Miloseviç, Sırbistan için tehdit olarak algıladığı bu hareketleri bastırmak amacıyla ilk olarak Kosova’nın özerkliğini kaldırmış ve doğrudan Belgrat’a bağlamıştır. Ardından Kosova’ya siyasi, idari ve askeri baskı uygulamaya başlamıştır. Kosova’nın o dönemde öne çıkan liderlerinden İbrahim Rugova Arnavutların silahsız direnişine önderlik etmiştir. Bu direniş Sırpların Kosova’ya askeri müdahalesi sonrasında Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) kanalıyla silahlı direnişe dönüşmüştür.
Sırbistan’ın Bosna’da yaptığı gibi bir etnik temizliğe girişme ihtimalinin ortaya çıkması üzerine 1999 yılında Belgrad’a yönelik NATO’nun düzenlediği hava harekâtı başlamıştır. 78 gün boyunca devam eden harekâtta uçaklar askeri ve stratejik binaları bombalamıştır. Bugün Belgrat’a gittiğinizde bazı resmi binaların bombalanmış haliyle öylece bırakıldığını görürsünüz. Bu da Sırbistan’da normalleşmenin zaman alacağını gösteren bir işarettir.
Sırbistan’ı ateşkese zorlayan ABD ve müttefikleri, 1999 yılında önemli bir adım daha atarak, BM Güvenlik Konseyi’nden 1244 sayılı kararı aldırarak Kosova’da BM Geçici İdaresinin kurulmasını sağlamıştır. Gönüllü BM ülkeleri Kosova’da tekrar düzenin ve güvenliğin sağlanması için bu bölgeye asker ve polis göndermiştir. Bu ülkeler arasında Türkiye de bulunmaktadır.
2005 Kasım’da BM Genel Sekreteri, Kosova’nın statüsünü belirlemek amacıyla özel temsilci olarak Finlandiya’nın eski Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari’yi Kosova’ya göndermiştir. Ahtisaari kendisine 2008 Nobel ödülünü de kazandıracak olan çalışmalarına başlayarak her iki tarafla da 15 ay boyunca devam edecek olan müzakereleri yönetmiştir. Bu sürecin sonunda, Mart 2007’de Kosova’nın statüsüyle ilgili bir plan hazırlamıştır. Ahtisaari planı olarak anılan bu plan Kosova’nın belli bir süre uluslararası gözetim altında kalmak şartıyla bağımsız olmasını öngörmektedir. Plan, Sırpların tepkisini çekerken Kosovalı liderler tarafından benimsemiştir.
Daha sonra Rusya, ABD ve AB devreye girerek müzakere sürecini yönetmeye çalışmış ancak yine iki tarafın da mutabık kalacağı bir çözüm bulunamayacağını yine kendileri ilan etmek zorunda kalmışlardır.
Bu çözümsüz süreç 9uncu yılına girdiğinde Kosova Parlamentosu 17 Şubat 2008 tarihinde tarihi bir adım atarak oybirliğiyle bağımsızlık deklarasyonunu kabul etmiştir. Dünyada farklı tepkilere yol açan bu deklarasyona ilk olumlu tepkiyi ABD, Fransa, Türkiye, İngiltere, Almanya ve İtalya vermiştir. 9 Nisan 2008 tarihinde Kosova Parlamentosu, Kosova’nın bağımsız ve demokratik bir devlet olduğu belirtilen kurucu Anayasasını da onaylamıştır.
Bugün gelinen noktada 75 ülke Kosova’yı bağımsız bir devlet olarak tanımıştır. Sırbistan bunu tanımazken, Rusya Federasyonu, Çin, Yunanistan, Slovakya, İspanya ve Romanya Kosova’yı tanımayacaklarını duyuran belli başlı ülkelerdir. Tabi tanıyanların da tanımayanların da kendilerine göre gerekçeleri bulunmaktadır ve bunları tahmin etmek zor değildir. Örneğin Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum kesimi, Kosova’nın tanınmasını, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin tanınması yolunu açacak bir hareket olarak algılamaktadır.
Kosova içindeki Sırplar ise -ki bunlar ülkenin kuzeyinde yoğunlaşmıştır- Anayasayı reddetmiş ve Belgrat’ın desteğiyle Kosova yönetimini, kurumlarını ve kanunlarını boykot etmeye başlamıştır. Bosna Hersek ise, kendisine bağlı Sırp Federe Cumhuriyetinin şiddetle karşı çıkması nedeniyle Kosova’yı tanıyamamaktadır.
