Temel haklar şartı bağlayıcı olmamasına rağmen, Avrupa Komisyonu’nca hazırlanan taslak direktiflerde ve AB Adalet divanı savcılarının mütalaalarında atıfta bulundukları bir kaynak haline gelmeye başlamıştır. Bu açıdan bakıldığında AB Temel Haklar Şartı, AB Adalet Divanı’nın içtihatları sonucunda, AB kurumları, AB hukuku ve bu hukuktan kaynaklanan ulusal uygulamalar açısından bağlayıcı hale gelme potansiyeline sahiptir.
Başlangıçta AB Anayasası’nın bir parçası olarak düşünülen ve ancak Anayasa’nın akim kalması nedeniyle bir Zirve bildirisi olarak kalan fakat her halükarda ulusal bir anayasada temel hak ve özgürlükler anlamında olması gereken tüm hususları bünyesinde barındıran Avrupa Temel Haklar Şartı’nın nasıl tekemmül ettiği, ayrı bir inceleme ve araştırma konusudur.
Bu konuda kısa bir değerlendirme yaparak, mini bir anayasa olarak kabul edebileceğimiz bu metnin hazırlama usulünün neleri içerdiği, hangi prensipleri esas aldığı ve hangi prosedürleri izlediğinin anlaşılması önemlidir.
Şartı hazırlayan taraflar arasında temel hakların içeriği ve böyle bir belgenin AB kukundaki yeri bakımından farklı görüş ve tutumların var olmasına rağmen 54 maddelik metin 8 ay gibi kısa bir sürede açık, etkili, müzakereci ve hızlı bir süreçle tamamlanmıştır. Bu metni hazırlayan heyetin içerisinde ana aktörler olarak AB kurumlarının yetkilileri, AB ülkelerinin hükümet temsilcileri ve 27 üye ülkenin ulusal parlamento temsilcileri bulunmaktadır.
Sonuca giden yolda neler yaşandığına bakacak olursak, öncelikle Nisan 1999’da Almanya Adalet Bakanlığı ve Avrupa Komisyonu ‘Yeni Bir Temel Haklar Şartı’na Doğru’ Konferansı’nı düzenlemiştir. Ardından 1999 Haziran’ında yapılan Köln Zirvesi’nde, temel hakların korunması prensibinin AB’yi kuran prensiplerden birisi olduğu ve Birliğin hukukiliği için vazgeçilmez bir gereklilik olduğu vurgulanmıştır. Daha sonra Ekim 1999’da yapılan Tampare Zirvesi’nde Temel Haklar Şartı’nın hazırlanması için bir komitenin kurulmasına karar verilmiştir.
Daha sonra komitenin adına anayasa kelimesini çağrıştıran Konvansiyon denmiştir. Konvansiyon, Başkanlık Divanı, Alt Çalışma Grupları ve Genel Kuruldan oluşmuştur. 62 kişinin üyesi olduğu Konvansiyonun üyelik dağılımı şu şekildedir;
- Devlet ve Hükümet Başkanları temsilcileri- 15 kişi
- Ulusal Parlamento temsilcileri- 30 kişi
- AB Parlamentosu- 16 kişi
- Avrupa Komisyonu- 1 kişi
Bunların dışında, 1 ombudsman, AB Adalet Divanından 2, Bölgeler Komitesinden 2, Ekonomik ve Sosyal Komiteden 2, Avrupa Konseyi’nden 2 temsilci gözlemci olarak çalışmalara katılmıştır.
Almanya’nın eski Cumhurbaşkanı ve eski Anayasa Mahkemesi başkanı olan Roman Herzog Konvansiyonun Yürütme Bürosu’na başkanlık etmiştir. Konvansiyon’un ana aktörleri birer kişiyle bu büroda temsil edilmişlerdir. Konvansiyon’un başkanlığı görevine deneyimli ve yüksek profilli bir şahsiyetin getirilmesi, çalışmanın neticelenmesinde ve kabul görmesinde etkili olmuştur.
Taslak metnin hazırlanmasında insan haklarıyla ilgili taraf olunan uluslararası Sözleşmelerden, üye ülkelerin anayasa geleneklerinden ve AİHM’in yorumlarından yararlanılmıştır. Somut katkılar sadece Konvansiyon üyelerinden değil aynı zamanda sivil toplum örgütlerinden ve vatandaşlardan da gelmiştir. Sadece sivil toplum örgütlerinin 261 ayrı somut önerisi olmuştur. Tüm bu katkıların ele alındığı ve karara bağlandığı 30 ayrı toplantı yapılmıştır.
Ayrıca, yapılan bu çalışmaları anlatan ve kamuoyunca takip edilmesini sağlayan bir web sitesi kurulmuştur. Böylece hem Temel Haklar Şartı’nın hazırlanma sürecine yapılan katkıların şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşılması sağlanmış hem de bu site aracılığıyla vatandaşların görüş ve önerileri alınmıştır.
[1]
Temel haklar şartının hazırlanması süreci oy kullanılmaksızın sona ermiştir. Konvansiyon Başkanına oluşan metnin taraflarca kabul edilir olup olmadığını saptama yetkisi verilmiştir. Yani hazırlanan taslak belge belirli bir olgunluğa geldiğinde, bunu resmi bir doküman haline getirecek olan karar vericilerin önüne getirme işi Başkana verilmiştir.
Konvansiyon 8 ay sonra çalışmalarını tamamlamış ve hazırladığı metni karar vericilerin önüne sunmuştur. Söz konusu belge hiçbir değişiklik olmadan hem AB Konseyi hem de AB Parlamentosu tarafından benimsenmiştir.
Bu çoğulcu, şeffaf ve katılımcı usul, denenmiş ve olumlu neticeler alınmış bir yöntem olarak sonraki yıllarda da kullanılabileceği kanıtlanmıştır.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
[1] Bkz. http://www.europarl.europa.eu/charter/default_en.htm