Fransa’da bu iddialar, ulusal ekonomik güvenliğe karşı ciddi bir tehdit olarak algılanmış ve Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin talimatıyla konu Fransız istihbarat servisinin soruşturmasına havale edilmiştir. Fransız Meclisi de, bu olay üzerine ülkesinin ekonomik güvenliğini güçlendirmeye yönelik kanun çalışması başlatmıştır.
Ekonomik istihbarat konusuna eskiden beridir duyarlı olan Fransa’da 1995 yılında Başbakanın başkanlık ettiği Ekonomik Rekabet ve Güvenlik Komitesi kurulmuştur. Komitenin sekretarya hizmetlerini ise Milli Savunma Genel Sekreterliği yürütmektedir. Bu Komite’nin en önemli görevlerinden birisi, uluslararası ihalelerde Fransız şirketlerinin başarısını artırmaktır.
Günümüzde istihbarat faaliyetleri ve savaş deyince sadece askeri ve siyasi sırlar ile savaş meydanları anlaşılmamaktadır. Bunların yanında, belki daha da önemli yeni bir kavram ortaya çıktığını görüyoruz: Ekonomik istihbarat ve güvenlik.
Tüm dünyayı saran küreselleşme ve beraberinde gelen uluslararası ekonomik rekabet, ekonomik istihbarat kavramını, ülkelerin ulusal güvenlik algılamalarında ilk sıralara taşımıştır. Ekonomik istihbarat, hedef ülkenin ekonomik güvenliğini zedeleyecek ve kendi ülkesine ekonomik anlamda avantaj sağlayacak ya da kendi ülkesinin ekonomik sırlarını espiyonaja karşı koruyacak her türlü faaliyeti içermektedir.
Bu faaliyetlere istihbarat örgütleri kanalıyla devletler dâhil olabilirken, ekonomik rekabet ortamının baskısıyla bazı şirketler de, rakip firmaların ürün bilgileri ile ar-ge çalışmalarını ele geçirmeye yönelebilmektedir.
Bu faaliyetler sadece bilginin ele geçirilmesiyle sınırlı değildir. Bunun yanında, diğer ülkelerdeki büyük ihalelerin kazanılmasında ulusal şirketlere yardımcı olunması, rakip şirketlerin ürünlerine duyulan güvenin zayıflatılması, diğer ülkelerde istenmeyen yatırımların engellenmesi de vardır.
Endüstriyel casusluk iddialarına dönersek, bu olay aslında Çin’in adının geçtiği ilk hadise olmadığı gibi muhtemelen son da olmayacaktır. Zira özellikle 1980’li yıllardan itibaren ileri teknoloji ürünlerini kendi ülkesinde üretmek ve geliştirmek isteyen Çin, Batı’nın gerisinde kaldığını düşündüğü sektörlerde bu yönde bazı girişimlerde bulunmaktadır. Bu herhangi bir sektör olabilir. Örneğin ilaç, savunma, otomotiv, tekstil, kişisel bakım ürünleri, elektronik eşya, DVD ve sigara bunlardan birkaçıdır.
Batılı ülkeler açısından baktığımızda ise Çin gibi hızla büyüyen ve ucuz iş gücü avantajına sahip piyasalarla rekabet edebilmek için ellerindeki en önemli silah, ileri ve güvenilir teknolojidir.
Elektrikli otomobil sektörü, doğa dostu olması ve 50-60 yıl içinde tükenecek olan petrol ürünlerine bağımlı olmaması nedeniyle otomotiv sektörünün geleceğini temsil etmektedir. Bu doğrultuda, Nissan, Peugeot, Mitsubishi ve Citroen gibi büyük şirketler, elektrikli otomobil üretme yolunda önemli adımlar atmaktadır. Anlaşılan odur ki, Çinli üreticiler de elektrikli otomobil piyasasından daha fazla pay sahibi olmak için tüm yolları denemekten geri durmayacaklardır.
Orta ve ileri teknoloji ürünlerinde Avrasya’nın üretim üssü olmayı hedefleyen ve bunun için ilk defa Ulusal Sanayi Strateji Belgesini yürürlüğe koyan Ülkemizin ekonomik güvenliğe de yeterli oranda yatırımı yapması kaçınılmazdır. Aksi halde, savunma, elektrik-elektronik, makine, tekstil, beyaz eşya, demir-çelik gibi önemli sektörlerde yapılan proje geliştirme ve ar-ge faaliyetlerinden elde edilen endüstriyel sırların mahrem kalması ve ülkemizin gelişmişliğine katkı sağlaması mümkün olmayacaktır.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)
[i] http://www.reuters.com/article/idUKTRE7061V120110107