28 günde Kuzey Afrika’nın en sakin ülkesi olarak kabul edilen Tunus’ta bürokrasi ve askeri vesayete dayalı dikta rejiminin bir halk isyanı ile devrilmesi salt ekonomik veya siyasi kaygılarla açıklanmaz. Kitlesel gösterilere alışık olmayan Tunus yönetimi, 24 Ocak’ta göstericilerin üzerine ateş açma emrini vermiş, bir gösterici polisin açtığı ateş sonucu öldürülmüştü. Sidi Bousaid’de başlayan gösteriler, Tale, Kasserine, Rikab ve Başkent Tunus şehrine sıçrayınca Bin Ali, kronik bir soruna dönüşen işsizlikle mücadele edileceği, yolsuzlukların giderileceği ve gıda ürünlerine zam yapılmayacağı sözünü vermek zorunda kalmıştı.
Fakat Tunus Devlet Başkanı Bin Ali’nin bu sözleri sokakların gücünün farkına varan yaşları 15 ile 30 arasında değişen göstericileri yatıştırmaya yetmedi. Önce, Kara Kuvvetleri Komutanı gösterileri önleyemediği gerekçesi ile görevinden alındı sonra da, İçişleri Bakanı Ahmed Fria tek suçlu ilan edilerek görevine son verildi. Protestocular, hedeflerinin devlet başkanı olduğunu attıkları sloganlar ve taşıdıkları dövizlerle deklare ettiler ve devlet başkanının istifa etmesini istediler. 28 günde toplamda 70’den fazla kişi hayatını kaybederken, Devlet Başkanı Bin Ali, tek adam olarak yönettiği ülkesini terk etmek zorunda kaldı.
Bin Ali, bir hafta öncesinde ailesini gönderdiği Fransa’ya sığınmak istedi. Fransa Devlet Başkanı Sarkozy, iki ay önce Kuzey Afrika’daki en sadık müttefik ilan ettiği, “Kardeşim Ali” diye seslendiği sabık devlet başkanının Fransa’ya girmesine izin vermedi. İtalya ve Malta da, Bin Ali’yi kabul etmeyince önce Katar ve Libya’dan daha sonra da Suudi Arabistan’dan sığınma talebinde bulundu. Suudi Arabistan, daha önce Uganda eski Devlet Başkanı İdi Amin’den esirgemediği konukseverliğini, yönünü daima batıya çevirmiş Bin Ali için de gösterdi.
Halkın Sabrını Taşıran Neydi?
Tunus’un son yirmi yıllık tarihine baktığımızda diğer Kuzey Afrika ülkelerine oranla istikrarlı bir devlet yapısı göze çarpmaktaydı. Yer altı kaynakları bakımından fakir bir ülke olmasına rağmen turizm ve dış yatırımlar sayesinde istikrarlı bir büyüme oranına sahip Tunus’ta ilk ekonomik kriz 2001’de gerçekleşmiş, Fransa’nın sübvanse etmesiyle çoğunluğu oluşturan orta sınıfı fazla etkilemeden atlatılmıştı. Fakat 2008’de başlayan küresel ekonomik krizden etkilenen Avrupa’nın Tunus’taki yatırımlarını durdurması ve devlet şirketlerinin işçi çıkarmaya başlaması, işsizlik oranını resmi rakamlara göre yüzde 4’lerden yüzde 14’e çıkarmıştı (resmi olmayan rakamlara göre ise yüzde 30 ile 45 arasındadır). Gıda, giyecek fiyatlarındaki artış ve turizm gelirlerinin düşmesi halkın yüzde 60’nın günlük 2 doların altında yaşam mücadelesi vermeye zorlamıştı. Ekonomik kriz özellikle nüfusun yüzde 63’nü oluşturan 30 yaşın altındakileri etkilemişti.
Burgiba’nın devrilmesinden sonra Tunus halkına tanınan özgürlükler kaldırılmış, bağımsız sivil toplum ve siyasi partilerin kurulmasına izin verilmemişti. 2009 devlet başkanlığı seçimleri öncesindeki Bin Ali, 15 madde olarak yayınladığı seçim projesinde basın özgürlünün geliştirileceği, internet medyasının serbest bırakılacağı ve özel televizyonların kurulacağını belirtmesine rağmen verdiği sözleri tutmamıştı. Baskıcı, sansürcü ve eşi ile damadının yolsuzlukları Tunus halkının eleştirdiği konular haline gelmişti.