Kosova’daki yeni gelişmelere yönelik BM’nin aldığı tavır ise ülkedeki BM Geçici idaresini Avrupa Birliği’ne devrederek kendisini göstermiştir. Yani BM üstü kapalı da olsa reel durumu kabullenmiştir. 2008 yılında AB, Kosova’da EULEX Misyonunu kurarak başta kolluk ve adli sistem olmak üzere ülkenin işleyen bir idari ve adli yapıya kavuşması için destek olmaya başlamıştır. Bu amaçla 3 binin üstünde uluslararası personel-ki bunların arasında AB ülkelerinin yanı sıra Türkiye, ABD ve Kanada’dan da görevliler bulunmaktadır- Kosova’da görev yapmaktadır. AB, sorunun Sırbistan ve Kosova açısından çözülmesinde AB üyelik kartını da elinde tutmaktadır.
Bu gelişmelere tepki gösteren Sırbistan, Rusya’nın da desteğiyle ‘Kosova’nın Sırbistan’dan bağımsızlık ilanının hukukiliği hakkında Uluslararası Adalet Divanının bağlayıcılığı olmayan görüşlerini almak üzere’ BM Genel Kurulu’ndan oy çokluğuyla bir karar çıkartmıştır.
Sırbistan’a göre, Kosova’nın tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etmesi, meşru olmadığı gibi uluslararası sistemin yapısını da tehdit etmektedir. Ancak baktığımızda, son 20 yılda dünya üzerinde büyük çoğunluğu SSCB ve Yugoslavya’nın dağılmasıyla 30’dan fazla yeni devlet kurulmuştur. Burada önemli olan belirli şartlar oluştuğunda bunun uluslar arası hukukça doğal karşılanmış olmasıdır.
Kosova özelinde bu şartlara baktığımızda, Kosovalıların yüzde 90’ı Arnavut kökenlidir. Geri kalanını Sırplar, Türkler ve Boşnaklar oluşturmaktadır. Kosovalılar, uluslararası hukuku ihlal ederek kendilerini yok etmek isteyen silahlı bir güçle karşı karşıya kalmışlardır. Ayrıca, Kosova probleminin Sırbistan’ın iç siyasi yapısı kapsamında çözüm bulunamayan bir sorun olduğu ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla ayrılmak için olağanüstü şartlar mevcut hale gelmiştir.
Uluslararası Adalet Divanı kendisine yöneltilen soruya cevap ararken “ayrılma, uluslararası hukuk açısından yasal mı yasadışı mı? ya da Kosova’nın tanınması hukuka uygun mu değil mi” sorularının özenle dışında durmuştur. Diğer bir ifadeyle deklarasyonun sonuçlarına değil, bizatihi kendisine odaklanmıştır. Kararında, uluslararası hukukun bağımsızlık deklarasyonunu yasaklamadığını belirtmiştir. Böylece Divan, Sırbistan’ın arzu ettiğinin tersine, bilinmeyen bir şey söylememiş fakat var olan duruma göre hareket etmiştir. Karar bağlayıcı olmasa da siyasi anlamda Kosova’nın elini güçlendirmiştir.
Zaten, ayrılma ve tanınma konuları uluslar arası hukuktan ziyade ülkeler arası siyasi ilişkileri ilgilendiren bir mevzuudur. Bugün, Sudan’ın ya da Endonezya’nın bölünmesinde mutabık kalan BM Güvenlik Konseyi ülkeleri, konu Güney Osetya, Abhazya ya da Kosova’ya gelince derin fikir ayrılığına düşmektedir. Örneğin Rusya Federasyonu, kimsenin tanımadığı Abhazya ve Güney Osetya’yı Gürcistan ayrılan bağımsız devletler olarak tanımakta acele davranırken, diğer taraftan Kosova’nın Sırbistan’a bağlı kalması gerektiğini savunabilmektedir.
Kosova’nın işleyen bir demokrasi haline gelmesi, ekonomisi, suçla mücadele kapasitesi, merkezi ve yerel idaresiyle kendi ayakları üstünde duran bir ülke olabilmesi için uluslar arası desteğin sürdürülmesi gerektiği ortadadır. Kosova’nın istikrarı ve huzuru, Balkanların istikrarı ve huzuru anlamına gelmektedir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)