dâhil olduğu birçok savaş malzemesi satacaktır. Sovyet döneminde de Libya ağırlıklı olarak Moskova’dan silah temini yoluna gitmekteydi. Rusya’nın bu geleneksel rolüne karşılık, 2003 yılında Libya’ya uygulanan uluslararası silah ambargosunun kalkmasıyla birlikte Avrupa ülkeleri de Libya’nın silah pazarından pay almak için hızlı hareket etmişlerdir.
Bu konuda en istekli görünen ülkelerin başında İtalya ve Fransa gelmektedir. Fransa Libya’ya 2007 yılında yaklaşık 400 milyon Dolarlık anti-tank füze sistemleri satmıştır. Ayrıca Fransız yapımı Mirage savaş uçakları Libya hava kuvvetlerinde kullanılmaktadır. Aynı yıl İngiltere Libya’ya, toplumsal hadiselerde göstericileri kontrol etmek için üretilen zırhlı araç ve göz yaşartıcı kimyasal madde satışı gerçekleştirmiştir. 2009 yılında Fransa, İtalya, Belçika, Almanya, Portekiz ve Malta’nın aralarında bulunduğu AB ülkeleri Libya’yla yaklaşık 500 milyon Dolar tutarında silah anlaşmaları imzalamıştır.
[1]
Kamuoyundaki baskılar ya da çeşitli endişeler nedeniyle gerçekleşemeyen silah sevkiyatları da bulunmaktadır. Örneğin,
İngiltere geçen yıl 130 bin adet Ukrayna yapımı Ak-47 yarı otomatik tüfeğin bir İngiliz silah şirketi tarafından Libya’ya satışını engellemiştir. Sebep olarak, silahların son kullanıcısının kim olduğu ya da olabileceği konusunda yaşanan tereddütler gösterilmiştir.
[2]
Kaddafi rejiminin halkın üstüne Batı’dan temin ettiği silahlarla hücum etmesi ve yine Batı’dan sağladığı modern cihazlarla ülkedeki iletişimi sekteye uğratması uluslararası kamuoyunun tepkisini çekmektedir. Ancak bu silahları ve teknolojiyi satarken, satın alacak ülkenin insan hakları konusundaki kötü karnesi ya da totaliter bir yönetim altında olması önemsenmemiştir. Avrupa Birliği’nden dün yapılan açıklamada tüm AB ülkelerinin Libya’ya silah satışını askıya aldığı duyurulsa da, bu açıklamanın mevcut durumun iyileşmesine ve şiddetin durdurulmasına bir katkısı bulunmadığı açıktır.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
[1] http://www.dw-world.de/dw/article/0,,14872650,00.html
[2] http://www.telegraph.co.uk/news/wikileaks-files/libya-wikileaks/8294854/LIBYA-SEEKS-TO-PURCHASE-130000-KALASHNIKOVS-FOR-UNKNOWN-END-USERS.html