Bundan sonraki süreçte, AB Komisyonu anlaşma metnini üye ülkelere dağıtacak ve onların da görüşlerini alacak ve 24 Şubat 2011 tarihinde yapılacak olan Adalet ve İçişleri Konseyi toplantısında ele alınacaktır. Anlaşma metni üzerindeki müzakereler bitse de bundan sonra her iki taraf mutabık kalınan bu metnin uygulamaya geçirilebilmesi yönünde mutabakata varması gerekecektir.
Bu süreci kısaca hatırlarsak, Schengen’le birlikte iç sınırsız bir yapıya kavuşan Avrupa, Somali, Afganistan, İran, Irak, Pakistan gibi ekonomik ve siyasi sorunların yaşandığı ülkelerden kendisine yönelen kontrolsüz insan hareketlerinden rahatsızdır. Özellikle ekonomik krizin hissedildiği ve işsizlik oranının yükseldiği bu dönemde kendisine ekonomik anlamda külfet getiren ve toplumsal entegrasyon ve güvenlik alanında da bazı problemlerin ortaya çıkmasına sebebiyet veren bu davetsiz misafirlere yönelik AB çapında ya da üye ülke bazında etkili tedbirler almaya çalışmaktadır.
Bu tedbirleri alırken, İtalya’da, Fransa’da ya da Yunanistan’da olduğu gibi aşırıya kaçıp insan hakları açısından açıklanamayacak ve savunulamayacak uygulamalara imza atıldığı da olmaktadır.
AB çapında öncelik verilen alanlar ise, dış sınırların korunması amacıyla kurulan Avrupa Dış Sınırlar Ajansı (FRONTEX), yasadışı göçmenlere yönelik oluşturulan biometrik veri bankası ‘EURODAC’, ortak iltica ve göç politikası geliştirilmesi ve üçüncü ülkelerle geri kabul anlaşmaları imzalanmasıdır.
Avrupa Komisyonu, son dönemde Rusya Federasyonu, Ukrayna, Moldova, Sırbistan, Makedonya, Arnavutluk, Bosna-Hersek ve Karadağ ile geri kabul anlaşmaları imzalamıştır. Bu ülkelerin bir kısmına yasadışı göçle mücadelede maddi destek taahhüdünde bulunmuş, bir kısmına vize kolaylığı bazısına da vize muafiyeti sağlamıştır.
Türkiye’den farklı olarak bu ülkelerin hiç birisi AB ile adaylı müzakereleri yürüten ülkelerden değildir. AB Türkiye’yle de bir geri kabul anlaşması yapılmasına büyük önem vermekteydi. Bunun sebebi, özellikle Yunanistan’a ulaşan yasadışı göçmenlerin önemli bir kısmının Türkiye’yi transit güzergâh olarak kullanmasıdır. Bu anlaşmayla birlikte Türkiye’den AB topraklarına ulaşan yasadışı göçmenlerin Türkiye’ye iade süreci hızlanmış ve kolaylaşmış olacaktır.
Dolayısıyla, AB’ne aday ülke olarak Türkiye’nin gösterdiği bu samimi işbirliği karşılığında sadece vize kolaylığı ile yetinmesi mümkün görünmemektedir. Cecilia Malmström’un değindiği vize politikasında yakın işbirliğinin altında mutlaka vize muafiyeti birinci gündem maddesi olmalıdır.
Schengen üyesi ülkelerin üçüncü ülke vatandaşlarına yönelik olarak uyguladıkları ortak bir vize sistemi bulunmaktadır. Dolayısıyla, herhangi bir Schengen ülkesine gidebilmek için o ülkenin yetkili makamlarından Schengen vizesi alınması gerekmektedir. 2009 yılında AB Konseyi’nin kararıyla, Sırbistan, Karadağ ve Makedonya vize uygulanacak ülkeler listesinden çıkarılmıştır. 2010 yılında Fransa, Danimarka ve Hollanda’nın itirazlarına rağmen AB Bosna-Hersek ve Arnavutluk vatandaşları için kısa süreli kalışlarda vizeyi kaldırmıştır. Bunların dışında AB ilginç bir adım atarak, uzak doğu Asya’dan Tayvan’a 2011 yılı başından itibaren vize muafiyeti uygulamaya başlamıştır. AB, Moldova ve Ukrayna’yla da vizesiz seyahat müzakerelerini devam ettirmektedir.
Vizelerin kalkması ticaret ve turizm sektörleri başta olmak üzere birçok açıdan olumlu sonuçlar doğurmaktadır. Türkiye’nin son dönemde yoğun çabalarıyla hayata geçirmeye başladığı ‘vizelerin kaldırılması’ politikasının arkasındaki pragmatik mantığı da bu şekilde okumak lazımdır. AB bu kazanımların dışında vize muafiyetini, yasadışı göçle mücadele ve sınırların daha etkin korunması gibi şartlara da bağlayarak bir taşla birkaç kuş vurma politikası izlemektedir.
Türkiye, bir AB standardı olan entegre sınır yönetimi anlayışı çerçevesinde dış sınırların sivil bir sınır güvenlik teşkilatı tarafından korunması hedefine yönelik çalışmalarda önemli mesafeler almıştır. Seyahat belgelerinin güvenliğinin artırılması amacıyla biometrik pasaport uygulamasına geçmiştir. Dolayısıyla tüm bu gelişmeler dikkate alındığında, AB ile Türkiye’yi ticari ve kültürel anlamda birbirine daha da yakınlaştıracak olan vize muafiyetinin, geri kabulle eş zamanlı olarak hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
[1]http://europa.eu/rapid/pressReleasesAction.do?reference=MEMO/11/50&format=HTML&aged=0&language=EN&guiLanguage=en