Her ne kadar ortaya çıkışından itibaren çeşitli eleştirilerle içeriğinin zenginleşmesine şahit olunsa da, toplumun farklı kesimlerinin belirli bir “vasat”ta birbirleriyle iletişim ve etkileşim içinde olma vasfını hiç bir zaman kaybetmediğine dikkat çekerek, “kamusal alan”ın toplumun daha da demokratikleşmesi için toplum kesimlerinin sürece katılımlarını işaret ettiğini vurguluyor.
Türkiye’de “kamusal alan” kavramının kullanım tarzlarını kısaca değerlendiren çalışma, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in, AK Parti’nin iktidara gelmesinin hemen akabinde, “kamusal alan”ı “başörtüsü” ekseninde tanımlayarak, onu devlet otoritesinin temsil edildiği bir alana çevirme girişiminin anlamları üzerinde duruyor.
“Kamusal alan”ı özellikle “başörtülü”lerin “görünür” olmaya başladıkları bir “alan” olarak tanımlama çabalarına eleştirel olarak yaklaşan çalışmada, herhangi bir “din” gibi İslam’ın da bir toplumsal hareket olarak değil “kamusal din” çerçevesinde ele alınmasının “kamusa alan”ı kavramın içeriğine ve işlevine uygun bir hale sokabileceği vurgulanıyor.
Çalışma, Sezer’in müdahalesiyle dönüşen “kamusal alan” kavramının, devlet otoritesine yaslanır bir hale getirilmesi yanında, özellikle yargı bürokrasisinin toplumdaki gücünü arttırmaya dönük bir veçhesi olduğunu; siyasal partilerin kendilerini ifade etmelerinin önüne ket vurduğunu ve “başörtüsü”nü bir “hukuk problemi” haline getirdiğini ileri sürüyor. Neticede “başörtüsü” sorununun “hukuki” yollarla çözülebileceğini; ancak bunu sağlamanın en önemli aşamasının canlı bir “kamusal alan”ın varlığı olduğunu belirtiyor.
“Kamusal Alan ve Başörtüsü” analizin PDF versiyonu için
Tıklayınız…