Tunus’un diğer Kuzey Afrikalılardan en önemli farkı, eğitilmiş bir sosyal tabakaya sahip oluşudur. Okuma yazma oranı, üniversite mezunlarının sayısı diğer Arap ülkeleriyle karşılaştırıldığında oldukça yüksektir. Engellemelere rağmen internet kullanımı yaygın olup, her lise ve üniversite öğrencisinden üçte birinin Facebook ve Twitter hesapları bulunmakta, devlet tarafından teşvik edilen Fransızca sayesinde dünya ile daha kolay iletişim kurabilmekteler. Youtube gibi video paylaşım siteleri yasak olmasına rağmen 17 Aralık’ta başlayan gösterilerle ilgili 1000’in üzerinde görüntü cep telefonları ile çekildi ve sosyal ağlarla yaygınlaştırıldı. Başkent Tunus ve Kasserine şehirlerindeki gösteriler, cep telefonları mesajları ve paylaşım siteleriyle organize edildi.
Yeni Sosyal Hareketlerin İlk Başarısı
Tunus’taki sokakların isyanı ile başlayan ve Bin Ali’nin devrilmesiyle sonuçlanan gelişmeleri yeni sosyal hareketliliğin ilk siyasi başarısı olarak görmek mümkündür. Çünkü küresel güçlerin içinde olmadığı bu halk isyanına dikkatli bakıldığında, alışılageldik muhalif hareketlilikten farklı olduğu görülmektedir. Kendini ateşe vererek intihar girişiminde bulunan bir gencin fitilini ateşlediği isyan dalgası, gösterilerin 22. gününe kadar şiddet içerikli değildir. Doğrudan karşı tarafa zarar vermek yerine kendini feda ederek karşı tarafı cezalandırma vardı. İntihar eylemlerinde öncelikli olan karşı tarafa zarar vermek ve cezalandırmak için kendi hayatını feda etmek varken, burada değerler üzerinden bir beklenti içinde olmadan kendini feda etme söz konusudur.
Cezayir, Mısır gibi ülkelerin de Tunus’taki gelişmelerden etkileneceği görünüyor. Fakat kısa sürede Arap dünyasında bir heyecan oluştursa da buradaki yönetimlerin erken bir tarihte sona ereceklerini söylemek oldukça iyimser bir yaklaşım olur. Çünkü Bin Ali’yi deviren Tunus halkının sosyal ve kültürel vasıflarına ne Cezayir ne de Mısır toplumu sahip. Ayrıca son yıllarda Tunus, ekonomik açıdan Fransa tarafından gözden çıkarılmış bir ülke durumundaydı, Cezayir’in petrol ve doğal gaza sahip olması Avrupa ülkelerinin Cezayir yönetiminden kısa bir sürede vazgeçmeyeceklerini gösteriyor. Mısır ise Batı Avrupa’dan ziyade ekonomik ve siyasi bakımdan ABD’ye bağımlı bir ülke, aynı zamanda iktidarın tek alternatifi liberal Kifaye’ye rağmen İslamcılar gözüküyor.
Tunus Değişebilecek mi?
Bin Ali’nin 23 yıllık iktidarı son bir aya kadar birçok Tunus uzmanı tarafından sarsılmaz görünüyordu. Fakat Batı ülkelerinin herhangi bir müdahili olmadan Tunus halkı, “değiştirilemez yönetim”i değiştirmeyi başardı. Sosyal devrimin, henüz aktörlerini ortaya çıkarmaması ve karar vericilerin hala Bin Ali döneminin kalıntılarının oluşturması, radikal bir siyasi ve sosyal değişimin gerçekleşmesinin zor olduğunu gösteriyor. Anayasa Mahkemesi Başkanı, Başbakan ve yeni Cumhurbaşkanının sözleri, devlet başkanının gitmesini yeterli gördükleri imajını veriyor. 60 gün sonra yapılacak seçimlere muhalefetin bütün unsurları katılmaz ve ortak bir siyasal dil kurulmazsa; Tunus’un yeni darbelere maruz kalacağını söylemek mümkün. Fakat şeffaf ve özgür bir seçim için bir birlik hükümeti kurulur, tüm muhalif unsurlara temsil hakkı tanınırsa; Belki o zaman Tunus, barış, özgürlük ve istikrar ile tanışabilir. Tunuslular Arap ülkelerine, halkın ne kadar güçlü olduğunu gösterdiler, iktidarında kendilerine ait olduğunu gösterebilecekler mi, yoksa bu halk devrimi, kendi diktatörlerini yeniden mi üretecek, bekleyip göreceğiz…
(İbrahim Tığlı, Araştırmacı)