Saldırının hemen ardından Devlet Başkanı Dimitri Medvedev Davos Ekonomik Forumu ziyaretini iptal ederken Domodedovo Havalimanı uçuşlara kapatılıp bazı uçuşlar Şeremetyovo Havalimanı’na yönlendirildi ve Moskova’da güvenliği sağlayabilmek için yaklaşık 20 bin polis seferber edildi. Öte yandan Rusya Ulusal Terörle Mücadele Komitesi Sözcücü Nikolay Sintsov, Rus resmî haber kanalı Rossiya-24’teki canlı yayın konuşmasında Domodedovo Havaalanı’ndaki güvenlik önlemlerinin yetersizliğinden yakındı. Rusya Soruşturma Komitesi 30 Ocak’ta yaptığı açıklamada, eylemi gerçekleştirenin Kuzey Kafkasyalı 20 yaşındaki bir erkek olduğu bildirirken yürütülen soruşturmanın sağlığı açısından teröristin hangi Kuzey Kafkasya cumhuriyetinden olduğu ve kimliği konusunda herhangi bir açıklama yapılmayacağını belirtti.
Domodedovo Havalimanı’ndaki elim hadise, Rusya’daki 1996’dan bu yana meydana gelen yirmi altıncı terörist eylem olarak kayıtlara geçti. Son 15 yıldaki iç karartıcı istatistikler Rusya’nın terörle mücadele etmekten çok terörle yaşamayı öğrendiğini hatta teröre alıştığını gösterir nitelikte. Rusya’da 1996 Haziran’ından bugüne sadece metro istasyonlarına yapılan intihar saldırılarında 126 kişi hayatını kaybederken Ağustos 2004’de iki Rus yolcu uçağının kaçırılarak havada patlatılması sonucunda ise 90 kişi öldü. 15 yılda en çok can kabının yaşandığı olay ise, şüphesiz insanlık tarihine de kara bir leke olarak geçen, Eylül 2004’deki Çeçen militanların Beslan’da bir okulu basarak aralarında birçok çocuğun da bulunduğu 334 rehineyi öldürmesi olmuştur. Eylemler artıkça Rus yönetimi daha şiddetli karşılık vermiş bu da eylemleri kesmek bir yana sadece hararetini arttırmıştır. Bir anlamda asimetrik savaş geometrik olarak ivmelenmiştir. Putin’in Devlet Başkanı sıfatıyla 1999’daki “teröristleri tuvalet çukurlarına atmak gerekli” açıklamalarına, Rusya’nın Kuzey Kafkasya’daki yoğun istihbarat faaliyetleri ve vatandaşları üzerindeki kontrolü artırmasına rağmen terör eylemleri ve kurban sayısı katlanarak artmıştır.
Rus yönetimi küresel terörün ülkelerine karşı savaş retoriğinden dem vursa da insan hakları ihlalleri bir yana bu haliyle Rusya artan terör olayları karşısında hiç de başarılı bir görüntü vermediği aşikârdır. Bunda Rusya’nın birçok ülkenin terörle mücadele konusunda sıklıkla düştüğü bir hata olarak meseleyi basitleştirip şiddete indirgerken sorun çözülmedikçe ülkenin kendisinin şiddet sarmalına düşmesidir. Hâlbuki terör ne basit bir şiddet eyleminin açığa vurulmasıdır ne de ideolojikleştirilip “terörizm” haline getirilmesidir. Weberyen anlamda devletin “şiddetin meşru tekeli” olmasını tanımayan grupların kendi şiddetlerini meşrulaştırarak devletleşmesi aşamasındaki dışavurumlarıdır. Eşyanın tabiatı gereği hiçbir devlet kendi dışındaki hiçbir oluşumu “devlet” olarak kabullenemeyeceğine göre şiddet ve karşı şiddet kullanımı bir fasit daireye dönmektedir.
Rusya’daki terör eylemlerinin çoğunun ülkenin en yoksul bölgesi Kuzey Kafkasya olması hiç de şaşırtıcı değildir. Kişi başına düşen milli gelirin Moskova’ya kıyasla 10-15 kat daha az olduğu ve işsizlik oranının neredeyse %50’ye ulaşması bölgedeki ayrılıkçı hareketleri beslemekte ve Moskova’ya karşı nefreti derinleştirmektedir. Kuzey Kafkasya’daki çökmüş ekonomi nedeniyle genç nüfusun çoğunluğu Moskova ya da St. Petersburg gibi büyük kentlere gitse de Kafkas kökenli olmanın üzerlerine yıktığı olumsuz şüphe bu gençlerin büyük kentlerde iş bulabilme imkânlarını da oldukça sınırlamaktadır. Dahası eğer bulabilirlerse sıradan işlerde çalışmak zorunda kalan ve yükselme umutları törpülenen bu gençler bir yandan yasadışı işlere saparlarken geldikleri toplumun yerleşik kurallarına uymadıkça toplumun dışlamasıyla daha çok karşılaşmaktadırlar. Aslında taşradan kente göç edenlerle yerel halk arasında yaşanan sıradan tartışmalar etnik kökenli düşmanlığa dönüştükçe terörün yayılmasına da yol açmaktadır.
Rusya’nın mütemadiyen yaşadığı bu saldırılar neticesinde akıllara iki soru gelmektedir. Birincisi Rusya gibi tekrar “süper güç” olma hedefindeki bir ülke nasıl oluyor da havaalanı gibi yüksek düzeyde güvenlik tedbirleriyle donatılması gereken bir alanda saldırılara maruz kalabilmektedir? Bu gelişme Rusya’nın çok ciddi bir güvenlik zafiyeti olduğunu gözler önüne sermektedir. Yaşanan saldırı ABD’nin 11 Eylül sonrası güvenlik paranoyasına Rusya’nın da tutulabileceği/tutunabileceği ihtimalini gözler önüne sermektedir. İkinci soru ise, 2012’de seçimlere gidecek Rusya’da Putin’in yeniden Devlet Başkanı olmak için kendisine daha önce şöhret getiren Kuzey Kafkasya operasyonları için yeni bir altyapı hazırlamasına dairdir. Kısaca, acaba Putin bu şiddet döngüsünü seçimlerde oya mı tahvil mi etmek istemektedir? Bekleyip göreceğiz. Sonuç ne olursa olsun, Rusya’nın Kuzey Kafkasya konusunda sorunun sıradan bir şiddet meselesi olmadığını vakit geçirmeden anlaması gerektiğidir.
(Doç. Dr. Murat ÇEMREK, SDE Uluslararası İlişkiler Programı Koordinatör Yrd. - Amine YAZICI, SDE Asistanı)