Diğer ülkelerdeki büyük ihalelerin kazanılması konusunda yerli şirketlere yardımcı olunması, diğer ülkelerde kurulması istenmeyen bazı üretim tesislerinin engellenmesi, güvenilir ticaret kanallarının tesis edilmesi, stratejik ürünlerde dışa bağımlılığın en aza indirilmesi ve stratejik sektörlerin yabancı sermayenin eline geçmesini engelleyici tedbirlerin alınması bu kapsamda değerlendirilebilecek faaliyetlerdir.
Bu çerçevede, iş dünyasının dış politikadaki önemi giderek artmaktadır. Ülkeler, kendi şirketlerinin uluslararası ihaleleri kazanmaları ve özellikle doğal kaynaklara ya da stratejik konuma sahip ülkelerde ayrıcalıklar elde etmeleri için hiçbir fedakârlıktan kaçınmamaktadır. Zira ülkesine ait şirketlerin diğer ülkelerde ekonomik başarılara imza atması o ülkenin hem ekonomik hem de siyasi açıdan kazanç elde etmesi anlamına gelmektedir.
Çin’in son 10 yılda 10 kat geliştirdiği Afrika’yla ticari ilişkileri, Rusya’nın Afrika kıtasıyla Sovyetler döneminde özellikle silah sanayi sektöründe edindiği ayrıcalıklı pozisyonunu tekrar kazanmaya çalışması, İngiltere, Fransa ve Hollanda gibi ülkelerin Afrika ve Asya’daki eski sömürgelerinde ticari üstünlüklerini korumaya çalışması, ABD şirketlerinin küresel düzlemde nüfuz ve etki alanını genişletmesi, bu yöndeki çabaların tipik örnekleridir. Ancak düzgün ve güvenli işleyen ekonomi ile ileriyi gören bir dış siyaset sayesinde ülkeler bu yöndeki ulusal hedeflerini gerçekleştirilebilmektedir.
Stratejik Ürünlerde Yerli Üretim Hedefleri
Yurtdışı pazarlardaki ekonomik etkinliğin artırılmasına gayret edilirken içerde de ithalatın, özellikle de çok yönlü kullanım alanı olan teknolojik ürünlerde dışa bağımlılığın azaltılması hedeflenmelidir. Türkiye’den örnek verecek olursak, son dönemde ciddi bir büyüme hedefi tutturan THY’nin filosuna geçenlerde 5 yeni uçak alındı. Bu uçakların bir kısmı Fransız Airbus, bir kısmı da Amerikan Boeing ürünüdür. Türkiye’de 1938 yılında kurulan uçak fabrikası o günlerde şayet gerekli desteği görmüş olsaydı bugün THY’nin filosuna katılan uçaklar muhtemelen yerli üretim olacak ve yüzlerce milyon Dolar cebimizde kalacaktı. Bunun sadece ticari uçaklar için değil aynı zamanda savaş uçaklarımız içinde geçerli olması mümkün olacaktı.
Başka bir çarpıcı örneği, röntgen cihazlarıyla ilgi vermemiz mümkündür. Bilindiği gibi, Alman fizikçi Wilhelm Conrad Röntgen, kendi adıyla da anılan x ışınlarını bundan tam 115 yıl önce keşfetti. Bu keşfin ardından x ışınlarının tıbbi görüntüleme amacıyla sağlık sektöründe kullanılabileceği anlaşıldı ve hastaneler röntgen cihazlarının ilk taliplileri oldu. Bu kritik teknoloji günümüzde sadece sağlık sektöründe değil aynı zamanda güvenlik sektöründe de vazgeçilmez bir yerdedir. Havaalanlarında, alışveriş merkezlerinde, bazı özel ya da devlet kurumlarında kişi ve eşya kontrolü ancak bu teknoloji sayesinde yapılmaktadır. Güvenlik ve sağlık sektörleri için hayati bir araç olan bu cihazların standart dışı olması halinde yaydığı radyasyon oranı nedeniyle ciddi sağlık problemlerine yol açtığı bilinmektedir.
Bu kadar yaygın kullanım alanı ve stratejik bir ürün olmasına rağmen röntgen teknolojisi yani x ışını üretme mekanizması ülkemizde üretimi yapılmamaktadır. Bu yüzden, x ışını üreten tüm bu cihazlar yurtdışından ithal edilmektedir. Daha ucuza mal olduğu için son dönemde özellikle Çin kaynaklı cihazlar tercih edilmektedir. Bu ithalat nedeniyle yurtdışına ödenen paranın milyar Dolarla seviyesinde olduğunu da belirtmek gerekir.
Tüm bu faktörler göz önüne alındığında, ekonomik güvenliğin kamu yararı ve kamu sağlığıyla kesiştiği bu alana gerekli yatırımın yapılarak röntgende dışa bağımlılığın önüne geçilmesi elzem görülmektedir.
(Ömer Ersoy, Araştırmacı)