Müdahale Timi, sınır bölgesindeki Orestiada şehrine konuşlandırılmış ve anılan bölgede izleme ve kontrol faaliyetlerine başlamıştır. Timin görev süresi Şubat ayının sonunda dolacaktır. Akdeniz ve Ege güzergâhlarına oranla bu bölgeden yapılan yasadışı göç geçişlerinin daha yüksek oranda olduğunu ileri süren Yunan Hükümeti, bunun engellenmesi için 206 kilometrelik Türkiye-Yunanistan sınırı boyunca bir duvar inşa edileceğini ilan etmiştir. Daha sonra, Avrupa Komisyonu dâhil birçok ülke ve insan hakları örgütünden gelen tepkiler üzerine bu duvarın sadece 12,6 kilometrelik bölüme yapılacağı açıklanmıştır.
Bunun, uzun vadeli ve kalıcı bir çözüm önerisi olmadığı açıktır. Ulusal duvarlardan ve sınırlardan kurtulmak için yola çıkan ve bu yolda Schengen’le önemli bir mesafe alan AB’nin, kendi etrafında duvarlar örmeye razı olması büyük bir iç çelişki ortaya çıkaracaktır. AB Komisyonu’nun Yunanistan’ın önerisine soğuk bakması ve Yunanistan’a bu yapmak yerine, insan hakları açısından yoğun eleştiri aldığı iltica sistemini revize etmesini önermesi, bu açıdan önemlidir.
Berlin duvarı tecrübesini yaşamış bir Almanya’nın bu fikre olumlu bakması zaten düşünülemez. Yunanistan’a bu konuda açık destek sadece Fransa’dan gelmiştir. Romanları kendi topraklarından zorla çıkaran ve bu yüzden Avrupa’dan ciddi tepkiler alan Fransa, Yunan önerisine sıcak baktığını, geçen hafta Atina’yı ziyaret eden İçişleri bakanının ağzından açıklamıştır. Bazı çevreler Yunanistan’ın, FRONTEX Sınır Acil Müdahale Timinin görev süresini uzatmak ve AB’nin konuya daha fazla ilgi göstermesini sağlamak için bu meseleyi sıcak tuttuğunu ileri sürmektedir.
Yunanistan’da iltica başvurusu yapanların, adil karar verilmeme riskiyle karşı karşıya kaldığı, haksız yere geri gönderilme ihtimalinin çok yüksek olduğu ve başvuru yapanların her açıdan yetersiz merkezlerde tutulduğu birçok uluslararası rapora konu olmaktadır. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri de, AB üyesi ülkelerden, iltica başvurusu yapan kişileri Yunanistan’dan geldiği kesin olsa bile bu ülkeye geri göndermemeleri konusunda çağrıda bulunmuştur.
[1]
Bu soruna güncel bir örnek vermemiz gerekirse, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 21 Ocak 2011 tarihinde vermiş olduğu M.S.S. v. Belçika ve Yunanistan kararında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin yaşam hakkı, insanlık dışı muamelenin yasaklanması ve zararın etkili yollarla tanzimini ilgilendiren hükümlerin ihlal edildiğine karar vermiştir.
[2]
Başvuru sahibi, 2008 yılında kendi ülkesinden Yunanistan’a kaçan daha sonra Belçika’ya yerleşen ve burada iltica başvurusunda bulunan bir Afganistan vatandaşıdır. Belçika, AB hukukunu gerekçe göstererek (Dublin 2 Sözleşmesi) iltica başvurusunda bulunan kişinin AB topraklarına ilk giriş yaptığı ülkeden başvurusu yapması gerektiğini söylemiş ve başvuruyu 2009 yılında Yunanistan’a göndermiştir. Yunanistan’a ayak basar basmaz gözaltı merkezine alınan Afganistan vatandaşı, sonraki haftalarda evsiz barksız bir göçmen olarak salıverilmiştir.
Duvar inşası gerçekleşirse, yasadışı göçmenlerin yanında, uluslararası hukukça korunan iltica hakkına gerçekten sahip olup da Yunanistan üzerinden AB topraklarına girmek isteyen kişilerin de karşısına ciddi bir engel çıkmış olacaktır. Diğer taraftan, her şeyini geride bırakarak birçok ulusal sınırı aşan düzensiz göçmenleri sadece bu duvarın durduracağını düşünmek zordur. Bu fiziki engel nedeniyle belki de göç akımının yeri ve güzergâhı bir ölçüde değişmiş olacaktır. Aslında yeni güzergâhların ortaya çıkması sadece bu duruma bağlı değildir. Bunun yanında, ülkelerin yasadışı göçle etkin mücadeleye ayırdığı personel ve maddi kaynak, küresel seviyede meydana gelen iç karışıklıklar, savaşlar, ekonomik buhranlar ve göçmen kaçakçılığını organize eden suç örgütlerinin varlığı, göç güzergâhları üzerinde etkilidir. Örneğin, bu günlerde iç karışıklık ve siyasi bir kaos yaşayan Arap ülkelerinden Yunanistan’a Akdeniz üzerinden göç hareketinin artması ihtimali her zamankinden daha fazladır.
Zaten göç yolları, kesin olarak tanımlanmış güzergâhlardan oluştuğunu söylememiz de mümkün değildir. Bu faaliyet, göçmen kaçakçılarının kontrolünde ve denetiminde yürütülmektedir. Dolayısıyla, diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Yunanistan’da da sınırı koruma ve kontrol önlemleri artırılmalıdır. Bunun yanında göçmenlerin önüne fiziki duvarlar çekmek için harcanacak personel ve maddi kaynağın, göçmen kaçakçılığından önemli rantlar elde eden suç örgütleriyle mücadeleye ayırması ve bu kapsamda Türkiye dahil olmak üzere bölge ülkeleriyle daha yakın bir işbirliğine gitmesi en doğru seçenektir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
[1] https://wcd.coe.int/ViewDoc.jsp?id=1661449&Site=DC
[2] http://euobserver.com/22/31681