Müzakerelerin yapılacağı yerin tespitinde, sorunun taraflarıyla açıkça ve yüz yüze konuşabilen, bölgesel barış ve istikrardan yana tavrını net olarak ortaya koyan ve bu amaçla barışçıl bir çözüm arayışlarına aktif olarak dâhil olan Türkiye’nin öne çıkması, taraflar arasındaki iletişimin ve anlayışın artması açsından ümit verici bir gelişme olmuştur.
Bölgenin ihracata dayalı ekonomik gücünü ve istikrara odaklı politik duruşunu temsil eden Türkiye, içinde bulunduğu bölgede çıkabilecek en ufak bir karışıklıktan en çok etkilenecek ülke konumundadır. Bu durum Türkiye’nin bölgesindeki sorunlara uzak durmamasının ve rasyonel yaklaşımlarla çözüm üretmeye çalışmasının en önemli nedeni olarak görülmektedir.
2 gün süren müzakere toplantısının neticesine bakacak olursak, tarafların ‘görüşmelere devam etme iradesi’ni ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. Aslına bakarsanız tarafların tutumlarında bir değişikliği gerektirecek hızlı bir mutabakat da zaten beklenmemekteydi. Toplantı sırasında her iki tarafın da temel argümanlarında bir değişiklik olmamıştır.
İran, 1968 tarihli Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşmasında her ülke için garanti altına alınan barışçıl nükleer enerji elde etme hakkını tartışmaya açmayacağını belirtmiş, nükleer enerjiyi barışçıl amaçlar için istediğini vurgulamış ve ayrıca kendisine uygulanan ekonomik yaptırımların da kaldırılmasını istemiştir.
Karşı tarafın görüşü ise, İran’ın gizli amacının nükleer bomba üretmek olduğu şeklinde özetlenebilir. Bu kabullenişle yola çıkan müzakere gurubu, daha önce de gündeme getirdiği birkaç öneriyi İran’a iletmiştir. Bunlar arasında, İran’ın nükleer yakıt programının durdurulması ve elindeki nükleer yakıt karşılığında yakıt çubuklarının verilmesine dair öneriler bulunmaktadır. Bu takas önerisindeki temel düşünce, İran’ın elindeki uranyumun, nükleer bomba yapımında kullanılabilecek seviyede zenginleştirilme ihtimalini ortadan kaldırmaktır. Hatırlanacağı gibi, Brezilya ve Türkiye’nin diplomatik çabaları sonucunda İran’la böyle bir anlaşmaya varılmış ancak Batılı ülkelerce reddedilmiştir. Daha önce de müzakere grubunun nükleer takas için İran’a sunduğu öneri İran tarafından kabul görmemişti. Bu toplantıda Cathrene Ashton tarafından gündeme getirilen İran’ın elindeki 2800 kilogram düşük zenginlikteki uranyumla yüksek seviyede zenginleştirilmiş 40 kilogram uranyumun takas edilmesi önerisi İran heyetince olumsuz karşılanmıştır.
Buna durum karşısında Batı’nın İran’a karşı ilave ekonomik yaptırımları devreye sokması tartışılmaktadır. Bunun sinyalleri de Fransa ve ABD kaynaklı açıklamalardan alınmaktadır. Son yaptırımlar nedeniyle ekonomik ve ticari hayatı ciddi bir dar boğaza giren, ülke içindeki benzin fiyatı 2-3 katına çıkan İran’ın ekonomik durumunun böyle bir adım atılması halinde daha da kötüleşeceği açıktır.
Buna rağmen İran, nükleer yakıt programının durmasını değil Batı tarafından kabul edilmesini istemektedir. Nükleer enerji meselesi İran’da milli bir mesele olarak algılanmakta, Parlamento ve dini lider Ali Hamaney’in bu işte geri adım atılmaması konusunda ciddi bir etkisi olmaktadır. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın ülkesinin yeni dışişleri bakanı olarak İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali-Akbar Salehi’yi seçmesi de, bu konunun dış politikada İran açısından birincil öncelik olduğunu gözler önüne sermektedir.
ABD açısından baktığımızda ise, bu görüşmelerde ödün verme ya da geri adım atma şeklinde yorumlanabilecek hiçbir hareket, hele ki 2012’de yapılacak başkanlık seçimlerinin öncesinde mümkün gözükmemektedir.
Geçenlerde bu süreci de ilgilendiren ilginç bir açıklama İsrail istihbarat örgütü Mossad’ın başkanı Meir Dagan’dan gelmiştir. Meir Dagan emekliye ayrılmadan önce yaptığı açıklamada, ekonomik yaptırımların ve Stuxnet adlı bilgisayar virüsüyle yapılan siber saldırının İran’ın nükleer programını yavaşlattığını ve bu ülkenin en kötü ihtimalle 2015’te nükleer bomba yapacak kapasiteye ulaşabileceğini söylemiştir.
[1] Hatırlanacağı üzere, 2010 yılının ekim ayında İran’ın nükleer tesislerinde kullandığı Siemens marka makine ve cihazlara yönelik başlatılan Stuxnet virüs saldırısı yüzünden ülkedeki nükleer tesisleri zarar görmüştü. Yapılan değerlendirmelere göre, İran’ın elindeki santrifüjlerin beşte biri bu saldırı neticesinde kullanılamaz hale gelmiştir.
Kısacası, 2009 yılında Cenevre’de başlayan ve son toplantısı İstanbul’da yapılan müzakerelerin önünde zorlu bir sürecin olduğu ve başta karşılıklı güven noktasında olmak üzere kat edilmesi gereken bir hayli mesafe olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
[1] http://www.haaretz.com/print-edition/news/outgoing-mossad-chief-iran-won-t-have-nuclear-capability-before-2015-1.335656